2 Haziran 2008 Pazartesi

kendi kendine telkin hipnoz, tellkin bilimi, kendine hakim olma, şuur altı, düşüncenin gücü

KENDİ KENDİNE TELKİN
(OTO - İPNOZ)
Sevgili okuyucular, bu bölümümüzde "Duyular Dışı Algı­lamalar" ve "Parapsikoloji"nin en önemli konularından birini ele alıyoruz.
TELKİN BİLİM
Başlıktan da anlaşılacağı üzere telkin başlı başına bilimsel bir araştırma konusudur. Telkinden amaç şuuraltına bir takım emirlerin verilmesidir. Şuuraltının özelliğinden dolayı, şuural­tımıza iletilen hemen hemen her emir çok kısa bir sürede fiziğe yansır ve verilen emir şuuraltı tarafından derhal yerine getirilir.
İnsan doğasının bu mucizevi özelliğini uzun yıllar önce farkeden çeşitli ülkelerdeki birçok araştırmacı, telkin üzerinde önemli çalışmalar gerçekleştirmiştir. Yapılan deneysel çalışma­lar, bu alanda önemli başarılan insanlığa kazandırırken, aynı /.amanda insan doğasının sırlarına da yeni bir bakış açısını be­raberinde getirmiştir.
Derin bir gevşemenin sonucunda ulaşılabilen ipnotik şuur hali içindeyken şuuraltına iletilen emirler, hem parapsişik alan­da kullanılmış, hem de eğitimden tıp alanına kadar çok çeşitli
53

alanlarda insan yaşamına büyük yenilikler getirmiştir. Örneğin Bulgaristan'da Lozanov bu metotla öğrenim süresinin 50 kat kısaltılabileceğini gözler önüne sermiştir. Tıp alanındaki başa­rılar da, tahminlerin bile sınırlarını aşacak boyutlara ulaşmıştır. Şu anda başta morfinsiz diş çekiminden, çeşitli ağrıları ve psi-kosomatik kökenli hastalıkları tedavi etmede "Telkin ve İp­noz" yaygın olarak kullanılmaktadır.
"Telkin ve İpnoz"un kullanım alanları günümüzde iyice gelişmiş ve Psikoloji, Pedegoji gibi bilimsel alanlar başta ol­mak üzere çok çeşitli alanlara kadar girmiştir. Halen dünyanın birçok ülkesinde resmi makamlarca ve hatta askeri alanlarda da kullanılmaktadır.
2000'li yılların son günlerinde tüm dünyaca önemi farke-dilen "Telkin ve İpnoz" konusu çok eski çağlardan beri inisıya-tik, ezoterik, felsefi, dini ve her türlü mistik çalışmalarda da et­kin bir şekilde kullanılmaktaydı. Zaten günümüzdeki modern üniversitelerin laboratuvarlarında kullanılan yöntemlerin temel perensipleri, yöntem ve kurallarının çoğu eski gizli bilgilere dayanır. Temel metotlar hiç bir zaman değişmemiştir.
TELKİN VE ŞUURALTI İLİŞKİSİ
Her insan telkin alma ve telkin verme yeteneğine sahiptir. Çünkü her insanın "şuuarltı mekanizması" aynı perensipler doğrultusunda çalışır. Telkine en müsait durum şuuraltının or­taya çıktığı derin gevşeme halidir. Bu nedenle ipnoza alınacak kişi derin bir gevşeme haline getirilir.
İpnoz normal bir uyku değildir. Uyku ile uyanıklık arasın­daki bir şuur halidir. İpnotize edilen kişi, normal uykudaki gibi rüya görmez. Zihni ipnotizöre bağlıdır. Konuşabilir... Muhake­me eder... Hisseder... Ve ipnotizörden gelen emirleri kendi iste­mi dışında yerine getirir...

54
"KENDİ KENDİNE TELKİN"
Şuuraltına bir takım emirler sadece ipnozdayken yani uy­ku ile uyanıklık arasındaki gevşemiş bir şuur hali içindeyken yollanmaz. Normal günlük şuurumuzdayken de yollanabilir. Zaten günlük yaşantımızda böyle emirleri bizler farkında ol­madan sürekli olarak şuuraltımıza yollarız. Fakat bu emirler direkt şuuraltına gitmediği için % 100 etkide bulunmazlar. Bu emirler önce normal şuurumuza gidip belli bir oranda süzül­dükten sonra şuuraltımıza gittikleri için, bu telkinlerin etkileri, ipnoz altındaki telkinlere oranla daha az olur. Ve hatta bazen hiç olmayabilir.
Uyanık haldeyken dışarıdan gelen tesirlerin şuuraltımıza gitmesini sağlayan en önemli etken, o emrin birçok kez tekrar edilmesidir. Uyanıkken şuuarltına telkin yollamanın başka yol­ları da vardır. Bunların bir kısmını bazı reklamcılar kullanmış­lardır. Bu amaçla yurtdışında yapılan bir Cola reklamını birço­ğumuz duyınuşusuzdur. Sinemalarda gösterilen bir reklam fil­minde gözün göremeyeceği kadar kısa bir sürede "Coca Cola içiniz" telkini görüntülü olarak verilmiştir. Gözün göremeye­ceği kadar kısa bir arada geçen bu telkinsel imaj hiç bir seyirci tarafından algılanamamıştır. Ancak filmin 5 dakika arasında, seyircilerin Coca Cola tüketiminde büyük bir artış gösterdik­leri tespit edilmiştir. Daha sonra bu tekniğin reklamlarda kulla­nılması yasaklanmıştır.
Kısaca toparlayacak olursak, telkin: Şuuarltına bilgi ve iş­lek gönderme metodudur. Ve bu en kolay olarak telkinlerin ra­hatlıkla şuuraltına gidebileceği uyku ile uyanıklık arasındaki gevşemiş bir şuur hali içerisinde gerçekleştirilir.
Şuuraltının en önemli bir başka özelliği de hiç bir konuda, hiç bir şekilde muhakeme ve mantık yürütmeden çalışmasıdır. Yani ne gelirse onu alır. İyidir, kötüdür gibi bir ayrım asla gös-lermez. Bu nedenle ipnoz çalışmaları yapan ipnotizörlerc çok hiiyük bir sorumluluk düşmektedir. Çünkü ipnoza alınan bir kimseye isteğinin dışında birçok şey yaptırılabilir.
55

DÜŞÜNCENİN GÜCÜ VE TELKİN
Telkinin gücü, psişik mahiyetli düşünce enerjisinden kay­naklanır. Telkin yollamak demek, yoğun bir düşünce enerjisi yollamak demektir. Düşünce enerjisinin telekinetik etkileri üzerinde daha sonra ayrıntılarıyla duracağız. Ancak şimdi dü­şünce enerjisi ile insanlar üzerinde nasıl etkilerde bulunulabile-ceğini bizzat sizin de deneyerek görebileceğiniz bir kaç pratik uygulamadan bahsetmek istiyoruz:
Deney 1
Otobüste, sinemada ya da çalıştığınız ofiste sırtları size dönük durumda bulunan kişilerden birini seçin. O kişinin başı­nın arkasına konsantre olun. Ve o kişinin geriye dönerek size bakmasını yoğun olarak düşünün ve isteğin... Bunu zihninizde canlandırın... En geç 60 - 90 saniye içinde seçtiğiniz kişinin geriye dönerek size bakacağına ya da ensesini kaşıyacağına şa­hit olacaksınız.
Adeta küçük bir oyuna benzeyen bu deneyle, insanlar üze­rinde düşünce gücü sayesinde telkine dayalı nasıl bir etki mey­dana getirilebildiği görülebilir.
Deney 2
Bu deney için en az 6-7 kişiye ihtiyaç vardır. Bir aile top­lantısı ya da arkadaşlarınızla beraber olduğunuz bir ortamda bu deneyi gerçekleştirebilirsiniz. Yapacağınız deneye katılanlara bir psi deneyi yapacağınızı söylemeniz mutlaka gerekli değil­dir. Olayı bir toplantı oyunu olarak da sunabilirsiniz. Ancak deneyin ne şekilde gerçekleştirileceğini önceden herkese anla­tın.
Odada bulunanlardan bir kişiyi kura yolu ile belirledikten sonra dışarıya çıkmasını isteyin. Odada konuşulanları duyına-

56
"KENDİ KENDİNE TELKİN"
maması için gerekli önlemleri alın. Geride kalanlar dışarıya çı­kan kişinin odaya döndüğünde içgüdüsel olarak yapmasını is­tedikleri bir iş belirlesinler. Örneğin arkadaşınızın odaya geri dönüşünden sonra masaya doğru yürümesi ve masanın üzerin­deki vazodan bir çiçek alarak koklaması gibi...
Seçtiğiniz işi belirledikten sonra, en az 2 - 3 dakika boyun­ca hepiniz o iş üzerine konsantre olarak, arkadaşınızın istekle­rinizi yerine getirmesini içinizden ona telkin yollamaya başla­yın. Sadece arkadaşınızı ve yapacağı işi düşünün. Başka bir şe­yin düşüncenizin konsantrasyonunu bozmamasına özen göste­rin. Belirlenen süre dolduktan ve içinizden biri arkadaşınızı ge­ri çağırdığında da konsantrasyonunuza devam edin. Arkadaşı­nız odaya girdiğinde de konsantrasyonununuzu sürdürün.
Konsantrasyonunuzun gücüne ve telkin verme kabiliyeti­nizin oranına göre arkadaşınız istenen telkinsel emri yerine ge­tirecektir. Çalışmanızın başarıya ulaşmasında en önemli etken­lerden biri de kuşkusuz, seçmiş olduğunuz arkadaşınızın telkin alma hassasiyetidir.
Bu ve buna benzer deneyler telkinin gücünü basit oyunlar­la insanlara göstermektedir. Ancak bizi asıl ilgilendiren bu kü­çük oyunlar değil, telkin gücünü kullanarak kendi üzerimizde istemediğimiz alışkanlıklarımızı ya da davranış biçimlerimizi bu yöntemle değiştirebilmektir. Fakat bu tür küçük oyunlar telkin alma ve telkin verme yeteneğinizin gelişmesine büyük oranda yardımcı olur.
KENDİ KENDİNE TELKİN METOTLARI
Kendi kendine telkin metotlarını kullanarak neler elde edi­lebilir?
1- Her türlü psikosomatik hastalıkların tedavisi.
Mide ülseri, asabi tansiyon, kanser, cinsel soğukluk vs...

57

2- Psikolojik rahatsızlıklar.
Sebepsiz korkular, fobiler, aşırı sinirlilik, stres, depresyon, obsesyon, posesyon, kekemelik, tikler vs...
3 Her türlü fiziksel ve psikolojik alışkanlıklar.Sigara, Alkol, Uyuşturucu bağımlılığı vs...
4 İstenmeyen davaranış biçimleri.
Topluluk karşısında konuşamamak, kendini ifadede zorluk, içe dönüklük, utangaçlık vs...
5- Şişmanlık veya zayıflık.
Herhangi bir bilgi ya da fikir, bize onu kabul etmeye mü­sait bir ruh durumunda olduğumuz zaman daha fazla tesir eder. Örneğin bir hastaya söylenen bir çift olumlu söz, onun sağlı­ğında bazen gözle görülür büyük bir değişikliğe sebep olabilir. Bunun içindir ki, istenen telkinlerin üzerimizde gerçekleşmesi için öncelikle onları kabul edebilen bir zihin içinde bulunma­mız gerekir.
Bu yüzden kendi kendine telkin çalışmalarında ön hazırlık oldukça önemlidir. Öncelikle başarısızlık endişesini ve kendi­nize güvensizliği üstünüzden mutlak surette atmanız gerekir. Bu çok temel ve birinci şarttır.
İkinci şart ise, ilk telkinlere başlamadan önce kendinizde değiştirmek istediğiniz noktalar ve varılmak istenen hedefler hakkında ayrıntılı bir plan hazırlayarak bunları bir yere not et-
menizdir.
Şimdi adım adım ilerleyerek kendi kendine telkin metotla­rını özet halinde görelim:
ÖN HAZIRLIK
Kendinize telkin edeceğiniz isteklerinizden sadece birini
belirleyiniz.
Kendi kendine telkin çalışmanızda bir teybe ihtiyacınız

58
"KENDİ KENDİNE TELKİN"
olacak. Daha önce üzerine herhangi bir kayıt yapılmamış boş bir kaset alın. Kasedin başından 15-20 dakika boş bırakın. Sonra isteğinize bağlı telkinsel cümleleri kaydedin.
Bu telkinsel cümlelerin hazırlanışında dikkat edilmesi gereken önemli ayrıntılar vardır.
1 Kuracağınız cümleler uzun, devrik ve anlaşılması zorbir üslup taşımamalıdır.
2 Cümleler asla olumsuzluk öğesi taşımamalıdır. Oluştu­rulacak cümlelerin tamamı olumlu emirler içirmeli ve kesinlik­le olacak olmalı keşke olsa gibi tereddüt içermemelidir. Şimdi­ki zaman kurulacak kelimeler için en uygun kalıptır.
Örneğin, "kendine güvensizlik" meselesini ele alalım:
"Kendime güvenmek istiyorum...", "İnşallah bu kendime güvensizlikten kurtulacağım...", "Kendime güvensizliğim ge­çecek..." gibi cümleler asla kullanılmaması gerekir.
Doğru cümle kalıpları şöyle olmalıdır:
"Kendime güveniyorum..." "Çok rahat konuşuyorum...", "Yaşama güveniyorum...", "içimdeki güç her geçen gün biraz daha artıyor..."
Olması istenen şeyin sanki olmuş gibi tasavvur edilerek cümlelerin kurulması gerekir.
3- Cümle sayıları tekrarca fazla, ancak adetçe mümkün ol­duğunca az olmalıdır. Telkin çalışmalarında altın kural şudur: Telkini kuvvetli yapan onun tekrarıdır. Aynı cümleyi en az 5 kez tekrarladıktan sonra yeni bir cümleye geçin. En fazla 8-9 farklı kelimeyi 5'er kez tekrarla­dıktan sonra yeniden ilk baştaki cümlelerinize geri dönün ve bu telkinleri 10 dakika süresince kasedinize kaydedin.
4- Cümleler kendinden emin ve kesin bir üslupla hafif kı­sık sesle okunmalıdır. Her bir cümlenin arasında en az 3 saniye süre bırakılmalıdır. Kasedinizi kendiniz doldurabileceğiniz gi­bi bir başkasına da doldurtabilirsiniz.
59
PATİK UYGULAMA
Bu çalışmanızda başarı elde edebilmek için size daha önce verilen gevşeme egzersizlerini kusursuz uyguluyor olmanız şarttır.
Odanıza geçin ve hazırlamış olduğunuz kasedinizi çalıştırın.. Gözlerinizi yarı kapalı tutarak, parmaklarınızı hafif­çe bükünüz. Vücudunuzun bütün kaslarını tam bir istirahat ve hareketsizliğe terk ediniz. Pasif bir halin sizi kuşatmasına izin verin. Zihninizi hareketsizlik kelimesine ait imajları canlandır­maya bırakın. Yani hareketsizlikten başka bir şey düşünmeyin. Uyuşuklukla beraber bir hafiflik hissi sizi yavaş yavaş saracak­tır.
Gözlerinizi kapayın... Gevşeme metotlarını uygulayarak, derin gevşeme haline ulaşın... Bunun için 15-20 dakikanız var. Bu süre içinde kasedinizin boş kısmı çalışacak. Tam gevşeme haline ulaştığınızda ise, kasedinizdeki telkinler otomatik olarak sizin şuuraltınıza kaydedilmeye başlayacaktır.
Kasedinizin telkinleri sona erdiğinde 1-2 dakika daha gev­şeme halinde kaldıktan sonra kendinizi yine gevşeme halinden çıkış yöntemlerine uyarak uyandırabilirsiniz.
DİKKATE ALINMASI GEREKEN NOKTALAR
1 İlk başlarda uykuya dalabilirsiniz. Bu normaldir. Çalış­malarınızı ilerlettikçe, uykuya dalmadan gevşeme halinde kal­mayı başarabilirsiniz.
2 Şuuraltı, siz onu neye ikna ederseniz, önce onu yapar. Bu çalışmalarla siz şuuraltınızı programlamakta olduğunuzun bilincinde olun. Arzu edilen sonuca ulaşacaksınız...
3 Başarının kaç seanstan sonra geleceği önceden belli de­ğildir. Bazen görünüşle ufak bir değişme elde etmek için bir-
60
"KENDİ KENDİNE TELKİN"
çok kez seansları tekrar etmek gerektiği halde, bazen çok ça­buk önemli değişimler elde edilebilir.
4 Genel telkin kurallarına göre pratik ve tekrar, telkinin başarıya ulaşmasını arttırsa da, önceden falan tesir şu kadar za­manda, şu kadar tekrarla istenilen sonucu meydana getirecek­tir, diye kesin bir şey söyleyebilmek mümkün değildir. Kaldıki hemen birkaç seanstan sonra netice elde edilmiyor gibi gö­rülse de, şuuraltınıza verdiğiniz telkinlerin sonuçları daha son­ra da ortaya çıkabilir. Çünkü kendi kendinize telkin seanslarınıyaparken, şuuraltınıza bir dizi halinde, bir nevi reaktif enerjikaynaklan bırakıyorsunuz demektir. Bunlar, siz hiç farketmeseniz de içten içe tesirlerine devam ederler. Ve belli bir süre sonra etkileri bir anda ortaya çıkabilir. Bu nedenle hiç bir şey elde edilmiyormuş gibi zannedildiği durumlarda bile telkinleri­nizin şuuraltınızda reaktif bir kaynak gibi çalışmakta oldukları­nı asla unutmayın...
5 Seçmiş olduğunuz belli bir konu üzerinde düzenleyece­ğiniz seanslarınızın adedi 25'i geçmemelidir. Günde bir kez ol­mak üzere toplam 25 gün çalıştıktan sonra, o konuyla ilgili telkinsel çalışmalarınızı kesin ve 1 ay bekleyin. Arzu edilen so­nuç bu 1 ay süresince de elde edilmemişse aynı konu üzerindeseanslarınıza tekrar başlayabilirsiniz. 25 gün sonra yeniden ça­lışmanıza 1 ay süresince ara verin. Tüm bu çalışmalarınıza rağmen hala istediğiniz sonuca ulaşamadıysanız o konuyu bı­rakın. Başka bir konu üzerinde telkin çalışmalarınıza devam edebilirsiniz... Çok daha sonraları hatta belki de dört - beş aysonra bir anda o ilk isteğiniz, şuuraltınızın derinliklerinden bir yanardağ gibi fışkırarak başarıyı size getirebilir.
6 Acil bir durumda kendinizi istediğiniz hale sokabilmek için, gevşeme haline geçmeden de telkinin gücünden yararla­nabilirsiniz. Örneğin hiç sevmediğiniz bir ortamda yine hiç sevmediğiniz kişilere karşı bir konuşma yapmak zorunda oldu­ğunuz bir anda ya da sırf arkadaşınızın hatırı için hiç sevmedi- 61

ğiniz bir filme gitmek zorunda olduğnuzda, üst üste içinizden 40 kez "o kişilerin arasında kendimi çok huzurlu hissediyo­rum" veya "....'filmine gitmeyi çok istiyorum" diye tekrar
edin.
Bu tür aceleye getirilmiş bir telkinin bile çok büyük yarar­ları vardır. Mucizevi bir şekilde bunun yararını göreceksiniz. Halk arasında "Kırk defa söylersen gerçeklişir" sözü boşuna söylenmiş bir söz değildir... Deneyin kararınızı siz verin...
HİPNOZ
Kitabımızda "Duyular Dışı Algılamalarımız"ın geliştiril­mesine yönelik; herkesin kendi kendine uygulayabileceği tek­nikleri ele aldığımız için, ipnoz konusuna burada çok fazla yer vermiyoruz. Çünkü ipnozda bir başka kişiye ihtiyaç vardır. Ancak yine de ileri ipnoz tekniklerini ele almasak da ipnoz de­neylerinde bulunmak isteyen okurlarımız için ana başlıklarıyla bazı teknikleri aktarmak istiyorum...
HiPNOZ NEDiR?
Şuuraltına bir takım istek ve emirlerin iletilebilmesi için süjenin yani üstünde çalışma yaptığınız kişinin, derin bir gev­şeme haline geçirilmesidir. Az önce ele aldığımız kendi kendi­ne telkin çalışmalarının da temeli.aslında ipnoza dayanır. Nite­kim Parapsikoloji'de kendi kendine telkin uygulamasına oto-ipnoz adı verilir.
Bir zamanlar ipnozu uygulayıp, pek başarılı olamadığı için vazgeçen Sigmund Freud'un "psiko - analiz" metodu 1980'li yılların başından itibaren; başla ABD, Kanada, Avrupa'nın bir­çok ülkelerinde özellikle de İngiltere'de yerini geniş bir şekil­de "ipno - analizce terk etmiştir.
"İpno - analiz" yöntemi, kişideki ruhsal problemin ve so-
62
"KENDİ KENDİNE TELKİN"
runun kökenini ortaya kolayalıkla çıkartması bakımından çok faydalıdır. Bu yöntemin uygulanışında, yaşamın hatta geçmiş yaşamların gerilerine doğru gidilerek gerçek sorunu bulup çı­kartmak ve ona göre telkinler verilmesi mucizevi bir iyileşme meydana getirir. Başka hiç bir metot bu kadar etkili değildir.
Modern dünyanın pisikologları artık günümüzde ipnozun getirdiği olanaklardan alabildiğince yararlanmaktadırlar. An­cak ne yazık ki, yurdumuzdaki bazı tutucu ve gerici psikiyat-ristler hala eski modası geçmiş yöntemleri ısrarla uygulamaya devam etmektedirler.
Son derece geniş bir kullanım alanı olan ipnoz, bilinçli el­lerde özellikle psikiyatride de önemli bir fonksiyon görmekte­dir. Tabii yurdumuzda değil daha çok yurtdışında...
İpnozla hedeflenen şey, telkin edilebilirlik oranının artırıl­masıdır. Bunun da en kolay yolu, kişiyi derin bir gevşeme hali­ne sokmaktan geçer. Gevşeme hali aşamalı bir süreçtir. En ba­sit bir gevşemeden daha derin gevşemeye ve son olarak da transa kadar uzanan bir skala izler. Gevşeme halinin derinliği ipnozdaki başarının da oranını belirler.
İPNOTİK UYKUNUN DERECELERİ
İpnotik uykunun başlıca 4 kademesi vardır:
1 Günlük yaşamımızda sıklıkla görülen kısa süreli dal­gınlık halleridir.. Buna halk arasında "gözüm daldı" tabiri kul­lanılır. Kendiliğinden ortaya çıkan hafif bir ipnotik haldir.
2 Hafif Trans: Derin gevşemenin sınırlarındaki bir haldir. Özel gevşeme metotlarıyla elde edillebilen uyku ile uyanıklık arasındaki bir şuur halidir. Solunum ve nabız yavaşlar. Organ­larda hissizlik ortaya çıkar, a ritmine giriş aşamasıdır. Telkine müsait bir ortam oluşur. Streslerden ve alışkanlıklardan kurtu­labilmek için yapılacak telkin çalışmaları için yeterli bir gevşe-

63

menin sağlandığı aşamadır.
3~ Orta Trans: Derin gevşeme de denir. Vücudun balon gi­bi şiştiği ve ağırlaştığı hissedilir. Bu ağırlık hissi verilen telkin­lerle hafiflemeye de dönüşebilir. Vücudunuzun tüm odayı kap­ladığı hissedilebilir. Bir süre sanki su üstünde yatarmış gibi vü­cudunuzun hafif hafif sallanmaya başladığı da hissedilebilir. Kendiliğinden imajların ortaya çıktığı derin gevşeme halidir. Geçmişi hatırlamaların ortaya çıkmaya başladığı devredir. Du-rugörü, astral seyahat gibi Duyular Dışı Algılamalar'ın yaşan-masıl bu devrede görülebilir. Verilen telkinlerle süje hiç bir acı hissetmeden diş bile çektirebilir. Anestezik halin rahatlıkla ya-ratılabildiği bir aşamadır.
4- Derin Trans: Tam trans halidir. Genellikle medyomsal irtibat celselerinde kullanılır. Fiziki tam hissizlik ve fiziki tam duyarsızlık halidir. Fizik ile olan duyusal irtibatın tamamen ke­sildiği bir noktadır. Bu hal içinde spatyom ve spatyomdaki var­lıklarla irtibata da geçilebilir. Bu trans durumundan çıkan süje yaşadıklarını büyük bir oranda hatırlamaz. Tam trans halinde süjeye verilen tüm telkinler anında süje tarafından yerine geti­rilir. Şuuraltıyla dirket irtibatın sağlandığı bir aşamadır. Böyle bir transa sokulan süje verilen telkinlerle odada dolaştırılabilir. Ancak o bunun farkında bile değildir. Post - İpnotik telkinlerin verilebildiği bir aşamadır. Post ipnotik telkin, bir anahtar sözcüğün şuuraltına yerleştirilerek, süjenin uyandırıldıktan sonra bu sözcüğü duyduğu an verilen emri içgüdüsel bir itil im­le yerine getirmesi prensibine dayanan bir yöntemdir.
İPNOTİK KANDIRMACA
"İpnotik ipnoz" ve "Manyetik İpnoz" olmak üzere başlıca iki tür ipnoz çeşidi vardır. Her ikisinin de temeli derin bir gev­şeme ve telkin prensiplerine dayanır. Ancak derin gevşemeye geçiş yönteminde farklılık vardır. "İpnotik İpnoz"da derin gev-
64
"KENDİ KENDİNE TELKİN"
seme halinin yaratılması telkinle gerçekleşir. "Manyetik İp-noz"da ise derin gevşeme hali ipnotizörün manyetik paslarıyla gerçekleştirilir. Derin gevşeme hali sağlandıktan sonra uygula­nan teknikler her ikisinde de aynıdır.
Yurtdışındaki parapsikoloji laboravuarlannda bilimsel çevrelerce çeşitli alanlarda kullanılan ipnoz, maalesef yurdu­muzdaki bazı kişilerce zaman zaman maddi ve manevi istismar konusu edilmektedir. Böylelikle yurdumuzda dünya literatürü­ne giren yeni bir ipnoz yöntemi çıkmıştır! Biz buna "ipnotik kandırmaca" diyoruz!... 1998 yılında İnter Strar televizyonuna çıkan Esin Üzer kendisinde manyetik güçlerin bulunduğunu ve bu yolla ipnoz yapmakta olduğunu iddia etmişti. Bu gücünün kanıtı olarak da bir tavuğu ve bir tavşanı bile ipnoz edebilece­ği iddiasında bulunmuş ve bunu yaptığı bir deneyle ekranlarda göstermişti. Her televizyon programında kendisinin doğaüstü güçleri bulunduğunu iddia eden bu bayan yine insanları kan­dırmaya çalışmıştır...
Bir zamanlar benim de yönetim kurul üyeliğinde bulundu­ğum ve daha sonra büyük bir grup halinde istifa ettiğimiz Me­tapsişik Tetkikler ve İlmi Araştırmalar Derneği'nce 1981 yılın­da yayınlanan "İpnoz'un Gerçek Yüzü" adlı kitabın 21. sayfa­sından konuyla ilgili bir paragraf aktarmak istiyorum:
"Ayakları bağlı bir tavuk yere yatırılır da gagasının ucu yönün­de yere bir tebeşirle bir çizgi çizilirse, tavuk bir süre tamamen hare­ketsiz kalır. Ayakları çözülse ve uyaran bile yapılsa hayvan hareket­siz durumunu sürdürür."
Yine aynı kitabın 22. Sayfasının hemen başında ise şu sa-drlar bulunmaktaydı:
"Tavşan sırt üstü yahrılırsa kımıldamadan saatlerce sakin sakin o durumda kalabilir. Oldukça ağrı verici cerrahi müdahelelere bile anesteziye gerek kalmadan dayanabilirler."
O programı seyredenler hatırlayacaklardır... Söz konusu bayan önce tavuğu sonra da tavşanı aynı şekilde hareketsiz bı-
65


rakmuş ve bunu yapabilmesini de kendisindeki manyetik güce
bağlamıştı!
Oysa ki herkesin yapabileceği bu uygulamanın manyetik güçlerle hiç bir ilgisi yoktur. Bunu tüm ipnozla ilgili kitaplarda görebilmek mümkündür... Konuyla ilgili hiç bir bilgisi olma­yan Hakan Aygün ise büyük bir şaşkınlıkla olanları izlemiş ve Esin Üzer'i mucizevi bir insan olarak kamuoyuna sunmuştu...
Yine aynı bayan, 1993 yılında da dünyayı cinlerin istila et­mekte olduğunu ve bu istiladan insanların kendilerini koruya­bilmeleri için tanesi 5.000.000.- TL'den pazarladığı kolyelerin alınması gerektiğini çevresindeki insanlara empoze etmeye çalışıyordu... Neyse... Biz sözde medyom Esin Uzer'i bir ke­nara bırakalım...
Yurdumuzda bu konuda böylesine düzeysizlikler yaşan­makla beraber yine de ipnozu tıp alanında kullanan çok sayıda bilimadamı bulunmaktadır. Bunlardan biri de Diş Hekimi Dr. Sayın Ali Müezzinoğlu'dur. Sayın Müezzinoğlu hem ipnozla diş çekimi ve diş rahatsızlıkların tedavisini hiç bir acı hissettir­meden gerçekleştirirken, aynı zamanda öğrenim süresini kısal­tan ipnoz metoduyla öğrenciler üzerinde de çalışmalarını sür­dürmektedir. İşte bu tür çalışmalar insana biraz da olsa Türki­ye'nin çağdaş geleceği hakkında umut veriyor...
BASİT BİR İPNOZ DENEYİ
Şimdi herkesin rahatlıkla uygulayabileceği bir ipnoz yön­temiyle konumuzu toparlayalım...
Bu çalışma için öncelikle bir süje bulmakla işe başlayın. Gönüllü bir süjeyi bulduktan sonra neler yapacaksınız adım
adım bunu görelim:
Çalışmaya başlamadan önce elinizi yüzünüzü sabunla iyi­ce yıkayın. Mümkünse ılık bir duş alın.
66
"KENDİ KENDİNE TELKİN"
Kimsenin sizi rahatsız etmeyeceği, sessiz bir odaya geçin.
Süjenizin başına ve sırtına yumuşak yastıklardan hazırla­yacağınız bir döşekle, hafif dik bir pozisyonda yatmasını sağ­layın. Tam oturmasın ama tam da yatmasın. İkisinin ortasında bir şekilde kanepeye uzansın.
Odanızın ışığını azaltın.
Elinize ışığı mavi kap kağıdıyla örtülmüş küçük bir el feneri alın... Süjenizin göz hizasının biraz üstünde tutarak, mavi ışığa konsantre olmasını isteyin. 2-3 dakika süreyle sadece mavi ışığa baksın ve ondan başka hiç bir şey düşün­mesin. Mavi ışık süjenizin gözlerinden 30 cm kadar uzakda tutulmalıdır. Bu süre içinde kendisine şu telkinlerde bulun­maya başlayın:
"Gayet rahat, gayet sakinsiniz... Sizi saran ağırlıklardan kurtulun... Rahatça uzandınız... Vücudunuzda sizi rahatsız e-den bir şey varsa hareket edip düzeltebilirsiniz... Vücudunuzu serbest bırakın... Omuzlarınızı serbest bırakın... Külçe gibi bu koltuğa yığın kendinizi... Gayet rahat ve sakin durumdasınız... Gözlerinizi kapatmak istiyorsunuz ama kapatmayın. Işığa, sadece ışığa bakın... Zihniniz sesime ve ışığa odaklanmış durumda... Asla gözlerinizi kapatmayın... Dikkatlice ışığı göz­leyin ve sesime konsantre olun... Az sonra gözlerinizi kapatacaksınız... iyice gevşemeye başladınız... Gevşiyor­sunuz... Üçe kadar sayacağım... Uç deyince gözlerinizi kapatabilirsiniz... Bir... iki... Uç..."
Süjcniz gözlerini kapattıktan sonra 15 saniye kadar susun. Bırakın a ritmi onu sarsın. Bu arada şu telkinlerde bulunun:
"Bacaklarınız, kollarınız, karın ve sırt kaslarınız gev­şiyor... Yüz kaslarınız, gözlerinizin etrafındaki kaslar gev­şiyor... Bir gevşeme dalgası sizi kuşatmış durumda... Bu gevşe­menin sizi sarmasına izin verin... Omuzlarınızı, başınızın yastı­ğa değen kısımlarını bırakın yığılmasına yatağa serilsinler... Birazdan gözlerinizi açmanızı sizden isteyeceğim... Biliyorum.

67
sizi saran bu gevşeme hali yüzünden gözlerinizi açmak size bü­yük bir azap gibi geliyor... Ama komutumu bekleyin... Üçe ka­dar sayıyorum... Uç deyince açın gözlerinizi açacaksınız... Bir... İki... Üç..."
15 saniye hiç bir şey söylemeyin. Mavi ışığınıza bakmaya devam etsin... Bu arada şu telkinlerde bulunun:
"Gözlerinizi büyük bir zorlukla açık tutuyorsunuz. Işık sizi ağır ağır kendinizden geçiriyor... Ona dikkatle bakınız... Tüm dikkatinizi ona yöneltiniz... Işık gittikçe silikleşmeye ve bulanıklaşmaya başladı... Göz kapaklarınız iyice ağırlaştı... Gözlerinizle birlikte tüm vücudunuz ağırlaştı... Kollarınız, bacaklarınız kurşun gibi ağır... Daha çok ağırlaşıyor... Bu ağırlığı gittikçe daha çok hissediyorsunuz. Bu ağırlık tüm vücudunuzu sarıyor... Göz kapaklarınızı açık tutmakta güçlük çekiyorsunuz... Üçe kadar sayacağım ve siz zorlukla açık tut­maya çalıştığınız gözlerinizi büyük bir huzur içinde kapatacak­sınız... Gözlerinizi kapadığınızda şimdiye kadar hiç olmadık bir huzur ve gevşeme dalgası sizi kuşatacak... Bir... iki... Üç..."
Süjenize 15 saniye telkin vermeden onu kendi haline bıraktıktan sonra size daha önce "kendi kendine gevşeme" metotlarında verdiğimiz nefes alma egzersizlerini süjenize yaptırın ve daha sonra şu telkinlerle ipnoz deneyinize devam e-diniz:
"Gevşiyorsunuz... Gittikçe daha fazla gevşiyorsunuz... Uy­ku ile uyanıklık arasındaki bir sınırda derin bir şekilde gev­şiyorsunuz... Gayet rahat, gayet sakinsiniz... Büyük bir huzur içinde gittikçe daha çok, daha çok gevşiyorsunuz... Rahat, sakin ve düzenli olarak nefes alıyorsunuz... Kendinizi içinizden hissedin... Kendinizi içinizden hissedin... Ağır ağır dal­galanıyorsunuz... Kalbiniz sakin ve güçlü olarak atıyor... içinize dolan enerji sizi beşikteymiş gibi sallamaya devam ediyor... Gayet rahat, gayet sakinsiniz... Gevşemenin sizi saran duygusunu hissedin... Gevşemenin verdiği huzuru hissedin...
68
"KENDİ KENDİNE TELKİN"
Gevşiyorsunuz... Gittikçe daha çok gevşiyorsunuz... Tüm be­deniniz bir külçe gibi yığılmış vazivette... Ve siz onu his­sedemiyorsunuz bile... Kendinizi içinizden hissetmeye devam edin... Bırakın gevşemenin huzuru sizi iyice sarsın... Artık enerjinizin kaynağıyla bir ve bütünsünüz..."
Süjeniz şu anda telkin alma yeteneğiyle orantılı bir gev­şeme şuuru içinde bulunmakta... Artık isteğiniz doğrultusunda ona bazı telkinlerde bulunabilirsiniz. İlk başlarda ona büyük bir enerjiyle dolu, neşeli bir şekilde kalkacağını telkin edin. Bu onun streslerden büyük bir oranda arınmasını sağlayacaktır. Çalışmalarınız ilerledikçe onu çeşitli alışkanlıklarından kur­tarabilir ya da eğer varsa psikosomatik kökenli rahatsızlıklarını tedavi etmeye de çalışabilirsiniz. Deneylerinizdeki başarınızı ölçmek için, süjenize bazı telkinlerde bulunarak süjenizin gev­şemede hangi aşamaya kadar ulaştığnı test edebilirsiniz. Ör­neğin ondan bir elmayı gözünün önünde canlandırmasını is­teyin. Eğer bunu başarırsa en az orta dereceye yakın bir transın gerçekleştiğini düşünebilirsiniz.
Süjenizi tekrar uyandırmak için şu yolu izleyin: "Şimdi bir müddet susacağım... Tekrar sesimi duy­duğunuzda sizi saran bu gevşeme şuurundan yavaş yavaş uzaklaşmaya başlayacaksınız..."
25 - 30 sn kadar sustuktan sonra şu telkinlerle çalışmanızı sona erdirin:
"Derin bir nefes alın ve verin... Gevşeme halinden çık­maya kendinizi hazırlayın... Tekrar derin bir nefes atın ve ne­fesinizi verin... Nefesinizi verirken sizi saran gevşeme hali hız­la verini normal şuurunuza terk etmeye devam edecek... Uyanıyorsunuz... Eski halinize geri dönüyorsunuz... Az sonra sizden göz/erinizi açmanızı isteyeceğim... Yavaş yavaş el­lerinizi ve ayaklarınızı kıpırdatabilirsiniz... Biraz sonra üçe ka­dar sayacağım... Uç dediğimde tamamen uyanmış olacaksınız.
69

Gözlerinizi açtığınızda büyük bir enerji dolmuş vaziyette neşe içinde uyanacak ve ayağa kalkacaksınız... Bütün baskılardan ve streslerden uzak bir yaşam sizi bekliyor... Ayaklarınızı, ba­caklarınızı ve kollarınızı kıpırdatın ve gerin kendinizi... İyice gerin... Boynunuzu ve başınızı oynatın... Bir... iki... Üç..."
Bu tür ipnoz çalışmalarını yaparken, süjenizin şuuraltı her türlü tesiri kabule açık olacağı için, sizin duygu ve düşünce bazında sürekli pozitif bir enerji üretmeniz gerekmektedir. Eğer o gün çok yorgun ya da stresiiyseniz. Kesinlikle süjenizle ipnoz çalışmaları yapmamaya özen gösteriniz.
HERKESE KENDİNİZİ İPNOZ YAPTIRMAYINIZ
Sevgili okurlarımız...
Sebebi her ne olursa olsun, kendisini yakından tanı­madığınız kişilere kendinizi ipnoz ettirmeyin...
Çünkü ipnoz altındayken şuuraltınız açıkta kalmakta ve her türlü tesir kolaylıkla şuuraltımıza girmektedir. İpnoz yap­tığını söyleyen kişilerin özellikle yurdumuzda bazı gerekli şartlara dikkat etmediklerini üzülerek söylemek zorundayız...
Kaş yapayım derken göz çıkartmak istemiyorsanız ipnoz konusunda titiz davranmanız gerektiğini özellikle söylemek ve sizi bu konuda uyarmak mecburiyetini hissediyoruz...
İpnozun ne kadar ciddi bir uygulama olduğunu bilen siz SINIR ÖTESİ Okurları olarak, buna dikkat ediniz ve çevrenizde­ki kişileri de bu konuda uyarınız...

okul başarısını hayat başarısına aktarma

OKUL BAŞARISI ’ndan HAYAT BAŞARISI’na
Yazar: Doç. Dr. İlhan KASATURA
Yayınevi: Altın Kitaplar Yayınevi

1-Giriş
Yazar kitabına yapmış olduğu bir otobüs yolculuğunda yanındaki ve otobüsteki bazı ailelerle olan konuşmaları ile başlıyor. Bu konuşmalar okul ve hayat başarısı üzerine. Devamında yazar 1970 yılında yapmış olduğu bir anketi ve 20 yıl sonrasını anlatıyor.
1970 yılında 15-18 yaşlarında 258 lise öğrencisini içeren bir anket yapılmış. 20 yıl sonra bu öğrencileri yazar araştırmış ve 32 kişiyle okulun geleneksel çay gününde tekrar bir araya gelip görüşmüş. Olaylar 20 kişilik bir grup arasında geçiyor. Anket sonuçları 1970 yılında 144 ve 1990 yılında ise 32 kişi üzerinden değerlendirilmeye alınmış. Sonuçlar rakam olarak ifade edilmiş. % olarak ifadesini kendim yaptım. Seçilen adaylar belirli bir sosyal yaşam düzeyinde.
Elde edilen sonuçlar gerçekleri yansıtma yönünden isabetli. Sonuçlara ilişkin yazarın önerileri ve çözümleri gerçekçi görünüyor. Uygulanabilir bir his uyandırıyor. Anket sonuçlarında genel olarak iki konu ele alınmış. Öğrencinin okul başarısı ve okul sonrasındaki hayat başarısı. Okul hayatında başarılı öğrenciler ve başarısız öğrencilerin bu durumlarını sağlayan sonuçlar anketlerde ele alınarak araştırılmış. Başarı ve başarısızlık üzerine öğretmen görüşleri alınmış. Başarı -başarısızlık üzerinde öğretmenin rolü anlatılmış. Öğretmenlerin sorunları dile getirilmiş. Zeka durumu, aile ilişkileri, arkadaş ilişkileri ve çevrenin başarı ve başarısızlıktaki rolü araştırılmış.
20 yıl sonra bazı adayların bazı görüşleri:
“Çağdaş yönetici bir ekip çalışmasını gerçekleştirebilen, varılmak istenilen hedefler doğrultusunda işleri organize ederek, en verimli sonuçların alınmasını sağlayan kişidir. Ancak tümüyle kendi görüşlerini uygulamaya koyması, yatay ve dikey etkileşim ile bilgi alışverişini önler. Bu nedenle iyi performans ve yaratıcılık gösteren kişilerin ödüllendirilmesi ve görüşlerine yer verilmesinden yanayım. Bazı şirketlerde toplantılarda gözlediğim şey, üst düzey yöneticilerin astlarına hiçbir yaratıcılık şansı tanımadıklarıdır.”
“İnsanın başkaları üzerinde bıraktığı etkileri bilmesi bence başarılı olabilmek için atılacak en önemli adımlardan biri.”
2- Yirmi Yıl Sonra Yapılan Anket Sonuçları Ve İçeriği:
AİLE HAYATI BAŞARISI:
Aile içi ilişkilerin iyi olması; rahat iletişim kurabilme
Sevgi ve saygı ortamı
Paylaşabilme özellikleri
Birbirlerine destek olabilme, dayanışma
Güven duymak
Birlikte olmaktan mutluluk duymak
SOSYAL HAYAT BAŞARISI:
Toplum içinde geçerli bir mesleği ve yeri olmak
Arkadaş ilişkilerinde aranılan bir kişi olmak.
En az iki kuruluş veya grubun üyesi olmak.
Ekonomik olarak rahat geçinme standartlarına sahip olmak.
Kültürel etkinliklere katılmaktan zevk duymak ve aktif olarak yaşamak.
İŞ HAYATI BAŞARISI:
İşinde yerini bulmuş olduğuna inanmak
Kendisine ihtiyaç duyulan bir kişi olduğunu kabul etmek.
İşyerinde astları ve üstleriyle iyi geçinmek.
İşinde kendi bireysel yaratıcılıklarını da gösterebilme şansını bulmak.
Başkalarına ters düştüğü durumlarda bile kendisini ifade edebilecek cesarette olmak.
1970 Yılında Okulda Başarılı Ve Başarısız Öğrencilerin 1990 Yılındaki Hayat Başarılarının Görünümleri
Toplam 32 Kişi

Okulda
Başarılı
Öğrenciler
Okulda
Başarısız
Öğrenciler
Ba?ary Durumu Değerlendirme
Aile hayatında
Sosyal hayatında
İş hayatında
Aile hayatında
Sosyal hayatında
İş hayatında
Kendisi
% 62,5
% 78
% 65,5
% 56
% 53
% 53
Ailesi
% 53
% 59
% 78
% 69
% 63,5
% 56
Arkada?lary
% 81
% 87,5
% 84
% 62,5
% 69
% 40,5
Tablo - 1
Hayat başarısı gösteremeyen kişiler 1990 yılından geriye dönük olarak yaptıkları değerlendirmede kendilerini başarılı olmaktan alıkoyan nedenleri şöyle göstermişlerdir.
Başarılı olmak için hırslarının bulunmaması. Kendilerine ortalama bir hayatın yetmesi
Kendilerine destek olabilecek kişilerin bulunmaması, gidebilecekleri yönü kendi kendilerine çizememek.
Kendilerine yeteri derecede güvenmedikleri için görüş ve düşüncelerini ortaya koyamamak.
Günlük streslere tahammül edememek.
Kendileri için önemli kayıpları yaşamak.
Zamanın farkında olmadan akıp gitmesi
Olaylar ve kişiler hakkında hep olumsuz düşünmeye koşullandırılmış olmak.
Zekasına işlerlik kazandırmayı öğrenmemiş olmak.
İnsan ilişkilerinde başarısızlığa uğradıkları için gereken atılımları yapamamak.
Kendilerini mutlu hissetmemek.
Mutlu olmadıkları halde etrafa mutluluk oyunu oynamaktan yorgunluk duymak.
Kendilerini sevmemek.
Psikolojik olarak kendilerini güçlü görmemek.
3- Başarının Hammaddeleri: Zeka Ve Kişilik Özellikleri
Okulda başarısız öğrenciler için ilk akla gelen neden, başarılı olmak için zekalarının yeterli olup olmadığıdır. Oysa ilkokulu normal koşullarda başarılı bir şekilde bitirmeye yeten zeka, orta öğrenim, hatta yüksek öğrenim için bile yeterlidir. Okulda başarısızlık, zeka faktöründen çok, zekaya işlerlik kazandıramayan etkisiz bir eğitimden kaynaklanmaktadır.
Bir başka deyişle, zekanın hammaddesine işlerlik kazandıracak olan, çevredeki etkileşimlerdir. Öğrenilen yeni kavramları yeni durumlara uygulayabilmek, yani zekaya kıvraklık kazandırabilmek sürekli işleme ve eğitimle gelişir. İleri derecede eğitim eksikliği, ekonomik ve coğrafi nedenler, zeka potansiyelinin gelişmesini engelleyerek, zekaya yeterli düzeyin altında bir görünüm verebilir.
4-Duygusal Sorunlar Zekice Davranışları Engelleyebiliyor
Ailelerin çocuklarıyla yeterince ilgilenememeleri, aile içinde yaşanan huzursuzluklar öğrencinin zekasını olumsuz yönde etkileyerek, geçici bir süre için de olsa zekaya işlerliğini kaybettirebilir. Çevreyle iyi bir uyum içersinde olmak ise zekayı daha verimli hale getirebilir. Bireyin heyecansal olarak dengeli ve uyumlu bir kişiliğe sahip olması, zeka özelliklerini olumlu bir şekilde yönlendirir. Bu nedenle daha önce çok iyi uyum ve belirli bir potansiyel gösteren öğrencilerin birden bire başarısız, dikkatsiz hale gelmelerinde bazı duygusal nedenler araştırılmalıdır.
Ergenlik çağında zekalarına duygularıyla yön vermeye alışmış olan bireyler, bu konuda eğitilmezlerse, daha sonraki yaşamlarında zekalarından istenildiği ölçüde yararlanamazlar. Bireyin duygusal sorunların yüklülüğüne rağmen, zekasıyla yönünü bulabilmesi zeka düzeyinin ortalamanın üzerinde olması gerekmektedir. Ortalama zeka özelliklerine sahip olan bireyler, duygusal sorunlarla karşılaştıklarında gerilemektedirler.
5- Başarı İçin Zeka Kişilikle Bağdaşmalıdır
Başarılı ve başarısız öğrencileri seçerken, zeka belirleyen ölçütleri göz önüne alarak, onların hepsinin liseyi, hatta üniversiteyi bitirmeye yeten bir zeka düzeyine sahip oldukları varsayımıyla hareket ettik. Bunun için de araştırmaya aldığımız öğrencilerin tümüne WAIS ZEKA TESTİ SÖZEL BÖLÜMÜ nü uyguladık.(el maharetlerini içermeyen bölüm)
Genel bilgi
Muhakeme
Aritmetik yetenekleri
Dikkati odaklaştırabilme yeteneği
Kavramlar arasındaki ilişkiyi araştırarak, soyut düşüncenin ne kadar gelişmiş olduğunu gösteren bölüm.
Bellek işlevleri
Tablo - 1 incelendiğinde başarılı ve başarısız olmak üzere iki ana gruba ayırdığımız öğrencilerin zeka bölümleri bakımından anlamlı faklılıkları bulunmadı. Başarılı öğrenciler sadece başarısız öğrencilere göre daha yüksek puan aldılar. Zeka yönünden 20 yıl sonra yapılan araştırma, ortaya anlamlı bir farklılık koymamıştır.
6 -Önemli Olan, Kişinin Zeka Özelliklerini Bilmesidir
Kuşkusuz, zeka bölümünden söz ederken, zeka bölümünü oluşturan faktörlerin hangisinin başarıda daha fazla etken olduğunu söyleyebilmek pratik hayatta pek kolay olmaz. Günlük yaşamda biliriz ki, uzun zaman gitmediğimiz bir çevrede, adımızla hitap edilmesi, unutulmadığımızı göstermesi bakımından bizi memnun eder, hatırlayanlara da olumlu puan kazandırır.
Birey başarı kazanabilmek için kendi zekasının özelliklerini bilmek zorundadır. Örneğin bir politikacı, bir avukat el maharetlerini geliştirmese de olabilir. Ama konuşma yeteneklerini ve topluluklara ulaşabilme yetilerini geliştirmek zorundadır.. ... gibi. Gençlik dönemindeki yetenekler daha sonraki yıllarda anlamlı bazı değişikliğe uğramamaktadır. Yani kişi zeka yetenekleri bakımından gençliğinde neyse, orta yaşlılığında da odur. Ancak kendilerini geliştirmek için sürekli çaba harcayan bireyler düşünce ve davranış esnekliği kazandığından, varolan zeka potansiyeli daha verimli hale gelmektedir.
Ailelerle, Başarılı Ve Başarısız Öğrencilerin Mizaç Özellikleri

Aileye göre başarılı öğrenci
Aileye göre başarısız öğrenci
Başarılı öğrenciye göre aile
Başarısız öğrenciye göre aile
Neşeli
Kolay uyar
Hırçın
Sosyal, girişken
Mantıklı
İyimser
Durgun
Uysal
Öfkeli
Uyumsuz, çekingen
Duygusal
Kötümser
Neşeli
Sosyal
Koruyucu
Arkadaşça
İyimser
İşbirlikçi
Huysuz
Sosyal olmayan
Koruyucu
Arkadaşça olmayan
Kötümser
Anlayışsız
Tablo - 2
8 - Benzerliğin Nedeni: Özdeşleşme
Çocuk geliştikçe anne baba davranışlarına benzeyen birçok özellik kazanmaya başlar. Bazen genç bir çocukla anne babanın yürüyüşleri, jestleri ve konuşma tarzlarındaki benzerlik o kadar çarpıcıdır ki, çocuğun anne babayla tam özdeşleştiği düşünülür. Örneğin, çocuklar anne babalarını her konuda taklit etmezler. Bir genç, annesinin sosyal davranışlarını, mizah anlayışını taklit edebilir; ahlak değerlerini benimseyebilir. Anne baba çocuğun ilk ve en sık olarak ilişki kurduğu kişiler olduğu için özdeşleşme kaynağı onlardır. “ Bu sebeple ailenin eğitimi ve geleneklerine, kendi örf -adetlerine bağlı olması çocuğunda bu doğrultuda yetişmesini sağlayacaktır.”
9- Başarılı Öğrenciler Daha Çok Anneye Benziyor
Anne babalarıyla davranış benzerlikleri araştırılan üniversite öğrencileri mizaç ve eğlenme ilgilerinde karşı cinsle olan ebeveynle daha çok benzerlik göstermişlerdir. %40 dan fazla erkek çocuk anneleriyle, aynı oranda kız çocuk da babalarıyla benzerlik göstermişlerdir.

Başarılı
Öğrencilerde
Başarısız
Öğrencilerde
Benzeyen Özellikler
Mizaç
Eğlenme ilgileri
Mizaç
Eğlenme ilgileri
Sadece babaya
% 25
% 27
% 29
% 31
Her iki ebeveyne
% 19
% 31
% 33
% 25
Sadece anneye
% 52
% 32
% 35
% 33
Hiçbir ebeveyne
% 3
% 8
% 3
% 10
Doğrusu bilinmeyen
% 1
% 2
% -
% 1
TOPLAM
% 100
% 100
% 100
% 100
Tablo - 3
10- Değer Ölçüleri Ve Tutumlarda Da Tutarlılık Var
Danimarka ve Amerika’da yapılan bir araştırmada, anne ve ergen tutumları arasında büyük bir benzerlik olduğu göze çarpmıştır. Her iki ülkede de ergenlerle annelere yöneltilen, “Başarılı olmak ve hayatta ilerleyebilmek için ne gerekir?” sorusuna aşağıdaki cevaplar alınmıştır.
İki ülke arasındaki farklılıklar anne - çocuk farklılığından daha önemlidir. Amerikalılar çok çalışmayı, Danimarkalılar ise hoş bir kişilik ve başkalarıyla beraber olma yeteneğini başarı için birinci planda görmüşlerdir.
Cevaplar
Birleşik Devletlerde
Danimarka’da

Ergenler
Anneler
Ergenler
Anneler
Çok çalışmak
% 52
% 56
% 13
% 9
Hoş bir kişiliği olmak
% 22
% 17
% 43
% 50
Gerekli kişiyi tanımak
% 4
% 2
%12
% 10
Para biriktirmek
% 1
% 2
% 5
% 3
Yüksek öğrenim
%18
% 22
%23
% 27
Özel yetenek
% 3
% 1
% 4
% 1
TOPLAM
% 100
% 100
% 100
% 100
Tablo - 4
11- Yaşıt Grupların Etkisi Ne Zaman Güçlü Olur
Yaşıt gruplarının en etkili olduğu durumlar, aile ile eksikliği ve doyurucu olmayan bir ilişki söz konusu olduğu hallerdir. Özdeşleşme sorunları ergenlik dönemiyle bitmez. Otuz yaşına gelip nasıl olmak istediğine, hayattan neler beklediğine karar vermemiş kişi pek çoktur.
12- Liderlik Başarılı Öğrencilerin Kişilik Özelliği
Kişiliğin liderlik özellikleri de başarıyla yakından ilgisi görülen bir olgudur.
Öğrencinin arkadaşlarını etkileme gücü var mıdır?
Yoksa sınıfta çok sessiz olarak bir yer işgal eden biri midir?
Arkadaşlarının onu lider seçme fikrini ve onayını alma dereceleri nedir?
Okuldaki çeşitli organizasyon ve grup faaliyetlerine katılma oranları nedir*
Liderlik özelliklerinin ortaya koyan bu sorulara göre başarısız öğrenciler klikler ve mahalle arkadaşlarını, başarılı öğrenciler ise okuldaki kulüpler ve organizasyonları tercih etmekte, okul faaliyetlerindeki liderlik görevlerini de çoğunlukla başarılı öğrencilerin üstlendiği görülür. Liderlik için çoğunlukla başarılı öğrenciler grubunda yer alan öğrenciler seçilmektedir. Lider olmak, kişileri yönetmek, fazla şeyler ummak gibi özelliklerde başarısız öğrencilerin değil, başarılı öğrencilerin beklentileri arasındadır.
Kişilik Ve Davranışlar Temelde Aile
Tutumlarına Göre Biçimleniyor
Kişilik özelliklerinin başarı ve başarısızlıkla ilgisi araştırılırken ilk akla gelen, bu niteliklerin oluşup biçimlenmesinde ana babanın ne ölçüde rolü olduğudur.
Kendilerine uygulanan disiplin çeşidinin otoriter, demokratik ve gevşek türden hangisine uyduğunu ve disiplin türü için düşüncelerini sorduğumuz öğrencilerin büyük çoğunluğu, kendilerine uygulanan disiplinin otoriter olduğunu, ancak demokratik şekli tercih ettiklerini söylemişlerdir.
Uygulanan disiplin türü
Başarılı öğrenciler
Başarısız öğrenciler
TOPLAM
Otoriter
% 40
% 51
% 91
Demokratik
% 47
% 18
% 65
Gevşek
% 13
% 31
% 44
TOPLAM
%100
% 100

Tablo - 5
14- Başarılı Ve Başarısız Öğrencilerin Zeka Faktörü Bakımından
20 Yıl Sonraki Görünümleri
Wais
Başarılı Öğrenciler
Başarısız Öğrenciler
Zeka Testi
1970 (144 kişi)
1990 ( 32 kişi)
1970 (144 kişi)
1990 (32 kişi)
Genel Bilgi
Yüksek
% 31
% 44
% 14
% 25
Orta
% 52
% 31
% 67
% 44
Düşük
% 17
% 25
% 26
% 31
Muhakeme
Yüksek
%28
% 47
% 12,5
% 25
Orta
% 55,5
% 28
% 65
% 47
Düşük
% 17
% 22
% 29
% 28
Aritmetik Yetenek
Yüksek
% 29
% 50
% 13
% 31
Orta
% 53,5
% 25
% 62,5
% 37,5
Düşük
% 17
% 25
% 24
% 25
Soyut Düşünce
Yüksek
% 28,5
% 56
% 13
% 50
Orta
% 54
% 25
% 62,5
% 31
Düşük
% 17
% 19
% 24
% 12,5
Bellek
Yüksek
% 29
% 53
% 12,5
% 37,5
Orta
% 55
% 28
% 67
% 25
Düşük
% 17
% 19
% 24
% 37,5
Tablo - 7
Zeka Faktörü Hayat Başarısı İlişkisi
Hayat Başarısı
Zeka Bölümleri (32 kişi)

Yüksek
Orta
Düşük
Aile Başarısı
% 56
% 12,5
% 31
İş Başarısı
% 59
% 31
% 9
Sosyal Başarı
% 69
% 6
% 6
Tablo - 6
16 - Ne Kadar Ve Nasıl “Sorumluluk” Verelim?
Orta öğretim dönemi ergen için kişiliğinin biçimlendiği bir evredir. Kişilik gelişimi için çok gerekli olan sorumluluk duygusunun gelişmesi de bu dönemde son şeklini alır. Sorumluluk duygusuyla başarı arasında olumlu bir ilişki olduğu gerçektir. Sorumluluğun çeşitli konularda çok iyi gelişmemiş olması, hayata hazır olmayış, gencin kendini bir boşluk içinde hissetmesi gibi duyguları da beraberinde getirmektedir.
Anne babanın bu konuda bilinçli davranması yada önemsememesi, ilgisiz kalması, çocuğun bu duygusunu geliştirebilir veya körletebilir. Örneğin, çocuğun yaşı için ağır gelebilecek bir sorumluluğun verilmemesi ve zamanından önce sorumluluktan yıldırılmaması gerekir.
17 - “Değersizlik” İnancı Güvensizlik Doğurur
Araştırmamızda başarılı öğrenciler grubunda oldukları halde, değersizlik inancı ve güvensizliği bir kişilik özelliği olarak taşıyan öğrencilere de rastlanmıştır. Bütün öğrencilerin birbirini tanıdığı bir sınıfta “Eğer lider seçmeniz isteseydi kimi seçerdiniz” sorusuna cevap olarak; kendini değerlendirme puanı yüksek olanların %47 si 1.derecede lider, kendini değerlendirme puanı orta olanların % 32 si 2.derecede lider, kendini değerlendirme puanı zayıf olanların % 15 i lider olarak seçilmiştir.
Kişinin kendini değerlendirme ölçüsünün temeli büyük çapta ailesinin yetiştirme tarzında yatar. Bu konunun devamında şu başlıklar yer alıyor.
Çocuğunuzun arkadaşlarına göstereceğiniz ilgi, ona değer verdiğinizi gösterir.
Cezalandırma bile bir ilgidir.
Kişiliğin değişimine yol açan koşullar.
Ana baba beklentileri: Ölçüsüz verme isteğinin faturası
18 - Başarı Güdüsünü Yaratan Ya Da Engelleyen Etkenler
Bir ZEN ustası yanında öğrencileriyle birlikte gezinirken, tilkiden kaçan bir tavşanı gösterir ve şöyle der: “Eski bir hikayeye göre, tavşanlar tilkilerden daha hızlı koşarlar”
“Hayır” diye itiraz eder bir öğrenci.”Tilkiler daha hızlı koşarlar”
“Ama tavşan tilkiden kurtulacak “ der bu kez usta.
“Bundan nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz?” diye sorar öğrenci.
“Çünkü tilki sabah kahvaltısı için, tavşan ise canı için koşuyor “ diye cevap verir ustası.
Birçok psikolog, güdülenmeyi(motivasyonu) davranışı harekete geçiren ve ona yön veren olgu olarak niteler. Başarı güdüsünün gelişmesinde, toplumsal çevrenin rolü birçok yazarca anlatılmıştır. Başarı güdüsünün gücü önce kişinin genel enerji düzeyine bağlıdır. İkincisi, kültürel etkiler, okul eğitimi ve başarı konusundaki aile değerleriyle ilgidir. Üçüncüsü, bireyde bağımsızlığı, kendine güveni, kusursuz olma isteğini geliştirecek çocuk eğitimidir.
Bu konunun devamında şu başlıklar işlenmektedir.
Ailenin ilgi yada ilgisizliği, ödüllendirme - cezalandırma
İhmal edilen çocuğun savunma silahı yoktur.
Anne babanın davranışlarında tutarlı olmaları
Anlaşan eşler çocuk eğitimi konusunda da uzlaşıyor ama...
Çocuğunuzdan olabileceğinden daha fazlasını istemeyin
19 - Olumsuz Güdülenme İnadına Başararak Kendini Kanıtlama
Övgü ve yapıcı eleştiriler çocuğun başarı güdüsünü harekete geçirmekte olumlu rol oynarken, kişiliğe yönelen olumsuz eleştiriler, küçümsemeye yatkın olan ifadeler çocukta bunlara karşı tepki oluşturur. Kişiliğine yönelmiş olumsuz eleştirilerden rahatsız olan, kendini aptal ve beceriksiz hissetmeye itilen genç, bu değerlendirmeyi gerçek olarak kabul ederse, kendine güvenini, dolayısıyla da girişimde bulunma, deneme cesaretini yitirir. Sonuçta olaylardan kaçmak için “eğer denemezsem başarısızlığa uğramam” gibi yanlış bir düşünceye kapılabilir. Örneğin, şişman görünüşünden dolayı çeviklik gerektiren bir uğraşta, “ Sen mi yapacaksın?” diye küçümsenen genç, kırgınlık ve öfke duygularını biriktirerek hiçbir sosyal etkinliğe katılma cesaretini gösteremeyebilir.
Çocuğunuzu yola getirmek için kullandığınız kırıcı ve olumsuz ifadeler o anda kırgınlık ve öfke yaratırken, ileriye yönelik olarak da öç alma ve kendini kanıtlama şeklinde bir tepki oluşturabilir. Böyle bir küçümsemeye karşı bu tür bir meydan okumayla tepki vermek, özsaygıyı koruma çabasından başka bir şey değildir.
20- Ana Babaların Ve Diğer Önemli Kişilerin Umut Ve Beklentileri
Araştırmamızda liseli öğrenciler ana babalarının gençliklerinde sahip olamadıkları araba, arkadaşlar, para ve iyi bir eğitim gibi olanaklara çocuklarının sahip olmasını istediklerini belirtmişlerdir. Öğrenciler bunların bir kısmını yaparken hoşnutluk duydukları gibi bir kısmının da altında ezilip kalınca aşağılık duygusuna kapılarak varolma yeteneklerini de kullanılamaz hale geldiklerini belirtmişlerdir.
Ergenin ilgileri, başarı umma düzeyini iki yönden etkiler: Birincisi, aspirasyonların hangi alanda gelişeceğini belli eder, ikincisi başarı umma düzeyini sınırlar.
21- “Amaç Edinme” yi Neler Etkiler
Amaç edinme davranışını etkileyen faktörler şunlardır. Kültürel idealler, Aile çeşidi ve zeka faktörü.
22- Kendini Gerçekleştirmeye Götüren Davranış Ve Kişilik Özellikleri
Hayatı yoğun bir şekilde ve özümleyerek yaşamak
Güvenilir yollardan çok yeni bazı şeyleri denemek
Çoğunluğun, otoritenin ve geleneğin sesinden çok, deneyimlerini geliştirmek için kendi duygularını dinlemek
Dürüst olmak, oyun oynamaktan ve yapmacıktan kaçınmak
Düşünceleri çoğunluğa uymadığı zaman sevilmemeye hazır olmak
Sorumluluk alabilmek; ne yapmaya karar verirse üzerinde fazla çalışmak
Savunma silahlarını tanımaya çalışmak ve onları bırakabilecek güçte olmak
Gerçeği olduğu gibi algılamak
Kendilerini ve başkalarını oldukları gibi kabul etmek
Düşünce ve davranışlarında içten olmak
Kendine yönelik olmaktan çok, soruna yönelik olmak
İyi bir mizah anlayışı olmak
İleri derecede yaratıcılığı olmak
İnsanlığın yararıyla ilgili olmak
Temel yaşam deneyimlerini değerlendirebilecek güçte olmak
Birçok kişi yerine birkaç kişiyle doyurucu ilişkiler kurmak
Hayata tarafsız açıdan bakmak
23- Ailenin Sosyo - Ekonomik Durumu Öğrencinin Başarısını Nasıl Etkiliyor?
Öğrencinin sosyo - ekonomik durumu incelenirken, ailenin gelir düzeyi, anne babanın öğrenim ve meslek durumları, oturdukları evin bulunduğu yer, içinde kaç kişi yaşadığı gibi değişkenler, geniş anlamıyla “sosyal sınıf” ı belirlemektedirler. Toplum içinde sosyal sınıf farkları olmadığı kuramsal olarak ifade ediliyorsa da, kişinin ait olduğu sosyal sınıf, kişiye sağladığı kolaylıklar ya da engellemelerle çok çeşitli biçimlerde varlığını göstermektedir.
Bu bölünde yazar konuyu anket sonuçlarıyla da ele alarak yorumluyor. Devamında şu başlıklar bulunuyor.
Sosyal sınıfları yaratan, çocukların öğrenme ortamlarının farklılığıdır.
Kültürel yoksulluk zeka yetersizliğini andırıyor.
Sosyal durumu neler belirliyor: a-Oturulan evin yerleştiği bölge b- Aile reisinin iş konumu c- Aile reisinin okulda tamamladığı yılların sayısı
Çalışan anneler iyi örnek oluyor.
Annenin sabahtan akşama kadar çocuğun yanında olması değil, verilen eğitimin kalitesi önemlidir. Yalnızca ev kadınlığı ve anne rolüyle yetinmek durumunda olan, hayattan bezmiş kadınlar, çocuklarına düşüncesiz ve ilgisiz davranmaya daha yatkındırlar.
Babanızın işini kaybetmesi yada sınıfta kalmanız sizi nasıl etkiler?
Aileler gelir düzeylerini nasıl değerlendiriyorlar.
Başarılı Ve Başarısız Öğrencilerin Ailelerinin Öğrenim Düzeyleri 144 Kişi

Başarılı Öğrencilerin
Başarısız Öğrencilerin
Öğrenim Düzeyi
Anneleri
Babaları
Anneleri
Babaları
1- Hiç okula gitmemiş
% 4
% 1,5
% 2
% 2
2- İlkokula gitmiş
% 10,5
% 4
% 14
% 7
3- İlkokulu bitirmiş
% 14
% 14,5
% 26
% 28
4- Ortaokul, enstitü ve ya sanat okuluna gitmiş
% 17
% 7
% 14,5
% 9
5- Ortaokul veya dengini bitirmiş
% 13
% 10,5
% 16
% 14
6- Lise veya dengine devam etmiş
% 12
% 8
% 16
% 14
7- Lise veya dengini bitirmiş
% 13
% 17
% 3,5
% 13
8- Üniversite veya yüksek okula devam etmiş
% 3,5
% 8
% 5
% 1,5
9- Üniversite veya yüksek okul bitirmiş
% 12,5
% 26
% 3
% 12
10-Üniversite sonrası eğitim görmüş
% --
% 3
% --
% --
Tablo - 8
24- Okul Ve Öğretmen Başarısı Da Başarılı Öğrencilerinin Sayısıyla Ölçülür
Okul faktörü, öğretmenin tutumu ve kişiliğiyle ilgili olarak hem öğrenci, hem de öğretmene aynı soruları değişik biçimlerde sorarak her iki tarafın da görüş açısını değerlendirmeye ve eğitim sisteminin okul başarısı üzerindeki rolünü saptamaya çalıştık.
25- Eğitim: Kişiyi Bilinçli Etkileme
Çok geniş bir kapsamı olan bu konuyu kişiye yapılan bilinçli bir etkileme olarak kabul edersek, bu etkilemenin amaçlarını da değişik şekillerde açıklayabiliriz. Şöyle ki:
Kişide varolan yeteneklerin son sınırına kadar geliştirilmesine çalışmak
Kişinin, toplumun ihtiyaç ve koşullarına uygun bir biçimde etkilenmesi
Kişinin hayattan en iyi şekilde yararlanmasını sağlamak (bu amaç, bir başka deyişle, kişinin geçimini sağlamak şeklinde de ifade edilebilmektedir.)
Demokrasinin gereklerini yerine getirecek vatandaşlar yetiştirmek, yani kişinin kendisinin ve başkalarının hak ve özgürlüklerine saygılı olma yeteneklerini geliştirmek
Geçmiş ve geleceğin değerlerini birbirlerine olumlu bir şekilde bağlayarak toplum için daha ileri bir gelişmeyi sağlamak
26- Herkesin Eşit Başarı Olanağına Sahip Olduğunu Söylemek Daha Büyük Eşitsizlikler Doğurur.
Türkiye de eğitim eşitliğinin hukuki yönden teminat altına alınmasına rağmen, ekonomik, coğrafi, sosyal ve politik etkenler eğitimde eşitsizliği doğurmaktadır. Bu etkenlerin meydana getirdiği eşitsizlik yaygın bir ayırıma neden olmaktadır. Ailelerinin ekonomik durumlarından dolayı zorunlu eğitimi bile tamamlayamayan öğrenciler vardır.
Konunun devamında şu başlıklar işlenmektedir.
Öğrenciler bireysel farklılıklara göre eğitim istiyor
Disiplinin amacı özdenetimi geliştirmek olmalıdır: İyi bir disiplin, öğrencinin bağımsız bir şekilde, öğretmenin ve okul idaresinin denetimine gereksinim duymaksızın, kendi kendisini yönetmesini amaçlamalıdır.
Okul disiplininde rol oynayan etkenler: a-Çevreye bağlı etkenler b- Öğretmene bağlı etkenler c- Öğrencilerin kişiliğine bağlı etkenler
27- Öğrencilere Göre “İyi Öğretmen”İn Nitelikleri
Birleşik Amerika da bir öğretmenin sınıfından beğenilmesini sağlayan kişilik çizgilerini belirlemek üzere yapılan bir araştırmaya göre, öğrencilerce en çok vurgulanan 12 nitelik şöyledir:
İşbirliğine dayanan demokratik tavır
Her çocuk için sevecen ve saygılı olma
Sabır
Geniş ilgiler
Hareket ve görünüş
Doğruluk ve taraf tutmamak
Esprili olmak
Tam itidal ve metanet
Öğrencilerin sorunlarına ilgi duymak
Esneklik
Cesaret verme ve takdir etme konusunda iyi niyet
Özel bir konuyu öğretmede olağanüstü başarı
Değişik ülkelerde yapılan araştırmalara göre saptanan bu özelliklerle, bizim araştırmamızdaki öğrencilere göre “iyi öğretmen” özelliklerinin nasıl bir paralellik gösterdiğini görmek için sorulan sorulara verilen yanıtlar şöyledir:
Öğretmenin sınıfta her öğrenciye eşit davranması
Öğrenci dersini çalışamadığı ve sözlü sınavlarda başarısız olduğu zaman öğretmenin sert eleştiriler yapmaması, hakaret edici sözler söylememesi
Sınıfta öğretmenin çok otoriter davranarak rahatsız edici bir sükunet istememesi; normal hareket ve konuşma serbestliği tanıması
Kendi sorunları ve sıkıntıları olduğu zaman sınıfa haşin davranmaması
Dersleri soyut olmaktan çıkarıp güncel örnekler vermesi, çevre kaynaklarından ve örneklerinden yararlanarak daha cazip hale getirmesi
Derste bir davranışı beğenmediği öğrenciyi sınıf önünde küçültmeden, hesap sormadan, yalnız olarak karşısına alıp onu tanımaya, davranışının nedenlerini anlamaya çalışması
Sınıfta keyifsiz veya huzursuz olan öğrencileri fark ederek onları psikolojik dünyalarıyla da tanımaya çaba göstermesi
Sınıfta bazı öğretmenlerin disiplin kuruluna gönderebilecekleri olayları öğretmenin kendi olanaklarıyla aydınlatmaya çalışarak, öğrencileri maddi cezalardan koruması ve istenilmeyen davranışlarını düzeltmelerine yardımcı olması
Sınıfta şakacı mizacıyla esprili bir hava yaratması, ciddi dersin içine ilginç örnekler ekleyerek öğrencilerin dikkatlerinin dağılmasını önlemesi
Bu konuların devamı şu başlıklar altında işlenip değerlendiriliyor:
Öğretmen - Öğrenci ilişkileri neden çok önemli?
Öğretmen ne tür öğrencilere yardımcı oluyor? 1- Başarılı bir öğrenci ise 2- Zeki bir çocuk tembelse 3- Öğrenci yardım isterse
İletişim aksaklığının öğretmene bağlı nedenleri:
Öğretmenin kişisel sorunları
Öğrenciyi yetiştirmek için gerekli psikolojik yatırımları yapamaması
Ekonomik sorunlar
Öğretmenin kişilik yapısının öğrenci - öğretmen ilişkilerindeki rolü: Bu kişilik oluşumunda da, kuşkusuz öğretmenin şikayet konusu ettiği sosyo - ekonomik nedenlerin yanı sıra, kalıtım ve çok çevresel etkenlerle şekil kazanmış psikolojik yapısının büyük payı vardır.
“Evde kendimi huzursuz hissediyorum”: Başarısız öğrenciler kendi başarısızlık nedenlerini incelerken hiçbiri “yeteneğim olmadığı için başarısızım” yanıtını vermemiştir. Başarısız öğrencilerin büyük çoğunluğu başarısızlıkta aile etkenini birinci plana almışlardır. Aile konusu içinde önem sırasına göre belirttikleri nedenler şöyledir:
Anne babanın sinirli mizaçları yüzünden evde huzurlu bir hava olmaması
Anne baba arasındaki anlaşmazlığın sık sık sert ve kırıcı tartışmalarla ortaya konması
Babanın içkiye düşkünlüğü
Anne babanın anlayışsız davranması
Anne babanın yaşlı oluşu
Kardeş geçimsizliği
Maddi yönden güvensizlik hissetmeleri
“Duygusal sorunlarım yüzünden aklımı derslerime veremiyorum”: Başarısız öğrencilerin 2. derecede başarısızlık nedeni olarak ortaya koydukları duygusal etkenler şunlardır:
Kötümserlik
Bir şeye üzülünce dikkatini çalışması gereken konu üzerine toplayamama
Fazla hassas olmak
Erkek arkadaşı yüzünden üzülmek
“Öğretmenim benimle ilgilenmiyor, sosyal etkinlik olanaklarım yok”: Başarısızlık nedenleri arasında 3. sırayı alan okula ilişkin etkenleri, öğrenciler öğretmenin ilgisizliği, yeterli sayıda derse kalkamamak, evlerinden okula bazı arkadaşları özel olarak tutulan otomobilleriyle gelirken kalabalık otobüslerle gelmenin çok yorucu olduğu şeklinde sıralamışlardır.
“Disiplinli çalışmayı bilmiyorlar, sınıflar çok kalabalık, tek tek ilgilenemiyorum”: Öğretmenlerin büyük çoğunluğu öğrencilerin başarısızlık nedeni olarak çalışma alışkanlığının henüz kazanılmamasını ya da disiplinli bir şekilde çalışılmamasını göstermişler ki, bunda çok büyük bir gerçek payı vardır. Bu sonuçları yaptığımız anketle de gözledik.
Sebep ne olursa olsun okul psikoloğunun yardımı gerek: Öğretmen, öğrenci ve anne babanın önem derecesine göre sıraladıkları etkenler ne kadar değişik olursa olsun, hepsinin üzerinde ayrı ayrı durmak ve öğrencinin yetenekleriyle en iyi verimi sağlayacak yolu aramak, öğrenciyi başarıya itecektir.
Rehberlik hizmeti öğrenciye tanıtılmalı
28- Meslek Seçiminde Son Sözü ” Bireysellik ” Söylemeli
Aile meslek seçiminde çocuğu yönlendirmeli fakat kararı kendisine bırakmalıdır. Kendi hayalindeki mesleği çocuğa dayatmamalıdır. Meslekleri tanıtarak ona yol göstermelidir.
Meslek seçiminde çocuklarının istek ve tercihleri konusunda ailenin vurdumduymazlığı, genellikle başarısız öğrencilerde çok belirgindir. Aileler genelde çocuğa meslek seçimi konusunda kendi hayalindeki meslek konusunda dayatma uygulamaktadırlar.
Meslek seçiminde ana babanın soruna yönelik tutumu, önceden karar vererek açıklama yapmak değil, çocuklarıyla birlikte çözüm yollarını araştırması, en doğruyu birlikte bulma çabası olmalıdır.
29- Stres, İnsanın Dünyaya Bakış Açısından Kaynaklanır
Stres, bedensel ve ruhsal olarak bizi zorlayan tehditler karşısında yeni bir uyum yapma çabasına girmemizdir. Kişiye stres duyuran şeyler dış koşullardan kaynaklandığı gibi, insanın olaylara bakış açısından da kaynaklanabilir. Stres, yaşamın ve insanın yapısında olan bir şeydir. Yaşantıyı üzücü olaylardan soyutlayarak, hep mutlu, neşeli, olumlu olaylarla dolu düşünmek mümkün değildir. Yaşadığımız sürece stres yaratan olaylar hep varolacaktır.
Konu başlıkları:
“Önemli olan, sizin hayattan bekledikleriniz değil, hayatın sizden bekledikleridir.”: Yazar bu bölümde 1972 yılında Sağlık Bakanlığı tarafından İngiltere ye gönderildiğinde vizesinin bitimine yakın başından geçen anısını anlatıyor. Sonu şöyle. Polonya‘lı arkadaşı anlatıyor. Toplama kamplarında ağabeyim ölüme mahkum edilmişti.15 gün içinde infaz edilecekti. Ümitsiz bir şekilde her şeyden elini çektiği bir sırada arkadaşı ona ısrarla şöyle der: “ Hayatta her şeyini kaybetmişsin, başka neyi kaybedecek olabilirsin. Beklediğin her şey kaybolabilir. Ama önemli olan senin hayattan beklediklerin değildir ki. Hayatın senden bekledikleridir”. “ Ben ölüyorum, hayat benden ne bekleyebilir. “ diye sormuş ağabeyim. Arkadaşı ısrar etmiş. Her şeyi kaybettiğin zaman bile geride iyi bir iş bırakabilirsin. Sen potansiyeli, yaratıcılığı olan zeki bir kişisin. Şanssızlığın seni her şeyini kaybetme noktasına getirmiş olabilir. Ama kaybetmediğin yeteneklerinle bir şeyler bırakabilirsin yakınlarına.”
Ağabeyi bu sözlerden sonra bu kadar kısa bir süre içinde daha önce başlayıp da yarım bıraktığı kitabı yazmış ve ölümünden sonra kardeşi “Yağa’ya verilmek üzere, kitabı şu ithaf cümlesiyle bırakmış.” Önemli olan, sizin hayattan bekledikleriniz değildir. Hayatın sizden bekledikleridir. Ben hayatın benden beklediklerini bu kitabımla verebildim mi acaba?”
Belli bir düzeyde stres başarının itici gücüdür.: Belli bir oranda stres yaşamın tek düzenliğinden kurtarabilmek için gereklidir. Aşırı çalışmak, aşırı stres ortamı içinde olmak kadar, amaçsız olmak ve stres yaratan hiçbir uyarıcının bulunmaması da insanı bir boşluk duygusuna iter. Bu nedenle stresten uzak kalmayı değil, onunla birlikte, ancak daha az etkilenerek yaşamayı öğrenmek gerekir. Her insanın kendi kapasitesine göre fazla yüklenmeden taşıyabileceği bir stres değeri vardır.
Kimler strese dayanıklı ?
Stresle başa çıkanların kişilik özellikleri
Stresle başa çıkma yöntemleri
Sorunlarınıza büyüteçle bakın
Kendinize acımayın
Sorunu önemsizleştirmeye çalışın
Sorunu parçalara bölün
Sevilen ve seven kişi olmaya çabalayın
İlgilerinizi genişletin
Kendinize vakit ayırın
Başkalarına danışmaktan ve yardım istemekten kaçınmayın
Kendinize bir meşguliyet bulun
Olayları kabullenin
Yaşamda kayıplar: Her yaşamda yanlış şeylerle karşılaşılır.
Eleştirilere açık olun
Küçük, unutabileceğiniz şeylerin sizi rahatsız etmesine izin vermeyin
Kin gütmeyin
Birileriyle konuşun
Yalnızlık: Mümkün olduğu kadar yalnızlıktan uzak kalın.
Sinirliliğinizi yenin
Kederleriniz geçecektir.
Uykusuzlukla mücadele
Kaygı kişilik özelliği midir.?
Rekabetçi kaygı: Başkası kadar başarılı olamama korkusu
Kaygı, gelişme karşılığı yapılan ufak ödemelerdir
Kaygı ruhsal sağlığınızı bozarsa başarınızı sürdüremezsiniz: Bu bölümde ruhsal sağlığın bozulmaya başlayıp başlamadığını kontrol edebilen fiziksel ve psikolojik işaretlerden oluşan test yayınlanmış.
Korkularla iyi geçinin
Kendimizi ele vermekten neden korkarız.: İnsanlar neden maskeye başvururlar? Çünkü yaşadığımız çevrede beğenilmek, sosyal itibarımızı kaybetmemek için olduğumuz gibi değil, olmamız gerektiği gibi görünerek başkalarının bizi kabul edeceği bir kalıba girmeye çalışırız.
“Temel kaygı” nasıl gelişir?
Belirsizlik kaygısı:Test sonuçları başarılı öğrencilerdeki kaygı düzeyinin, başarısız öğrencilerden daha yüksek olduğunu göstermektedir.
Gelecek kaygısı: Yani öğrenciler aile yaşamlarındaki aksaklıkları, gelecekte de yaşayacakları korkular olarak görmektedirler.
Kaygı zeka ilişkisi: Zeka düzeyleriyle dün, bugün ve geleceğe ait kaygılar arasındaki ilişki incelendiğinde, yüksek zeka düzeyinde olan öğrencilerin yaşamlarında kaygı duyuran olayların çokluğu ve aile iletişimi yetersizliği görülse bile, bu olumsuzluklar zekayla yenilmekte, geçmişte yaşanan korkular geleceğe pek yönelememektedir. Ancak ortalama zeka özellikleriyle düşük zeka özellikleri, geçmişte yaşanan kaygıları, daha büyük bir yoğunlukla geleceğe yöneltmektedir.
Başarının yolu kaygının yok edildiği duyarsız bir dünyadan geçmez.
30- Psikolojik Savunmamızı Kişisel Özelliklerimize Ve Kültürel Etkenlere Göre Seçeriz.
Günlük hayatın getirdiği sorunların ciddi psikolojik rahatsızlıklara yol açmaması için birey bazı çıkar yolları bulmak zorundadır. Gerilime dayanma yeteneği kişiden kişiye değişir. Ama herkesin kendine göre bir sınırı vardır. Bu farkı oluşturan şey, şu üç sorudur.
Tehlikeye giren nedir? B- Tehlikenin kaynağı nedir? C- Tehlikeye karşı çaresiz olmaya ne sebep olur?
Bu üç sorunun cevabını vermek, savunma mekanizmaları arasındaki farka ışık tutar.
Konunun içerdiği alt başlıklar:
Olumsuz da olsa yaşamamız gereken duygu ve deneyimler vardır.
Düşle gerçeklik arasındaki o tehlikeli sınır...
Yok saymak ve karşı saldırı çözüm amacını saptırır.
Kendinizi haklı görmek çok önemli bir ihtiyaçtır.
Neden inkar ederiz?
Eksikliği başka araç yada yollarla giderme:Yerine koyma bir çeşit kaydırmadır. Asıl amacın yerine bir başka amaç konularak dürtü boşalması sağlanır. Çok kızdığı zaman hırsını gideremeyen bir kişinin yumruklarını sıkması, tırnaklarını yemesi ya da karşısındakine vurmayıp masayı yumruklaması böyle bir boşalmaya örnektir.
Kendini ya da başkalarını suçlama
Çocukluğumuza sığınma
İlkellikten uygarlığa yönelmenin bir nedeni de...
İnsan İlişkilerinde Başarının Anahtarı:İletişim
İletişimin üç kuralı: Duygudaşlık, saydamlık ve etkin dinleme
Duygudaşlık başkalarının duygularını anlama yeteneğidir. Ana baba çocuğun
sorunlarıyla ilgilenirken kendilerini onun yerine koyabilmeye çalışmalıdırlar. Onun yaşı ve durumunda neler hissedilebileceğini anlamaya çaba göstermeleridir. Ana baba çocuklarının özel dünyasını kendi dünyalarıymış gibi algılayabildiğinde, iki taraf arasında iletişim daha rahat kurulabilir.
Neden “ben “ dilinde mesaj göndermek ?
Savunucu iletişim ne zaman artar?
Kendinizle ne ölçüde barışıksınız?: Bu bölümde yayınlanan 30 soruluk teste verdiniz cevapları değerlendirerek kendi kendinizle ne ölçüde iyi ilişkiler içinde olduğunuzu saptayabilirsiniz.
Aile iletişiminde paylaşılmış deneyimlerin olumlu rolü büyük: Yaptığımız inceleme de iyi bir iletişim sağlanabilen evden gelen öğrencilerin kişisel ve sosyal uyumları daha kolay olmakta, bu olumlu niteliklerde başarıyı doğrudan etkilemektedir. Aileleri ile iyi bir iletişim kuramadıklarını söyleyen öğrenciler ; başarılı öğrencilerde % 35, başarısız öğrencilerde
% 72 olarak saptanmıştır. Bu bölümde iletişimi engelleyen nedenler üzerinde duruluyor.
Ergenlikte mutluluk kendi kendini kabul etmeyle eşanlamlı
Ana babayla arkadaşlık
SORULAR
Başarılı Öğrenciler=144 kişi
Başarısız Öğrenciler=144 kişi

Evet
Hayır
Bazen
Evet
Hayır
Bazen
Anne babanızla aranızda arkadaşlık varmıdır?
% 59
% 28
% 13
% 31
% 51
% 17
Anne babanızla her türlü konuyu tartışamamaktan şikayetçimisiniz?
% 50
% 28,5
% 21,5
% 48
% 31,5
% 17
Tablo - 9
32- Duygusal Olgunluk, Hoşgörü ve Çatışmaları Başarıyla Çözmek
Yaşamın anlamı, sağlıklı düşünen herkes için mutlu olabilmektir. Mutluluk ise bireyin çevresiyle kurduğu ilişkilerin başarılı olmasına bağlıdır.
Davranışlarınızı yönetin, yoksa onlar sizi yönetir. Çin Ata sözü
Heyecanlarınızı kontrol etmek öğrenilmiş bir davranıştır.: Olaylar karşısındaki kişinin vereceği tepkiler anlatılıyor. Çözümler gösteriliyor.
Yıkıcılıktan yapıcılığa: Tartışma ve kavgalardaki davranış bozuklukları anlatılıyor. İkili ilişkileri yıkıcı davranışların nasıl yapıcı hale dönüştürülebileceği açıklanıyor.
Çatışmayı çözme biçimini söyle sana kim olduğunu söyleyeyim: Bu bölümde yıkıcı olaylar karşısında kişilerin yaptıkları ve olması gereken davranışlardan bahsediliyor. Yazar sorularıyla okuyucunun olaylar karşısındaki tavrını değerlendirmesini sağlıyor.
Kişiliği değil davranışı değerlendirin. Bu bölümde kişilerin değerlendirilmesinde yapıcı kıstaslar örneklerle açıklanmış.
Çatışmayı başarıyla çözmek iyi ve yapıcı yönlendirmeye bağlıdır.: Kişiler davranış, duygu ve düşüncelerinde birbirlerine ters düştüklerinde ya da karasızlık durumunda kaldıklarında genellikle iki olasılık vardır. Ya bu durumdan zarar görmeden sıyrılabilmek için yapıcı bir yaklaşımla çözüm arayacaklar yada iletişimi zayıflatıp kopararak büsbütün çıkmaza gireceklerdir. Çatışma konusunda yapılan birçok çalışma iyi yönlendirilen çatışmaların kişiyi başarılı bir çözüme götürdüğünü göstermiştir.
Çatışma insana neler kazandırır?: Çatışmanın sadece olumsuz değil olumlu yanlarını da düşünmek gerekir. Şöyle ki:
Dozu ayarlanmış bir baskı, üretimi harekete geçirir.
Mücadele koruyucu görev yapabilir.
Mücadele bir beraberlik duygusu oluşturabilir.
Mücadele görüş açımızın gelişmesini sağlar
Mücadeleyi yaşamak kendimiz hakkında bilgi edinmemizi ve güçlükler karşısında başkalarıyla sürekli etkileşim içinde olmamızı sağlar
Çatışmayı çözmek ne zaman güçleşir?
Güç sadece “ güçlü “ kişilerin tekelinde değildir.
Çatışmayı çözme biçimleri
Karşımızdaki kişilere nasıl davranacağımızı iyi öğrenelim
Mücadele sırasında gösterilen herhangi bir tepkiyi ya da söylenen bir sözü şahsınıza karşı yapılmış olarak yorumlamayın.
İyi bir dinleyici olun
Karşınızdakileri şaşırtmayın
Mücadelede iletişim biçimini ağırlık, anlaşma ve pazarlık olarak üç ana temele bağlayabiliriz.
Basit ama etkili:
İşte size başarılı çözüm için akılda tutulması gereken birkaç nokta:
Bir şeyin yarısını elde etmek hiç yoktan iyidir.
Birisi saldırdığında yol değiştirin
Sen bana yardımcı olursan, bende sana yardım ederim
Konunun derinliğine indikçe, gerçeği daha kolay elde edebilirsiniz
İyi sözler iyi yollar açar
Başkalarının sizin gibi düşünmelerini sağlayamazsınız; ancak başkalarının düşündüklerinizi yapmalarını sağlayabilirsiniz.
Olasılıklar doğru sonuç yaratabilir.
Haklılık içeren durumları yansıtabilmek kavgayı önler.
Nazik kelimeler daha çok kazanç sağlar
Dilinizi tutun. Çok şey kaybetmezsiniz.
Ayağınızı basacağınız noktayı iyi seçin
Karşınızdakinin işini bozmaya kalkmayın
Ortak nedenler bulun
Güven çok şey kazandırır.
Çocukluk ve aile yaşamındaki olumlu ya da olumsuz deneyimler evliliğe yansıyor
Evlilik yaşamının duygusal yanları iş başarısını etkiliyor
“Güvencede olmak şans değil sizin yarattığınız bir şeydir.”
Başarılı evlilik “genelde “ nasıl olur?
Boşanma yeni bir uyum gerektirir.
Tek ebeveyn ve çocuk bugün bir aile türü sayılmaktadır.
Paylaşılamayan çocuklar ve “tebeşir dairesi”: Tebeşir dairesiyle yazar Pekin mahkemesinde geçen bir olayı anlatıyor. Peygamberimiz (SAV) döneminde de aynı olay var. Bir çocukla alakalı annesi olduğunu söyleyen iki kadından gerçek olanının bulunması olayı.
Ailesi boşanmış çocuklara farklı davranılmamalı
Boşanan kadın hem parasal, hem toplumsal, hem de ruhsal sorunlarla başetmek durumunda
Yaşantıyı suçluluk duygusu yönetmesin
“Cici baba “ davranışı neden zararlı?
33- Her Şey Gibi Başarının da Bir Bedeli Vardır
Günümüzde insanlar hangi sosyal sınıf içinde olursa olsun, bir üstteki sınıfın yaşam biçimlerini, onlarla aynı harcamalar ve tüketim düzeylerine ulaşırlarsa, gerçekleştireceklerine inanıyorlar. Ne var ki, böyle büyük bir çalışma çabası içinde kendilerine ayıracak zamanın azlığı yüzünden insan ilişkilerinde başarısızlığa uğrayabiliyorlar. Çalışmayla elde edilen teknik kolaylıklar artarken, psikolojik yorgunluk ve gerilimler de kişiyi önlenemez boyutlarda bir yalnızlığa itiyor.
Sonuçta, birey gençliğinde derslerin dışında bir hayatın varolduğunu öğrenmemişse, yetişkin yaşamında da işin dışında bir hayat olduğunu genellikle kabul edememektedir. 20 yıl sonra kaygı düzeyleriyle başarı alanları arasındaki ilişkiyi araştırdığımız zaman, lise döneminde benlik bütünleşmesini tam yapamadığı ve iç benden gelen sesleri iyi duyamadığı için genel kaygı düzeyi yüksek olan öğrenciler, yetişkin yaşamlarında da aile ve sosyal başarı yönünden düşük puan almışlardır. Sözün kısası, okul başarısı çok yüksek olan öğrenci, eğer sosyal yaşamını nasıl değerlendireceğini öğrenmemişse, potansiyel bir işkoliktir.
Başarının bedelini hesaplı ödeyin
Düşük gerilimli yaşam biçimini öğrenin: Bu bölümde gerilimli yaşam tarzının özellikleri ve düşük gerilimli yaşam tarzının özellikleri anlatılmaktadır. Yazar bu başlıkları madde madde açıklamış.
Geçmişte ya da gelecekte yaşamayın
Girişken olun.: Girişken olabilmenizin en önemli yardımcılarından biri, girişimde bulunacağınız olayı cesur karşılayabilmektir. Bir başka şekilde söylersek, bizi bir şeyleri başarma girişiminden alıkoyan şey korkudur.
Ödüllendirici davranışlardan yararlanın, cezalandırıcı olanlardan sakının: İnsan ilişkilerinde ödüllendirici olabilirseniz, kısa bir süre içinde aranılan, sevilen, başarılı bir kişi olabilirsiniz. Ödüllendirici ve cezalandırıcı davranışlar bu bölümde sıralanmış.
Dar bir amaçta başarılı olmak yerine çok yönlü bir kişi olmaya çalışın.
Kitabın Sonu: Anket
Anne Babaların Çocuklarıyla İlgili Tutumları
Öğrencilerin Ana - Baba Ve Öğretmenleriyle İlgili Tutumları
Öğretmenlerin Öğrencilerine Karşı Tutumları

okul başarısını hayat başarısına aktarma

OKUL BAŞARISI ’ndan HAYAT BAŞARISI’na
Yazar: Doç. Dr. İlhan KASATURA
Yayınevi: Altın Kitaplar Yayınevi

1-Giriş
Yazar kitabına yapmış olduğu bir otobüs yolculuğunda yanındaki ve otobüsteki bazı ailelerle olan konuşmaları ile başlıyor. Bu konuşmalar okul ve hayat başarısı üzerine. Devamında yazar 1970 yılında yapmış olduğu bir anketi ve 20 yıl sonrasını anlatıyor.
1970 yılında 15-18 yaşlarında 258 lise öğrencisini içeren bir anket yapılmış. 20 yıl sonra bu öğrencileri yazar araştırmış ve 32 kişiyle okulun geleneksel çay gününde tekrar bir araya gelip görüşmüş. Olaylar 20 kişilik bir grup arasında geçiyor. Anket sonuçları 1970 yılında 144 ve 1990 yılında ise 32 kişi üzerinden değerlendirilmeye alınmış. Sonuçlar rakam olarak ifade edilmiş. % olarak ifadesini kendim yaptım. Seçilen adaylar belirli bir sosyal yaşam düzeyinde.
Elde edilen sonuçlar gerçekleri yansıtma yönünden isabetli. Sonuçlara ilişkin yazarın önerileri ve çözümleri gerçekçi görünüyor. Uygulanabilir bir his uyandırıyor. Anket sonuçlarında genel olarak iki konu ele alınmış. Öğrencinin okul başarısı ve okul sonrasındaki hayat başarısı. Okul hayatında başarılı öğrenciler ve başarısız öğrencilerin bu durumlarını sağlayan sonuçlar anketlerde ele alınarak araştırılmış. Başarı ve başarısızlık üzerine öğretmen görüşleri alınmış. Başarı -başarısızlık üzerinde öğretmenin rolü anlatılmış. Öğretmenlerin sorunları dile getirilmiş. Zeka durumu, aile ilişkileri, arkadaş ilişkileri ve çevrenin başarı ve başarısızlıktaki rolü araştırılmış.
20 yıl sonra bazı adayların bazı görüşleri:
“Çağdaş yönetici bir ekip çalışmasını gerçekleştirebilen, varılmak istenilen hedefler doğrultusunda işleri organize ederek, en verimli sonuçların alınmasını sağlayan kişidir. Ancak tümüyle kendi görüşlerini uygulamaya koyması, yatay ve dikey etkileşim ile bilgi alışverişini önler. Bu nedenle iyi performans ve yaratıcılık gösteren kişilerin ödüllendirilmesi ve görüşlerine yer verilmesinden yanayım. Bazı şirketlerde toplantılarda gözlediğim şey, üst düzey yöneticilerin astlarına hiçbir yaratıcılık şansı tanımadıklarıdır.”
“İnsanın başkaları üzerinde bıraktığı etkileri bilmesi bence başarılı olabilmek için atılacak en önemli adımlardan biri.”
2- Yirmi Yıl Sonra Yapılan Anket Sonuçları Ve İçeriği:
AİLE HAYATI BAŞARISI:
Aile içi ilişkilerin iyi olması; rahat iletişim kurabilme
Sevgi ve saygı ortamı
Paylaşabilme özellikleri
Birbirlerine destek olabilme, dayanışma
Güven duymak
Birlikte olmaktan mutluluk duymak
SOSYAL HAYAT BAŞARISI:
Toplum içinde geçerli bir mesleği ve yeri olmak
Arkadaş ilişkilerinde aranılan bir kişi olmak.
En az iki kuruluş veya grubun üyesi olmak.
Ekonomik olarak rahat geçinme standartlarına sahip olmak.
Kültürel etkinliklere katılmaktan zevk duymak ve aktif olarak yaşamak.
İŞ HAYATI BAŞARISI:
İşinde yerini bulmuş olduğuna inanmak
Kendisine ihtiyaç duyulan bir kişi olduğunu kabul etmek.
İşyerinde astları ve üstleriyle iyi geçinmek.
İşinde kendi bireysel yaratıcılıklarını da gösterebilme şansını bulmak.
Başkalarına ters düştüğü durumlarda bile kendisini ifade edebilecek cesarette olmak.
1970 Yılında Okulda Başarılı Ve Başarısız Öğrencilerin 1990 Yılındaki Hayat Başarılarının Görünümleri
Toplam 32 Kişi

Okulda
Başarılı
Öğrenciler
Okulda
Başarısız
Öğrenciler
Ba?ary Durumu Değerlendirme
Aile hayatında
Sosyal hayatında
İş hayatında
Aile hayatında
Sosyal hayatında
İş hayatında
Kendisi
% 62,5
% 78
% 65,5
% 56
% 53
% 53
Ailesi
% 53
% 59
% 78
% 69
% 63,5
% 56
Arkada?lary
% 81
% 87,5
% 84
% 62,5
% 69
% 40,5
Tablo - 1
Hayat başarısı gösteremeyen kişiler 1990 yılından geriye dönük olarak yaptıkları değerlendirmede kendilerini başarılı olmaktan alıkoyan nedenleri şöyle göstermişlerdir.
Başarılı olmak için hırslarının bulunmaması. Kendilerine ortalama bir hayatın yetmesi
Kendilerine destek olabilecek kişilerin bulunmaması, gidebilecekleri yönü kendi kendilerine çizememek.
Kendilerine yeteri derecede güvenmedikleri için görüş ve düşüncelerini ortaya koyamamak.
Günlük streslere tahammül edememek.
Kendileri için önemli kayıpları yaşamak.
Zamanın farkında olmadan akıp gitmesi
Olaylar ve kişiler hakkında hep olumsuz düşünmeye koşullandırılmış olmak.
Zekasına işlerlik kazandırmayı öğrenmemiş olmak.
İnsan ilişkilerinde başarısızlığa uğradıkları için gereken atılımları yapamamak.
Kendilerini mutlu hissetmemek.
Mutlu olmadıkları halde etrafa mutluluk oyunu oynamaktan yorgunluk duymak.
Kendilerini sevmemek.
Psikolojik olarak kendilerini güçlü görmemek.
3- Başarının Hammaddeleri: Zeka Ve Kişilik Özellikleri
Okulda başarısız öğrenciler için ilk akla gelen neden, başarılı olmak için zekalarının yeterli olup olmadığıdır. Oysa ilkokulu normal koşullarda başarılı bir şekilde bitirmeye yeten zeka, orta öğrenim, hatta yüksek öğrenim için bile yeterlidir. Okulda başarısızlık, zeka faktöründen çok, zekaya işlerlik kazandıramayan etkisiz bir eğitimden kaynaklanmaktadır.
Bir başka deyişle, zekanın hammaddesine işlerlik kazandıracak olan, çevredeki etkileşimlerdir. Öğrenilen yeni kavramları yeni durumlara uygulayabilmek, yani zekaya kıvraklık kazandırabilmek sürekli işleme ve eğitimle gelişir. İleri derecede eğitim eksikliği, ekonomik ve coğrafi nedenler, zeka potansiyelinin gelişmesini engelleyerek, zekaya yeterli düzeyin altında bir görünüm verebilir.
4-Duygusal Sorunlar Zekice Davranışları Engelleyebiliyor
Ailelerin çocuklarıyla yeterince ilgilenememeleri, aile içinde yaşanan huzursuzluklar öğrencinin zekasını olumsuz yönde etkileyerek, geçici bir süre için de olsa zekaya işlerliğini kaybettirebilir. Çevreyle iyi bir uyum içersinde olmak ise zekayı daha verimli hale getirebilir. Bireyin heyecansal olarak dengeli ve uyumlu bir kişiliğe sahip olması, zeka özelliklerini olumlu bir şekilde yönlendirir. Bu nedenle daha önce çok iyi uyum ve belirli bir potansiyel gösteren öğrencilerin birden bire başarısız, dikkatsiz hale gelmelerinde bazı duygusal nedenler araştırılmalıdır.
Ergenlik çağında zekalarına duygularıyla yön vermeye alışmış olan bireyler, bu konuda eğitilmezlerse, daha sonraki yaşamlarında zekalarından istenildiği ölçüde yararlanamazlar. Bireyin duygusal sorunların yüklülüğüne rağmen, zekasıyla yönünü bulabilmesi zeka düzeyinin ortalamanın üzerinde olması gerekmektedir. Ortalama zeka özelliklerine sahip olan bireyler, duygusal sorunlarla karşılaştıklarında gerilemektedirler.
5- Başarı İçin Zeka Kişilikle Bağdaşmalıdır
Başarılı ve başarısız öğrencileri seçerken, zeka belirleyen ölçütleri göz önüne alarak, onların hepsinin liseyi, hatta üniversiteyi bitirmeye yeten bir zeka düzeyine sahip oldukları varsayımıyla hareket ettik. Bunun için de araştırmaya aldığımız öğrencilerin tümüne WAIS ZEKA TESTİ SÖZEL BÖLÜMÜ nü uyguladık.(el maharetlerini içermeyen bölüm)
Genel bilgi
Muhakeme
Aritmetik yetenekleri
Dikkati odaklaştırabilme yeteneği
Kavramlar arasındaki ilişkiyi araştırarak, soyut düşüncenin ne kadar gelişmiş olduğunu gösteren bölüm.
Bellek işlevleri
Tablo - 1 incelendiğinde başarılı ve başarısız olmak üzere iki ana gruba ayırdığımız öğrencilerin zeka bölümleri bakımından anlamlı faklılıkları bulunmadı. Başarılı öğrenciler sadece başarısız öğrencilere göre daha yüksek puan aldılar. Zeka yönünden 20 yıl sonra yapılan araştırma, ortaya anlamlı bir farklılık koymamıştır.
6 -Önemli Olan, Kişinin Zeka Özelliklerini Bilmesidir
Kuşkusuz, zeka bölümünden söz ederken, zeka bölümünü oluşturan faktörlerin hangisinin başarıda daha fazla etken olduğunu söyleyebilmek pratik hayatta pek kolay olmaz. Günlük yaşamda biliriz ki, uzun zaman gitmediğimiz bir çevrede, adımızla hitap edilmesi, unutulmadığımızı göstermesi bakımından bizi memnun eder, hatırlayanlara da olumlu puan kazandırır.
Birey başarı kazanabilmek için kendi zekasının özelliklerini bilmek zorundadır. Örneğin bir politikacı, bir avukat el maharetlerini geliştirmese de olabilir. Ama konuşma yeteneklerini ve topluluklara ulaşabilme yetilerini geliştirmek zorundadır.. ... gibi. Gençlik dönemindeki yetenekler daha sonraki yıllarda anlamlı bazı değişikliğe uğramamaktadır. Yani kişi zeka yetenekleri bakımından gençliğinde neyse, orta yaşlılığında da odur. Ancak kendilerini geliştirmek için sürekli çaba harcayan bireyler düşünce ve davranış esnekliği kazandığından, varolan zeka potansiyeli daha verimli hale gelmektedir.
Ailelerle, Başarılı Ve Başarısız Öğrencilerin Mizaç Özellikleri

Aileye göre başarılı öğrenci
Aileye göre başarısız öğrenci
Başarılı öğrenciye göre aile
Başarısız öğrenciye göre aile
Neşeli
Kolay uyar
Hırçın
Sosyal, girişken
Mantıklı
İyimser
Durgun
Uysal
Öfkeli
Uyumsuz, çekingen
Duygusal
Kötümser
Neşeli
Sosyal
Koruyucu
Arkadaşça
İyimser
İşbirlikçi
Huysuz
Sosyal olmayan
Koruyucu
Arkadaşça olmayan
Kötümser
Anlayışsız
Tablo - 2
8 - Benzerliğin Nedeni: Özdeşleşme
Çocuk geliştikçe anne baba davranışlarına benzeyen birçok özellik kazanmaya başlar. Bazen genç bir çocukla anne babanın yürüyüşleri, jestleri ve konuşma tarzlarındaki benzerlik o kadar çarpıcıdır ki, çocuğun anne babayla tam özdeşleştiği düşünülür. Örneğin, çocuklar anne babalarını her konuda taklit etmezler. Bir genç, annesinin sosyal davranışlarını, mizah anlayışını taklit edebilir; ahlak değerlerini benimseyebilir. Anne baba çocuğun ilk ve en sık olarak ilişki kurduğu kişiler olduğu için özdeşleşme kaynağı onlardır. “ Bu sebeple ailenin eğitimi ve geleneklerine, kendi örf -adetlerine bağlı olması çocuğunda bu doğrultuda yetişmesini sağlayacaktır.”
9- Başarılı Öğrenciler Daha Çok Anneye Benziyor
Anne babalarıyla davranış benzerlikleri araştırılan üniversite öğrencileri mizaç ve eğlenme ilgilerinde karşı cinsle olan ebeveynle daha çok benzerlik göstermişlerdir. %40 dan fazla erkek çocuk anneleriyle, aynı oranda kız çocuk da babalarıyla benzerlik göstermişlerdir.

Başarılı
Öğrencilerde
Başarısız
Öğrencilerde
Benzeyen Özellikler
Mizaç
Eğlenme ilgileri
Mizaç
Eğlenme ilgileri
Sadece babaya
% 25
% 27
% 29
% 31
Her iki ebeveyne
% 19
% 31
% 33
% 25
Sadece anneye
% 52
% 32
% 35
% 33
Hiçbir ebeveyne
% 3
% 8
% 3
% 10
Doğrusu bilinmeyen
% 1
% 2
% -
% 1
TOPLAM
% 100
% 100
% 100
% 100
Tablo - 3
10- Değer Ölçüleri Ve Tutumlarda Da Tutarlılık Var
Danimarka ve Amerika’da yapılan bir araştırmada, anne ve ergen tutumları arasında büyük bir benzerlik olduğu göze çarpmıştır. Her iki ülkede de ergenlerle annelere yöneltilen, “Başarılı olmak ve hayatta ilerleyebilmek için ne gerekir?” sorusuna aşağıdaki cevaplar alınmıştır.
İki ülke arasındaki farklılıklar anne - çocuk farklılığından daha önemlidir. Amerikalılar çok çalışmayı, Danimarkalılar ise hoş bir kişilik ve başkalarıyla beraber olma yeteneğini başarı için birinci planda görmüşlerdir.
Cevaplar
Birleşik Devletlerde
Danimarka’da

Ergenler
Anneler
Ergenler
Anneler
Çok çalışmak
% 52
% 56
% 13
% 9
Hoş bir kişiliği olmak
% 22
% 17
% 43
% 50
Gerekli kişiyi tanımak
% 4
% 2
%12
% 10
Para biriktirmek
% 1
% 2
% 5
% 3
Yüksek öğrenim
%18
% 22
%23
% 27
Özel yetenek
% 3
% 1
% 4
% 1
TOPLAM
% 100
% 100
% 100
% 100
Tablo - 4
11- Yaşıt Grupların Etkisi Ne Zaman Güçlü Olur
Yaşıt gruplarının en etkili olduğu durumlar, aile ile eksikliği ve doyurucu olmayan bir ilişki söz konusu olduğu hallerdir. Özdeşleşme sorunları ergenlik dönemiyle bitmez. Otuz yaşına gelip nasıl olmak istediğine, hayattan neler beklediğine karar vermemiş kişi pek çoktur.
12- Liderlik Başarılı Öğrencilerin Kişilik Özelliği
Kişiliğin liderlik özellikleri de başarıyla yakından ilgisi görülen bir olgudur.
Öğrencinin arkadaşlarını etkileme gücü var mıdır?
Yoksa sınıfta çok sessiz olarak bir yer işgal eden biri midir?
Arkadaşlarının onu lider seçme fikrini ve onayını alma dereceleri nedir?
Okuldaki çeşitli organizasyon ve grup faaliyetlerine katılma oranları nedir*
Liderlik özelliklerinin ortaya koyan bu sorulara göre başarısız öğrenciler klikler ve mahalle arkadaşlarını, başarılı öğrenciler ise okuldaki kulüpler ve organizasyonları tercih etmekte, okul faaliyetlerindeki liderlik görevlerini de çoğunlukla başarılı öğrencilerin üstlendiği görülür. Liderlik için çoğunlukla başarılı öğrenciler grubunda yer alan öğrenciler seçilmektedir. Lider olmak, kişileri yönetmek, fazla şeyler ummak gibi özelliklerde başarısız öğrencilerin değil, başarılı öğrencilerin beklentileri arasındadır.
Kişilik Ve Davranışlar Temelde Aile
Tutumlarına Göre Biçimleniyor
Kişilik özelliklerinin başarı ve başarısızlıkla ilgisi araştırılırken ilk akla gelen, bu niteliklerin oluşup biçimlenmesinde ana babanın ne ölçüde rolü olduğudur.
Kendilerine uygulanan disiplin çeşidinin otoriter, demokratik ve gevşek türden hangisine uyduğunu ve disiplin türü için düşüncelerini sorduğumuz öğrencilerin büyük çoğunluğu, kendilerine uygulanan disiplinin otoriter olduğunu, ancak demokratik şekli tercih ettiklerini söylemişlerdir.
Uygulanan disiplin türü
Başarılı öğrenciler
Başarısız öğrenciler
TOPLAM
Otoriter
% 40
% 51
% 91
Demokratik
% 47
% 18
% 65
Gevşek
% 13
% 31
% 44
TOPLAM
%100
% 100

Tablo - 5
14- Başarılı Ve Başarısız Öğrencilerin Zeka Faktörü Bakımından
20 Yıl Sonraki Görünümleri
Wais
Başarılı Öğrenciler
Başarısız Öğrenciler
Zeka Testi
1970 (144 kişi)
1990 ( 32 kişi)
1970 (144 kişi)
1990 (32 kişi)
Genel Bilgi
Yüksek
% 31
% 44
% 14
% 25
Orta
% 52
% 31
% 67
% 44
Düşük
% 17
% 25
% 26
% 31
Muhakeme
Yüksek
%28
% 47
% 12,5
% 25
Orta
% 55,5
% 28
% 65
% 47
Düşük
% 17
% 22
% 29
% 28
Aritmetik Yetenek
Yüksek
% 29
% 50
% 13
% 31
Orta
% 53,5
% 25
% 62,5
% 37,5
Düşük
% 17
% 25
% 24
% 25
Soyut Düşünce
Yüksek
% 28,5
% 56
% 13
% 50
Orta
% 54
% 25
% 62,5
% 31
Düşük
% 17
% 19
% 24
% 12,5
Bellek
Yüksek
% 29
% 53
% 12,5
% 37,5
Orta
% 55
% 28
% 67
% 25
Düşük
% 17
% 19
% 24
% 37,5
Tablo - 7
Zeka Faktörü Hayat Başarısı İlişkisi
Hayat Başarısı
Zeka Bölümleri (32 kişi)

Yüksek
Orta
Düşük
Aile Başarısı
% 56
% 12,5
% 31
İş Başarısı
% 59
% 31
% 9
Sosyal Başarı
% 69
% 6
% 6
Tablo - 6
16 - Ne Kadar Ve Nasıl “Sorumluluk” Verelim?
Orta öğretim dönemi ergen için kişiliğinin biçimlendiği bir evredir. Kişilik gelişimi için çok gerekli olan sorumluluk duygusunun gelişmesi de bu dönemde son şeklini alır. Sorumluluk duygusuyla başarı arasında olumlu bir ilişki olduğu gerçektir. Sorumluluğun çeşitli konularda çok iyi gelişmemiş olması, hayata hazır olmayış, gencin kendini bir boşluk içinde hissetmesi gibi duyguları da beraberinde getirmektedir.
Anne babanın bu konuda bilinçli davranması yada önemsememesi, ilgisiz kalması, çocuğun bu duygusunu geliştirebilir veya körletebilir. Örneğin, çocuğun yaşı için ağır gelebilecek bir sorumluluğun verilmemesi ve zamanından önce sorumluluktan yıldırılmaması gerekir.
17 - “Değersizlik” İnancı Güvensizlik Doğurur
Araştırmamızda başarılı öğrenciler grubunda oldukları halde, değersizlik inancı ve güvensizliği bir kişilik özelliği olarak taşıyan öğrencilere de rastlanmıştır. Bütün öğrencilerin birbirini tanıdığı bir sınıfta “Eğer lider seçmeniz isteseydi kimi seçerdiniz” sorusuna cevap olarak; kendini değerlendirme puanı yüksek olanların %47 si 1.derecede lider, kendini değerlendirme puanı orta olanların % 32 si 2.derecede lider, kendini değerlendirme puanı zayıf olanların % 15 i lider olarak seçilmiştir.
Kişinin kendini değerlendirme ölçüsünün temeli büyük çapta ailesinin yetiştirme tarzında yatar. Bu konunun devamında şu başlıklar yer alıyor.
Çocuğunuzun arkadaşlarına göstereceğiniz ilgi, ona değer verdiğinizi gösterir.
Cezalandırma bile bir ilgidir.
Kişiliğin değişimine yol açan koşullar.
Ana baba beklentileri: Ölçüsüz verme isteğinin faturası
18 - Başarı Güdüsünü Yaratan Ya Da Engelleyen Etkenler
Bir ZEN ustası yanında öğrencileriyle birlikte gezinirken, tilkiden kaçan bir tavşanı gösterir ve şöyle der: “Eski bir hikayeye göre, tavşanlar tilkilerden daha hızlı koşarlar”
“Hayır” diye itiraz eder bir öğrenci.”Tilkiler daha hızlı koşarlar”
“Ama tavşan tilkiden kurtulacak “ der bu kez usta.
“Bundan nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz?” diye sorar öğrenci.
“Çünkü tilki sabah kahvaltısı için, tavşan ise canı için koşuyor “ diye cevap verir ustası.
Birçok psikolog, güdülenmeyi(motivasyonu) davranışı harekete geçiren ve ona yön veren olgu olarak niteler. Başarı güdüsünün gelişmesinde, toplumsal çevrenin rolü birçok yazarca anlatılmıştır. Başarı güdüsünün gücü önce kişinin genel enerji düzeyine bağlıdır. İkincisi, kültürel etkiler, okul eğitimi ve başarı konusundaki aile değerleriyle ilgidir. Üçüncüsü, bireyde bağımsızlığı, kendine güveni, kusursuz olma isteğini geliştirecek çocuk eğitimidir.
Bu konunun devamında şu başlıklar işlenmektedir.
Ailenin ilgi yada ilgisizliği, ödüllendirme - cezalandırma
İhmal edilen çocuğun savunma silahı yoktur.
Anne babanın davranışlarında tutarlı olmaları
Anlaşan eşler çocuk eğitimi konusunda da uzlaşıyor ama...
Çocuğunuzdan olabileceğinden daha fazlasını istemeyin
19 - Olumsuz Güdülenme İnadına Başararak Kendini Kanıtlama
Övgü ve yapıcı eleştiriler çocuğun başarı güdüsünü harekete geçirmekte olumlu rol oynarken, kişiliğe yönelen olumsuz eleştiriler, küçümsemeye yatkın olan ifadeler çocukta bunlara karşı tepki oluşturur. Kişiliğine yönelmiş olumsuz eleştirilerden rahatsız olan, kendini aptal ve beceriksiz hissetmeye itilen genç, bu değerlendirmeyi gerçek olarak kabul ederse, kendine güvenini, dolayısıyla da girişimde bulunma, deneme cesaretini yitirir. Sonuçta olaylardan kaçmak için “eğer denemezsem başarısızlığa uğramam” gibi yanlış bir düşünceye kapılabilir. Örneğin, şişman görünüşünden dolayı çeviklik gerektiren bir uğraşta, “ Sen mi yapacaksın?” diye küçümsenen genç, kırgınlık ve öfke duygularını biriktirerek hiçbir sosyal etkinliğe katılma cesaretini gösteremeyebilir.
Çocuğunuzu yola getirmek için kullandığınız kırıcı ve olumsuz ifadeler o anda kırgınlık ve öfke yaratırken, ileriye yönelik olarak da öç alma ve kendini kanıtlama şeklinde bir tepki oluşturabilir. Böyle bir küçümsemeye karşı bu tür bir meydan okumayla tepki vermek, özsaygıyı koruma çabasından başka bir şey değildir.
20- Ana Babaların Ve Diğer Önemli Kişilerin Umut Ve Beklentileri
Araştırmamızda liseli öğrenciler ana babalarının gençliklerinde sahip olamadıkları araba, arkadaşlar, para ve iyi bir eğitim gibi olanaklara çocuklarının sahip olmasını istediklerini belirtmişlerdir. Öğrenciler bunların bir kısmını yaparken hoşnutluk duydukları gibi bir kısmının da altında ezilip kalınca aşağılık duygusuna kapılarak varolma yeteneklerini de kullanılamaz hale geldiklerini belirtmişlerdir.
Ergenin ilgileri, başarı umma düzeyini iki yönden etkiler: Birincisi, aspirasyonların hangi alanda gelişeceğini belli eder, ikincisi başarı umma düzeyini sınırlar.
21- “Amaç Edinme” yi Neler Etkiler
Amaç edinme davranışını etkileyen faktörler şunlardır. Kültürel idealler, Aile çeşidi ve zeka faktörü.
22- Kendini Gerçekleştirmeye Götüren Davranış Ve Kişilik Özellikleri
Hayatı yoğun bir şekilde ve özümleyerek yaşamak
Güvenilir yollardan çok yeni bazı şeyleri denemek
Çoğunluğun, otoritenin ve geleneğin sesinden çok, deneyimlerini geliştirmek için kendi duygularını dinlemek
Dürüst olmak, oyun oynamaktan ve yapmacıktan kaçınmak
Düşünceleri çoğunluğa uymadığı zaman sevilmemeye hazır olmak
Sorumluluk alabilmek; ne yapmaya karar verirse üzerinde fazla çalışmak
Savunma silahlarını tanımaya çalışmak ve onları bırakabilecek güçte olmak
Gerçeği olduğu gibi algılamak
Kendilerini ve başkalarını oldukları gibi kabul etmek
Düşünce ve davranışlarında içten olmak
Kendine yönelik olmaktan çok, soruna yönelik olmak
İyi bir mizah anlayışı olmak
İleri derecede yaratıcılığı olmak
İnsanlığın yararıyla ilgili olmak
Temel yaşam deneyimlerini değerlendirebilecek güçte olmak
Birçok kişi yerine birkaç kişiyle doyurucu ilişkiler kurmak
Hayata tarafsız açıdan bakmak
23- Ailenin Sosyo - Ekonomik Durumu Öğrencinin Başarısını Nasıl Etkiliyor?
Öğrencinin sosyo - ekonomik durumu incelenirken, ailenin gelir düzeyi, anne babanın öğrenim ve meslek durumları, oturdukları evin bulunduğu yer, içinde kaç kişi yaşadığı gibi değişkenler, geniş anlamıyla “sosyal sınıf” ı belirlemektedirler. Toplum içinde sosyal sınıf farkları olmadığı kuramsal olarak ifade ediliyorsa da, kişinin ait olduğu sosyal sınıf, kişiye sağladığı kolaylıklar ya da engellemelerle çok çeşitli biçimlerde varlığını göstermektedir.
Bu bölünde yazar konuyu anket sonuçlarıyla da ele alarak yorumluyor. Devamında şu başlıklar bulunuyor.
Sosyal sınıfları yaratan, çocukların öğrenme ortamlarının farklılığıdır.
Kültürel yoksulluk zeka yetersizliğini andırıyor.
Sosyal durumu neler belirliyor: a-Oturulan evin yerleştiği bölge b- Aile reisinin iş konumu c- Aile reisinin okulda tamamladığı yılların sayısı
Çalışan anneler iyi örnek oluyor.
Annenin sabahtan akşama kadar çocuğun yanında olması değil, verilen eğitimin kalitesi önemlidir. Yalnızca ev kadınlığı ve anne rolüyle yetinmek durumunda olan, hayattan bezmiş kadınlar, çocuklarına düşüncesiz ve ilgisiz davranmaya daha yatkındırlar.
Babanızın işini kaybetmesi yada sınıfta kalmanız sizi nasıl etkiler?
Aileler gelir düzeylerini nasıl değerlendiriyorlar.
Başarılı Ve Başarısız Öğrencilerin Ailelerinin Öğrenim Düzeyleri 144 Kişi

Başarılı Öğrencilerin
Başarısız Öğrencilerin
Öğrenim Düzeyi
Anneleri
Babaları
Anneleri
Babaları
1- Hiç okula gitmemiş
% 4
% 1,5
% 2
% 2
2- İlkokula gitmiş
% 10,5
% 4
% 14
% 7
3- İlkokulu bitirmiş
% 14
% 14,5
% 26
% 28
4- Ortaokul, enstitü ve ya sanat okuluna gitmiş
% 17
% 7
% 14,5
% 9
5- Ortaokul veya dengini bitirmiş
% 13
% 10,5
% 16
% 14
6- Lise veya dengine devam etmiş
% 12
% 8
% 16
% 14
7- Lise veya dengini bitirmiş
% 13
% 17
% 3,5
% 13
8- Üniversite veya yüksek okula devam etmiş
% 3,5
% 8
% 5
% 1,5
9- Üniversite veya yüksek okul bitirmiş
% 12,5
% 26
% 3
% 12
10-Üniversite sonrası eğitim görmüş
% --
% 3
% --
% --
Tablo - 8
24- Okul Ve Öğretmen Başarısı Da Başarılı Öğrencilerinin Sayısıyla Ölçülür
Okul faktörü, öğretmenin tutumu ve kişiliğiyle ilgili olarak hem öğrenci, hem de öğretmene aynı soruları değişik biçimlerde sorarak her iki tarafın da görüş açısını değerlendirmeye ve eğitim sisteminin okul başarısı üzerindeki rolünü saptamaya çalıştık.
25- Eğitim: Kişiyi Bilinçli Etkileme
Çok geniş bir kapsamı olan bu konuyu kişiye yapılan bilinçli bir etkileme olarak kabul edersek, bu etkilemenin amaçlarını da değişik şekillerde açıklayabiliriz. Şöyle ki:
Kişide varolan yeteneklerin son sınırına kadar geliştirilmesine çalışmak
Kişinin, toplumun ihtiyaç ve koşullarına uygun bir biçimde etkilenmesi
Kişinin hayattan en iyi şekilde yararlanmasını sağlamak (bu amaç, bir başka deyişle, kişinin geçimini sağlamak şeklinde de ifade edilebilmektedir.)
Demokrasinin gereklerini yerine getirecek vatandaşlar yetiştirmek, yani kişinin kendisinin ve başkalarının hak ve özgürlüklerine saygılı olma yeteneklerini geliştirmek
Geçmiş ve geleceğin değerlerini birbirlerine olumlu bir şekilde bağlayarak toplum için daha ileri bir gelişmeyi sağlamak
26- Herkesin Eşit Başarı Olanağına Sahip Olduğunu Söylemek Daha Büyük Eşitsizlikler Doğurur.
Türkiye de eğitim eşitliğinin hukuki yönden teminat altına alınmasına rağmen, ekonomik, coğrafi, sosyal ve politik etkenler eğitimde eşitsizliği doğurmaktadır. Bu etkenlerin meydana getirdiği eşitsizlik yaygın bir ayırıma neden olmaktadır. Ailelerinin ekonomik durumlarından dolayı zorunlu eğitimi bile tamamlayamayan öğrenciler vardır.
Konunun devamında şu başlıklar işlenmektedir.
Öğrenciler bireysel farklılıklara göre eğitim istiyor
Disiplinin amacı özdenetimi geliştirmek olmalıdır: İyi bir disiplin, öğrencinin bağımsız bir şekilde, öğretmenin ve okul idaresinin denetimine gereksinim duymaksızın, kendi kendisini yönetmesini amaçlamalıdır.
Okul disiplininde rol oynayan etkenler: a-Çevreye bağlı etkenler b- Öğretmene bağlı etkenler c- Öğrencilerin kişiliğine bağlı etkenler
27- Öğrencilere Göre “İyi Öğretmen”İn Nitelikleri
Birleşik Amerika da bir öğretmenin sınıfından beğenilmesini sağlayan kişilik çizgilerini belirlemek üzere yapılan bir araştırmaya göre, öğrencilerce en çok vurgulanan 12 nitelik şöyledir:
İşbirliğine dayanan demokratik tavır
Her çocuk için sevecen ve saygılı olma
Sabır
Geniş ilgiler
Hareket ve görünüş
Doğruluk ve taraf tutmamak
Esprili olmak
Tam itidal ve metanet
Öğrencilerin sorunlarına ilgi duymak
Esneklik
Cesaret verme ve takdir etme konusunda iyi niyet
Özel bir konuyu öğretmede olağanüstü başarı
Değişik ülkelerde yapılan araştırmalara göre saptanan bu özelliklerle, bizim araştırmamızdaki öğrencilere göre “iyi öğretmen” özelliklerinin nasıl bir paralellik gösterdiğini görmek için sorulan sorulara verilen yanıtlar şöyledir:
Öğretmenin sınıfta her öğrenciye eşit davranması
Öğrenci dersini çalışamadığı ve sözlü sınavlarda başarısız olduğu zaman öğretmenin sert eleştiriler yapmaması, hakaret edici sözler söylememesi
Sınıfta öğretmenin çok otoriter davranarak rahatsız edici bir sükunet istememesi; normal hareket ve konuşma serbestliği tanıması
Kendi sorunları ve sıkıntıları olduğu zaman sınıfa haşin davranmaması
Dersleri soyut olmaktan çıkarıp güncel örnekler vermesi, çevre kaynaklarından ve örneklerinden yararlanarak daha cazip hale getirmesi
Derste bir davranışı beğenmediği öğrenciyi sınıf önünde küçültmeden, hesap sormadan, yalnız olarak karşısına alıp onu tanımaya, davranışının nedenlerini anlamaya çalışması
Sınıfta keyifsiz veya huzursuz olan öğrencileri fark ederek onları psikolojik dünyalarıyla da tanımaya çaba göstermesi
Sınıfta bazı öğretmenlerin disiplin kuruluna gönderebilecekleri olayları öğretmenin kendi olanaklarıyla aydınlatmaya çalışarak, öğrencileri maddi cezalardan koruması ve istenilmeyen davranışlarını düzeltmelerine yardımcı olması
Sınıfta şakacı mizacıyla esprili bir hava yaratması, ciddi dersin içine ilginç örnekler ekleyerek öğrencilerin dikkatlerinin dağılmasını önlemesi
Bu konuların devamı şu başlıklar altında işlenip değerlendiriliyor:
Öğretmen - Öğrenci ilişkileri neden çok önemli?
Öğretmen ne tür öğrencilere yardımcı oluyor? 1- Başarılı bir öğrenci ise 2- Zeki bir çocuk tembelse 3- Öğrenci yardım isterse
İletişim aksaklığının öğretmene bağlı nedenleri:
Öğretmenin kişisel sorunları
Öğrenciyi yetiştirmek için gerekli psikolojik yatırımları yapamaması
Ekonomik sorunlar
Öğretmenin kişilik yapısının öğrenci - öğretmen ilişkilerindeki rolü: Bu kişilik oluşumunda da, kuşkusuz öğretmenin şikayet konusu ettiği sosyo - ekonomik nedenlerin yanı sıra, kalıtım ve çok çevresel etkenlerle şekil kazanmış psikolojik yapısının büyük payı vardır.
“Evde kendimi huzursuz hissediyorum”: Başarısız öğrenciler kendi başarısızlık nedenlerini incelerken hiçbiri “yeteneğim olmadığı için başarısızım” yanıtını vermemiştir. Başarısız öğrencilerin büyük çoğunluğu başarısızlıkta aile etkenini birinci plana almışlardır. Aile konusu içinde önem sırasına göre belirttikleri nedenler şöyledir:
Anne babanın sinirli mizaçları yüzünden evde huzurlu bir hava olmaması
Anne baba arasındaki anlaşmazlığın sık sık sert ve kırıcı tartışmalarla ortaya konması
Babanın içkiye düşkünlüğü
Anne babanın anlayışsız davranması
Anne babanın yaşlı oluşu
Kardeş geçimsizliği
Maddi yönden güvensizlik hissetmeleri
“Duygusal sorunlarım yüzünden aklımı derslerime veremiyorum”: Başarısız öğrencilerin 2. derecede başarısızlık nedeni olarak ortaya koydukları duygusal etkenler şunlardır:
Kötümserlik
Bir şeye üzülünce dikkatini çalışması gereken konu üzerine toplayamama
Fazla hassas olmak
Erkek arkadaşı yüzünden üzülmek
“Öğretmenim benimle ilgilenmiyor, sosyal etkinlik olanaklarım yok”: Başarısızlık nedenleri arasında 3. sırayı alan okula ilişkin etkenleri, öğrenciler öğretmenin ilgisizliği, yeterli sayıda derse kalkamamak, evlerinden okula bazı arkadaşları özel olarak tutulan otomobilleriyle gelirken kalabalık otobüslerle gelmenin çok yorucu olduğu şeklinde sıralamışlardır.
“Disiplinli çalışmayı bilmiyorlar, sınıflar çok kalabalık, tek tek ilgilenemiyorum”: Öğretmenlerin büyük çoğunluğu öğrencilerin başarısızlık nedeni olarak çalışma alışkanlığının henüz kazanılmamasını ya da disiplinli bir şekilde çalışılmamasını göstermişler ki, bunda çok büyük bir gerçek payı vardır. Bu sonuçları yaptığımız anketle de gözledik.
Sebep ne olursa olsun okul psikoloğunun yardımı gerek: Öğretmen, öğrenci ve anne babanın önem derecesine göre sıraladıkları etkenler ne kadar değişik olursa olsun, hepsinin üzerinde ayrı ayrı durmak ve öğrencinin yetenekleriyle en iyi verimi sağlayacak yolu aramak, öğrenciyi başarıya itecektir.
Rehberlik hizmeti öğrenciye tanıtılmalı
28- Meslek Seçiminde Son Sözü ” Bireysellik ” Söylemeli
Aile meslek seçiminde çocuğu yönlendirmeli fakat kararı kendisine bırakmalıdır. Kendi hayalindeki mesleği çocuğa dayatmamalıdır. Meslekleri tanıtarak ona yol göstermelidir.
Meslek seçiminde çocuklarının istek ve tercihleri konusunda ailenin vurdumduymazlığı, genellikle başarısız öğrencilerde çok belirgindir. Aileler genelde çocuğa meslek seçimi konusunda kendi hayalindeki meslek konusunda dayatma uygulamaktadırlar.
Meslek seçiminde ana babanın soruna yönelik tutumu, önceden karar vererek açıklama yapmak değil, çocuklarıyla birlikte çözüm yollarını araştırması, en doğruyu birlikte bulma çabası olmalıdır.
29- Stres, İnsanın Dünyaya Bakış Açısından Kaynaklanır
Stres, bedensel ve ruhsal olarak bizi zorlayan tehditler karşısında yeni bir uyum yapma çabasına girmemizdir. Kişiye stres duyuran şeyler dış koşullardan kaynaklandığı gibi, insanın olaylara bakış açısından da kaynaklanabilir. Stres, yaşamın ve insanın yapısında olan bir şeydir. Yaşantıyı üzücü olaylardan soyutlayarak, hep mutlu, neşeli, olumlu olaylarla dolu düşünmek mümkün değildir. Yaşadığımız sürece stres yaratan olaylar hep varolacaktır.
Konu başlıkları:
“Önemli olan, sizin hayattan bekledikleriniz değil, hayatın sizden bekledikleridir.”: Yazar bu bölümde 1972 yılında Sağlık Bakanlığı tarafından İngiltere ye gönderildiğinde vizesinin bitimine yakın başından geçen anısını anlatıyor. Sonu şöyle. Polonya‘lı arkadaşı anlatıyor. Toplama kamplarında ağabeyim ölüme mahkum edilmişti.15 gün içinde infaz edilecekti. Ümitsiz bir şekilde her şeyden elini çektiği bir sırada arkadaşı ona ısrarla şöyle der: “ Hayatta her şeyini kaybetmişsin, başka neyi kaybedecek olabilirsin. Beklediğin her şey kaybolabilir. Ama önemli olan senin hayattan beklediklerin değildir ki. Hayatın senden bekledikleridir”. “ Ben ölüyorum, hayat benden ne bekleyebilir. “ diye sormuş ağabeyim. Arkadaşı ısrar etmiş. Her şeyi kaybettiğin zaman bile geride iyi bir iş bırakabilirsin. Sen potansiyeli, yaratıcılığı olan zeki bir kişisin. Şanssızlığın seni her şeyini kaybetme noktasına getirmiş olabilir. Ama kaybetmediğin yeteneklerinle bir şeyler bırakabilirsin yakınlarına.”
Ağabeyi bu sözlerden sonra bu kadar kısa bir süre içinde daha önce başlayıp da yarım bıraktığı kitabı yazmış ve ölümünden sonra kardeşi “Yağa’ya verilmek üzere, kitabı şu ithaf cümlesiyle bırakmış.” Önemli olan, sizin hayattan bekledikleriniz değildir. Hayatın sizden bekledikleridir. Ben hayatın benden beklediklerini bu kitabımla verebildim mi acaba?”
Belli bir düzeyde stres başarının itici gücüdür.: Belli bir oranda stres yaşamın tek düzenliğinden kurtarabilmek için gereklidir. Aşırı çalışmak, aşırı stres ortamı içinde olmak kadar, amaçsız olmak ve stres yaratan hiçbir uyarıcının bulunmaması da insanı bir boşluk duygusuna iter. Bu nedenle stresten uzak kalmayı değil, onunla birlikte, ancak daha az etkilenerek yaşamayı öğrenmek gerekir. Her insanın kendi kapasitesine göre fazla yüklenmeden taşıyabileceği bir stres değeri vardır.
Kimler strese dayanıklı ?
Stresle başa çıkanların kişilik özellikleri
Stresle başa çıkma yöntemleri
Sorunlarınıza büyüteçle bakın
Kendinize acımayın
Sorunu önemsizleştirmeye çalışın
Sorunu parçalara bölün
Sevilen ve seven kişi olmaya çabalayın
İlgilerinizi genişletin
Kendinize vakit ayırın
Başkalarına danışmaktan ve yardım istemekten kaçınmayın
Kendinize bir meşguliyet bulun
Olayları kabullenin
Yaşamda kayıplar: Her yaşamda yanlış şeylerle karşılaşılır.
Eleştirilere açık olun
Küçük, unutabileceğiniz şeylerin sizi rahatsız etmesine izin vermeyin
Kin gütmeyin
Birileriyle konuşun
Yalnızlık: Mümkün olduğu kadar yalnızlıktan uzak kalın.
Sinirliliğinizi yenin
Kederleriniz geçecektir.
Uykusuzlukla mücadele
Kaygı kişilik özelliği midir.?
Rekabetçi kaygı: Başkası kadar başarılı olamama korkusu
Kaygı, gelişme karşılığı yapılan ufak ödemelerdir
Kaygı ruhsal sağlığınızı bozarsa başarınızı sürdüremezsiniz: Bu bölümde ruhsal sağlığın bozulmaya başlayıp başlamadığını kontrol edebilen fiziksel ve psikolojik işaretlerden oluşan test yayınlanmış.
Korkularla iyi geçinin
Kendimizi ele vermekten neden korkarız.: İnsanlar neden maskeye başvururlar? Çünkü yaşadığımız çevrede beğenilmek, sosyal itibarımızı kaybetmemek için olduğumuz gibi değil, olmamız gerektiği gibi görünerek başkalarının bizi kabul edeceği bir kalıba girmeye çalışırız.
“Temel kaygı” nasıl gelişir?
Belirsizlik kaygısı:Test sonuçları başarılı öğrencilerdeki kaygı düzeyinin, başarısız öğrencilerden daha yüksek olduğunu göstermektedir.
Gelecek kaygısı: Yani öğrenciler aile yaşamlarındaki aksaklıkları, gelecekte de yaşayacakları korkular olarak görmektedirler.
Kaygı zeka ilişkisi: Zeka düzeyleriyle dün, bugün ve geleceğe ait kaygılar arasındaki ilişki incelendiğinde, yüksek zeka düzeyinde olan öğrencilerin yaşamlarında kaygı duyuran olayların çokluğu ve aile iletişimi yetersizliği görülse bile, bu olumsuzluklar zekayla yenilmekte, geçmişte yaşanan korkular geleceğe pek yönelememektedir. Ancak ortalama zeka özellikleriyle düşük zeka özellikleri, geçmişte yaşanan kaygıları, daha büyük bir yoğunlukla geleceğe yöneltmektedir.
Başarının yolu kaygının yok edildiği duyarsız bir dünyadan geçmez.
30- Psikolojik Savunmamızı Kişisel Özelliklerimize Ve Kültürel Etkenlere Göre Seçeriz.
Günlük hayatın getirdiği sorunların ciddi psikolojik rahatsızlıklara yol açmaması için birey bazı çıkar yolları bulmak zorundadır. Gerilime dayanma yeteneği kişiden kişiye değişir. Ama herkesin kendine göre bir sınırı vardır. Bu farkı oluşturan şey, şu üç sorudur.
Tehlikeye giren nedir? B- Tehlikenin kaynağı nedir? C- Tehlikeye karşı çaresiz olmaya ne sebep olur?
Bu üç sorunun cevabını vermek, savunma mekanizmaları arasındaki farka ışık tutar.
Konunun içerdiği alt başlıklar:
Olumsuz da olsa yaşamamız gereken duygu ve deneyimler vardır.
Düşle gerçeklik arasındaki o tehlikeli sınır...
Yok saymak ve karşı saldırı çözüm amacını saptırır.
Kendinizi haklı görmek çok önemli bir ihtiyaçtır.
Neden inkar ederiz?
Eksikliği başka araç yada yollarla giderme:Yerine koyma bir çeşit kaydırmadır. Asıl amacın yerine bir başka amaç konularak dürtü boşalması sağlanır. Çok kızdığı zaman hırsını gideremeyen bir kişinin yumruklarını sıkması, tırnaklarını yemesi ya da karşısındakine vurmayıp masayı yumruklaması böyle bir boşalmaya örnektir.
Kendini ya da başkalarını suçlama
Çocukluğumuza sığınma
İlkellikten uygarlığa yönelmenin bir nedeni de...
İnsan İlişkilerinde Başarının Anahtarı:İletişim
İletişimin üç kuralı: Duygudaşlık, saydamlık ve etkin dinleme
Duygudaşlık başkalarının duygularını anlama yeteneğidir. Ana baba çocuğun
sorunlarıyla ilgilenirken kendilerini onun yerine koyabilmeye çalışmalıdırlar. Onun yaşı ve durumunda neler hissedilebileceğini anlamaya çaba göstermeleridir. Ana baba çocuklarının özel dünyasını kendi dünyalarıymış gibi algılayabildiğinde, iki taraf arasında iletişim daha rahat kurulabilir.
Neden “ben “ dilinde mesaj göndermek ?
Savunucu iletişim ne zaman artar?
Kendinizle ne ölçüde barışıksınız?: Bu bölümde yayınlanan 30 soruluk teste verdiniz cevapları değerlendirerek kendi kendinizle ne ölçüde iyi ilişkiler içinde olduğunuzu saptayabilirsiniz.
Aile iletişiminde paylaşılmış deneyimlerin olumlu rolü büyük: Yaptığımız inceleme de iyi bir iletişim sağlanabilen evden gelen öğrencilerin kişisel ve sosyal uyumları daha kolay olmakta, bu olumlu niteliklerde başarıyı doğrudan etkilemektedir. Aileleri ile iyi bir iletişim kuramadıklarını söyleyen öğrenciler ; başarılı öğrencilerde % 35, başarısız öğrencilerde
% 72 olarak saptanmıştır. Bu bölümde iletişimi engelleyen nedenler üzerinde duruluyor.
Ergenlikte mutluluk kendi kendini kabul etmeyle eşanlamlı
Ana babayla arkadaşlık
SORULAR
Başarılı Öğrenciler=144 kişi
Başarısız Öğrenciler=144 kişi

Evet
Hayır
Bazen
Evet
Hayır
Bazen
Anne babanızla aranızda arkadaşlık varmıdır?
% 59
% 28
% 13
% 31
% 51
% 17
Anne babanızla her türlü konuyu tartışamamaktan şikayetçimisiniz?
% 50
% 28,5
% 21,5
% 48
% 31,5
% 17
Tablo - 9
32- Duygusal Olgunluk, Hoşgörü ve Çatışmaları Başarıyla Çözmek
Yaşamın anlamı, sağlıklı düşünen herkes için mutlu olabilmektir. Mutluluk ise bireyin çevresiyle kurduğu ilişkilerin başarılı olmasına bağlıdır.
Davranışlarınızı yönetin, yoksa onlar sizi yönetir. Çin Ata sözü
Heyecanlarınızı kontrol etmek öğrenilmiş bir davranıştır.: Olaylar karşısındaki kişinin vereceği tepkiler anlatılıyor. Çözümler gösteriliyor.
Yıkıcılıktan yapıcılığa: Tartışma ve kavgalardaki davranış bozuklukları anlatılıyor. İkili ilişkileri yıkıcı davranışların nasıl yapıcı hale dönüştürülebileceği açıklanıyor.
Çatışmayı çözme biçimini söyle sana kim olduğunu söyleyeyim: Bu bölümde yıkıcı olaylar karşısında kişilerin yaptıkları ve olması gereken davranışlardan bahsediliyor. Yazar sorularıyla okuyucunun olaylar karşısındaki tavrını değerlendirmesini sağlıyor.
Kişiliği değil davranışı değerlendirin. Bu bölümde kişilerin değerlendirilmesinde yapıcı kıstaslar örneklerle açıklanmış.
Çatışmayı başarıyla çözmek iyi ve yapıcı yönlendirmeye bağlıdır.: Kişiler davranış, duygu ve düşüncelerinde birbirlerine ters düştüklerinde ya da karasızlık durumunda kaldıklarında genellikle iki olasılık vardır. Ya bu durumdan zarar görmeden sıyrılabilmek için yapıcı bir yaklaşımla çözüm arayacaklar yada iletişimi zayıflatıp kopararak büsbütün çıkmaza gireceklerdir. Çatışma konusunda yapılan birçok çalışma iyi yönlendirilen çatışmaların kişiyi başarılı bir çözüme götürdüğünü göstermiştir.
Çatışma insana neler kazandırır?: Çatışmanın sadece olumsuz değil olumlu yanlarını da düşünmek gerekir. Şöyle ki:
Dozu ayarlanmış bir baskı, üretimi harekete geçirir.
Mücadele koruyucu görev yapabilir.
Mücadele bir beraberlik duygusu oluşturabilir.
Mücadele görüş açımızın gelişmesini sağlar
Mücadeleyi yaşamak kendimiz hakkında bilgi edinmemizi ve güçlükler karşısında başkalarıyla sürekli etkileşim içinde olmamızı sağlar
Çatışmayı çözmek ne zaman güçleşir?
Güç sadece “ güçlü “ kişilerin tekelinde değildir.
Çatışmayı çözme biçimleri
Karşımızdaki kişilere nasıl davranacağımızı iyi öğrenelim
Mücadele sırasında gösterilen herhangi bir tepkiyi ya da söylenen bir sözü şahsınıza karşı yapılmış olarak yorumlamayın.
İyi bir dinleyici olun
Karşınızdakileri şaşırtmayın
Mücadelede iletişim biçimini ağırlık, anlaşma ve pazarlık olarak üç ana temele bağlayabiliriz.
Basit ama etkili:
İşte size başarılı çözüm için akılda tutulması gereken birkaç nokta:
Bir şeyin yarısını elde etmek hiç yoktan iyidir.
Birisi saldırdığında yol değiştirin
Sen bana yardımcı olursan, bende sana yardım ederim
Konunun derinliğine indikçe, gerçeği daha kolay elde edebilirsiniz
İyi sözler iyi yollar açar
Başkalarının sizin gibi düşünmelerini sağlayamazsınız; ancak başkalarının düşündüklerinizi yapmalarını sağlayabilirsiniz.
Olasılıklar doğru sonuç yaratabilir.
Haklılık içeren durumları yansıtabilmek kavgayı önler.
Nazik kelimeler daha çok kazanç sağlar
Dilinizi tutun. Çok şey kaybetmezsiniz.
Ayağınızı basacağınız noktayı iyi seçin
Karşınızdakinin işini bozmaya kalkmayın
Ortak nedenler bulun
Güven çok şey kazandırır.
Çocukluk ve aile yaşamındaki olumlu ya da olumsuz deneyimler evliliğe yansıyor
Evlilik yaşamının duygusal yanları iş başarısını etkiliyor
“Güvencede olmak şans değil sizin yarattığınız bir şeydir.”
Başarılı evlilik “genelde “ nasıl olur?
Boşanma yeni bir uyum gerektirir.
Tek ebeveyn ve çocuk bugün bir aile türü sayılmaktadır.
Paylaşılamayan çocuklar ve “tebeşir dairesi”: Tebeşir dairesiyle yazar Pekin mahkemesinde geçen bir olayı anlatıyor. Peygamberimiz (SAV) döneminde de aynı olay var. Bir çocukla alakalı annesi olduğunu söyleyen iki kadından gerçek olanının bulunması olayı.
Ailesi boşanmış çocuklara farklı davranılmamalı
Boşanan kadın hem parasal, hem toplumsal, hem de ruhsal sorunlarla başetmek durumunda
Yaşantıyı suçluluk duygusu yönetmesin
“Cici baba “ davranışı neden zararlı?
33- Her Şey Gibi Başarının da Bir Bedeli Vardır
Günümüzde insanlar hangi sosyal sınıf içinde olursa olsun, bir üstteki sınıfın yaşam biçimlerini, onlarla aynı harcamalar ve tüketim düzeylerine ulaşırlarsa, gerçekleştireceklerine inanıyorlar. Ne var ki, böyle büyük bir çalışma çabası içinde kendilerine ayıracak zamanın azlığı yüzünden insan ilişkilerinde başarısızlığa uğrayabiliyorlar. Çalışmayla elde edilen teknik kolaylıklar artarken, psikolojik yorgunluk ve gerilimler de kişiyi önlenemez boyutlarda bir yalnızlığa itiyor.
Sonuçta, birey gençliğinde derslerin dışında bir hayatın varolduğunu öğrenmemişse, yetişkin yaşamında da işin dışında bir hayat olduğunu genellikle kabul edememektedir. 20 yıl sonra kaygı düzeyleriyle başarı alanları arasındaki ilişkiyi araştırdığımız zaman, lise döneminde benlik bütünleşmesini tam yapamadığı ve iç benden gelen sesleri iyi duyamadığı için genel kaygı düzeyi yüksek olan öğrenciler, yetişkin yaşamlarında da aile ve sosyal başarı yönünden düşük puan almışlardır. Sözün kısası, okul başarısı çok yüksek olan öğrenci, eğer sosyal yaşamını nasıl değerlendireceğini öğrenmemişse, potansiyel bir işkoliktir.
Başarının bedelini hesaplı ödeyin
Düşük gerilimli yaşam biçimini öğrenin: Bu bölümde gerilimli yaşam tarzının özellikleri ve düşük gerilimli yaşam tarzının özellikleri anlatılmaktadır. Yazar bu başlıkları madde madde açıklamış.
Geçmişte ya da gelecekte yaşamayın
Girişken olun.: Girişken olabilmenizin en önemli yardımcılarından biri, girişimde bulunacağınız olayı cesur karşılayabilmektir. Bir başka şekilde söylersek, bizi bir şeyleri başarma girişiminden alıkoyan şey korkudur.
Ödüllendirici davranışlardan yararlanın, cezalandırıcı olanlardan sakının: İnsan ilişkilerinde ödüllendirici olabilirseniz, kısa bir süre içinde aranılan, sevilen, başarılı bir kişi olabilirsiniz. Ödüllendirici ve cezalandırıcı davranışlar bu bölümde sıralanmış.
Dar bir amaçta başarılı olmak yerine çok yönlü bir kişi olmaya çalışın.
Kitabın Sonu: Anket
Anne Babaların Çocuklarıyla İlgili Tutumları
Öğrencilerin Ana - Baba Ve Öğretmenleriyle İlgili Tutumları
Öğretmenlerin Öğrencilerine Karşı Tutumları