2 Eylül 2008 Salı
Ramazan ayında cinsel ilişki
Ramazan ayında cinsel ilişki günah diye söğlentiler tamamen yakan söğlemlerdir.Tabi oruçlu bir vaziyette o iş yapılmamalıdır.Akşam oruç bozulduktan sonra herhangibir cinsel ilişkinin mahsuru yoktur.kendinizi ramazan ayında cinsel ilişkiden mahrum etmeyiniz
Ramazan ayında cinsel ilişki
Ramazan ayında cinsel ilişki günah diye söğlentiler tamamen yakan söğlemlerdir.Tabi oruçlu bir vaziyette o iş yapılmamalıdır.Akşam oruç bozulduktan sonra herhangibir cinsel ilişkinin mahsuru yoktur.kendinizi ramazan ayında cinsel ilişkiden mahrum etmeyiniz
19 Ağustos 2008 Salı
ERGENİN GEÇ OLGUNLAŞMASI VE CİNSEL GELİŞİM
ERKEN VE GEÇ OLGUNLAŞANLAR
Lisedeki yıllarınızı düşünün. Bizim betimlediğimize benzer
arkadaşlarınız var mıydı ya da insanlar tanıyor muydunuz?
Örneğin "sırık" olarak tanınan bir Joe vardı. Büyüme atılımı
başını ve omuzlarını arkadaşlarının ve öğretmenlerinin üstüne
çıkartmıştı. Sesi "Old Man River" şarkısını söyleyecek kadar
derindi. Bıyık bırakmaya ve on dört değil on sekiz yaşındaymış
gibi görünmeye başlamıştı. Yetkin bir eşgüdümü vardı. Kendisinden
iki sınıf ilerde olan çekici bir amigo kızla çıkıyordu. Bir de
herkesin "bodur" diye çağırdığı sınıf arkadaşı Wally vardı.
Joe'dan yaklaşık bir yaş büyük olan Wally ondan yirmi üç santim
daha kısaydı. On beş yerine on iki yaşında görünmesine karşın
yüksek bir sesi vardı, kızlarla çok seyrek çıkıyor ya da partilere
pek az gidiyordu. Kızlara gelince... Kız basketbol takımının
yıldızı olan yaşlı "fasulye sırığı" Gretchen'i anımsıyor musunuz?
Gretchen Joe'dan bile uzundu, daha kısa görünmek için kamburunu
çıkararak yürürdü ve fakülte öğrencisi izlenimini bırakırdı;
kendisinden beş santim daha uzun olan biriyle çıkardı. Ya,"koca
popolu/yağ tulumu" olduğu için herkesin "Crisco yağı" diye çağırdığı
Alice'e ne dersiniz? Alice Wally'den yaklaşık iki buçuk santim
daha kısaydı, sanki sekizinci sınıftaymış gibi görünüyordu,
genellikle kendisiyle çıkmak isteyenler yedinci sınıftan birileri
olduğu için telefona yanıt vermekten nefret ediyordu.
Hepimiz bu betimlemelerden birine tam tamına uygun düşen
bir kız ya da oğlan çocuk tanıyoruz büyük olasılıkla. Hatta onlardan
biri de olabiliriz. Erken ya da geç olgunlaşma onların ergenlik
sırasındaki gelişimini ve uyumunu nasıl etkilemiştir?
Araştırmalar erken olgunlaşan oğlanlar'ın daha fazla avantaja
sahip olduğunu düşündürmektedir. Olduklarından daha yaşlı
görünen bu çocuklar çoğu zaman yetişkin muamelesi görmekte ve
onlara daha fazla sorumluluk yüklenmektedir. Yetişkinlerle ve
kızlarla daha olgun bir düzeyde ilişkiye girmekte ve yaşıtları
arasında liderliği üstlenmektedirler. Öte yandan, geç olgunlaşan
oğlanlar birtakım dezavantajlara sahip görünmektedirler. Yetişkinler
ve okul arkadaşları onlara çocuk gözüyle bakmakta ve
böyle davranmaktadırlar. Bu çocuklar kendilerini güvensiz ve
aşağı hissedebilirler ve dikkat çekmeye yönelik davranışlarda
bulunabilirler.
Erken olgunlaşan kızlar, özellikle hala ilkokulda iseler,
önce avantajsız görünmektedirler. Ama bir yıl ya da biraz daha
sonra yaşıtlarının hayranlığını çekebilmekte, kendilerinden daha
büyük olanlarla olgun ilişkiler kurabilmekte ve olumlu benlik
kavramına sahip olabilmektedirler. Son olarak, geç olgunlaşan
kızlar, geç olgunlaşan oğlanlarla bazı sorunları paylaştıklarında,
bunu çok kötü yaşamıyorlar; çünkü toplum erkeklerden ne
beklediğini daha kesin biçimde tanımlıyor ve kızlardaki sapmalara
daha fazla hoşgörü gösteriyor.
CİNSEL GELİŞİM
Az önce bedensel gelişim olarak gördüğümüz değişimlerin
bazıları kolayca cinsel gelişim bölümüne de sokulabilir. Ancak
burada, cinsellik'i ya da cinsel karakterin, duyguların, tutumların
ve onlara eşlik eden davranışların anlatımını vurgulayacağız.
Ergenlikte ortaya çıkan bütün biyokimyasal değişimlerin en
önemli etkilerinden biri cinsel dürtülerdeki ve duygulardaki artıştır.
Birçok ergen için bu yeni keşfedilen duygular şaşkınlık ve
kaygı kaynağı olabilir. Kennedy'nin belirttiği gibi, "bütün
bilgilerimize, içinde yaşadığımız çok değişken cinsel çevreye karşın,
cinsellik konusundaki egemen duyguların hala kaygı ve rahatsızlık
olduğu görülmektedir" (1974, s. 56).
Burada kullandığımız cinsellik terimi cinsel ilişkiden çok
daha fazla bir anlama sahiptir. McKinney ve arkadaşlarının
(1977) betimlediği gibi, "Cinsellik bir kültürün ahlaki ve dinsel
inançlarıyla, hukuk sistemiyle, çocuk yetiştirme uygulamalarıyla,
aynı zamanda insanların başka biri ve kendi kendileri
karşısında aldıkları tutumla çok yakından ilişkilidir" (s. 49).
Böylece cinsellik Havighurst'un üç gelişim görevini içermektedir:
Her iki cinsten yaşıtlarıyla yeni ve daha olgun ilişkiler kurmak,
anababadan ve diğer yetişkinlerden duygusal bağımsızlığı
gerçekleştirmek, evliliğe hazırlanmak.
Bir insanın cinselliği, önce bir ergen, sonra bir yetişkin olarak,
anababadan, yaşıtlardan, arkadaşlardan, basın, radyo ve
televizyondan, kültürel beklentilerden ve kalıpyargılardan değişik
biçimlerde etkilenir. Kültürel çevremiz, dergilerle, kitaplarla,
televizyon ve filmlerle cinsel uyarım sağlayan, bir insanın
cinselliği üzerinde pek iyi tanımlanmamış ahlaki yönergelerle,
gebeliği önleme yöntemleri ve kürtaj aracılığıyla daha büyük bir
denetim sağlayan bir çevre olarak, anababalarımızın ve büyük
anababalarımızın kültürel çevresinden büyük ölçüde farklılaşmaktadır.
Ergenler toplumun yeni açılımlarını yansıtırlar ve cinsel
davranışı ahlak ve yasa konusu olmaktan çok, kişisel bir
seçim konusu olarak görmeye yönelirler. Erkek ergenlerin yalnızca
yüzde 28'i ve kız ergenlerin yüzde 44'ü tutumlarının anababalarının
tutumlarıyla aynı olduğuna inanmaktadır (Sorenson,
1973). Bununla birlikte, bugünün ergenleri daha bilgili ve tutumlarında
daha açık görünüyor olsalar da, yeni yeni ortaya çıkan
cinselliklerini anlamada ve onunla başaçıkmada daha az güçlük
çekiyor görünmüyorlar.
Thornburg'a (1975) göre, ergenler cinsellik hakkındaki bilgilerini
yaşıtlarından (% 37.8), yayınlardan (% 20.9), okuldan (%
19.5), anneden (% 13.4), babadan (% 2.1), kişisel deneyimden (%
5), din adamlarında ve doktorlardan (% 1.3) elde etmektedirler.
Anababaların yalnızca yüzde 15 dolayında belirtilmesi ve annelerin
bilgi kaynağı olarak babalardan (ki din adamları ve
doktorlardan biraz ilerdeler) altı kat daha fazla bildirilmesi
olgusunun şaşırtıcı olmaması olanaklı değildir.
Birçok ergen için cinselliğin ilk anİatımı, normal olan ve "eski
öğütler"e karşın, bedensel ya da psikolojik hasarlar yaratmayan
mastürbasyon'dan gelmektedir. Sorun, bir ergen ya da yetişkin
mastürbasyon hakkında suçluluk duygusu geliştirdiği zaman ortaya
çıkmaktadır; gerçekte mastürbasyon cinselliğin ergenlerin
pek az tartıştığı bir yönüdür. Hala yaygın biçimde uygulanmaktadır
ve Kinsey (1948 ve 1953) erkek üniversite öğrencilerinin %
96'sının ve kız öğrencilerin % 63'ünün mastürbasyon yaptığını bildirmiştir.
Yani sayılar azalma olmadığını göstermekte ve daha
küçük kızlar arasında artış olduğunu düşündürmektedir. Son yirmi
yılda çıkma (dating), okşaşma (petting), mastürbasyon, eşcinsel
ilişki ve evlilik öncesi cinsel ilişki konusunda yapılmış görgül
araştırmalar üzerinde eleştirel bir inceleme yürüten Diepold ve
Young (1979), "kadınların cinsler arasındaki farkı derece derece ve
düzenli biçimde kapattıkları" (s. 45) sonucuna varmıştır.
Cinselliğin anlatım bulabildiği olası bir alan, genellikle
karşılıklı mastürbasyonla sınırlı olan eşcinsel deneyim alanıdır.
Elias ve Gebhord'a (1969) göre erinlikteki ve ilk ergenlikteki bu
tür deneyimler erkeklerin % 52'si ve kızların % 35'i tarafından
bildirilmektedir. Ergenlerin büyük bir çoğunluğu için bu yalnızca
bir denemedir ve ergenler karşı cinsel ilişkileri geliştirmeyi
sürdürürler. Küçük bir azınlık bu tür etkinlikleri kendi birincil
cinsel alanı haline getirir. Poneroy (1969), erkeklerin yüzde 4'ünün
ve kızların yüzde 3'ünün kendini eşcinsel saydığını belirtmektedir,
ama bu sayılar büyük olasılıkla artık doğru değildir.
Bu iki davranışa ek olarak cinsel ilişkiyi içermeyen diğer
davranışlar da vardır. Luckey ve Nass (1969), Birleşik Devletler,
Kanada, İngiltere, Almanya ve Norveç'teki ergenlerin bazı
cinsel davranışlarına ilişkin verileri yayınladı. Bu veriler erkek
ve kadının davranışı arasındaki boşluğun daraldığını, farkın
azaldığını göstermektedir.
Güvenilir olgulara ve sayılara ulaşamadığımız alan üçüncü
alan, yani güncel cinsel ilişki alanıdır. Evlilik öncesi cinsel
deneyimlere ilişkin yayınları gözden geçiren biri, çatışmalı bulgular
sergileyen araştırmaların, taramaların, raporların, kamuoyu
yoklamalarının ve diğer veri kaynaklarının inanılmaz sayısından
dehşete düşer.
Tarih boyunca toplumlar cinsel davranış için yönergeler oluşturdular;
söz gelimi, Amerikan kültürü de geleneksel olarak ergenler
arasında cinselliğin açık anlatımını hoş görmemiştir. Kuşkusuz,
başlangıçta, erkek çocukların evlilikten önce "gençlik çılgınlıkları"
yapmalarına izin veren, ama kızların bakire kalmasında
ısrar eden "çifte standart"ı bu kültür kabul etmiş ve yüreklendirmiştir.
Son elli, kırk, otuz, yirmi, on ya da beş yılda genç
insanlar arasında cinsel bir devrim oldu mu? Eğer olduysa bu cinsel
serbestlik ve özgürlük anlamına mı, yoksa toplumumuzun ahlaki
çöküşü anlamına mı gelmektedir? Araştırmaların her zaman
kıyaslanabilir olmadığını ve bulguların sık sık çatışmalı olduğunu
akılda tutarak, bazı araştırmacıların uzak geçmişte ergenler
arasında evlilik öncesi etkinlik konusunda ne bulduklarına bakalım.
Her iki cinsin de evlilik dışı cinsel ilişkileri büyük ölçüde
kabul ettiği konusunda genel bir kabul olduğu görülmektedir. Güncel
davranış ise, en büyük değişim kızlarda olmak üzere, değişmiş
görünmektedir. Örneğin Packard (1970), kanıtları yeniden
gözden geçirdikten sonra, kızlar ve kadınlar arasında evlilik
öncesi cinsel ilişkinin 1920'den beri iki kat arttığı, oysa erkekler
arasında "ılımlı ama düzenli" (s. 139) bir artış olduğu sonucuna
varmıştır. Packard daha sonra 2200 üniversite öğrencisinin tutumlarını
taradı ve bulguları genellikle daha önceki bulgularına
uygun çıktı. Ama yazar, sonuçların cinsiyete, gidilen okulun süresine
ve türüne, bölgeye, dinsel inançların gücüne bağlı olarak
büyük bir çeşitlilik gösterdiği konusunda uyarmaktadır. Örneğin
Ortabatı Amerika'da, devlet okulu ya da kiliseye bağlı kurumlardaki
öğrenciler, hem Doğu hem Batı kıyılarındaki özel okullara
giden öğrencilerden daha tutucudurlar. Hunt, araştırmasına
yazdığı sonsözde, "Standartlarda kaotik ve anarşik bir erime
yoktu; ama daha çok, en önemli bazı toplumsal değerlerimizde
ve topluluk, sevgi, evlilik ve aile kurumlarıyla bütünleşmiş
kılan yeni bir dizi tutuma ve davranışa doğru büyük bir kayma
vardı" (1974, s. 362) demektedir.
Başka birçok araştırma evlilikten önce cinsel ilişkiye giren
erkek sayısının son yirmi yılda değişmediğini, ama kadınlarla
ilgili sayıların çarpıcı biçimde arttığını buldu (Bell ve Chaskes,
1970; Christensen ve Gregg, 1970). Daha açık bir anlatımla, Kinsey
1948'de ve 1953'te erkeklerin % 25'inin ve kızların % 10'unun
on sekiz yaşında cinsel ilişki yaşadığını bildirmişti. 1952'de Zelnik
ve Kantner ergen kızların % 46'sının on dokuz yaşındayken
cinsel ilişki yaşamış olduğunu ve 1957'de bu sayının % 55'e çıktığını
buldu. Hunt (1974) ortaya daha da hayret verici veriler koyarak,
yüksek öğrenimin eşiğinde olan erkeklerin % 50'sinin ve
daha fazla eğitim görmeyi planlamayan erkeklerin % 75'inin
cinsel ilişkiye girdiğini saptadı.
Ergenlerdeki cinsel davranışın 1920 ile 1960 arasında görece
az değiştiğini düşünen biri için, keskin artışlar 1960'tan itibaren
tutumlarda ve davranışlarda büyük bir atılım göstermektedir.
Kobinson ve arkadaşları (1972), 1965'te ankete giren erkeklerin %
33'ünün ve kızların % 70'inin evlilik öncesi cinsel ilişkileri ahlakdışı
bulduğunu gösterdi. Beş yıl sonra 1970'te sayılar erkekler
için % 14, kızlar için % 34'tü. Vener ve Stewart da (1974), ergenlerin
çoğunun erken bir yaşta cinsel deneyimleri olmasıyla ve
kızların erkeklere yetişmesiyle, daha izin verici standartlara
doğru bir eğilim gördü. En iyi düzenlenmiş araştırmalardan biri
olan, coğrafi, etnik ve sosyoekonomik çeşitliliği yansıtan 411 denekli
dikkatle seçilmiş bir örnekleme dayanan araştırma da (Sorenson,
1973) benzer sonuçlara ulaştı. Sorenson, on üç-on beş yaşlarındaki
erkeklerin % 44'ünün, kızların % 30'unun evlilik öncesi
cinsel ilişkileri olduğunu bildirdiklerini belirtmektedir.
Ancak, cinsel etkinlik arttığı halde rastgele cinsel ilişki
belirgin olarak artış göstermemektedir. Gerçekte, bugünün gençliği
önceki kuşaklarda yaygın olan rastgele deneyimleri reddetmekte,
sonuçta evliliğe varabilecek ya da varmayabilecek tekil,
sevecen ilişkileri vurgulamaktadır. Bütün bunların "cinsel devrim"
mi, yoksa "cinsel evrim" mi olduğu tartışmalıdır.
Lisedeki yıllarınızı düşünün. Bizim betimlediğimize benzer
arkadaşlarınız var mıydı ya da insanlar tanıyor muydunuz?
Örneğin "sırık" olarak tanınan bir Joe vardı. Büyüme atılımı
başını ve omuzlarını arkadaşlarının ve öğretmenlerinin üstüne
çıkartmıştı. Sesi "Old Man River" şarkısını söyleyecek kadar
derindi. Bıyık bırakmaya ve on dört değil on sekiz yaşındaymış
gibi görünmeye başlamıştı. Yetkin bir eşgüdümü vardı. Kendisinden
iki sınıf ilerde olan çekici bir amigo kızla çıkıyordu. Bir de
herkesin "bodur" diye çağırdığı sınıf arkadaşı Wally vardı.
Joe'dan yaklaşık bir yaş büyük olan Wally ondan yirmi üç santim
daha kısaydı. On beş yerine on iki yaşında görünmesine karşın
yüksek bir sesi vardı, kızlarla çok seyrek çıkıyor ya da partilere
pek az gidiyordu. Kızlara gelince... Kız basketbol takımının
yıldızı olan yaşlı "fasulye sırığı" Gretchen'i anımsıyor musunuz?
Gretchen Joe'dan bile uzundu, daha kısa görünmek için kamburunu
çıkararak yürürdü ve fakülte öğrencisi izlenimini bırakırdı;
kendisinden beş santim daha uzun olan biriyle çıkardı. Ya,"koca
popolu/yağ tulumu" olduğu için herkesin "Crisco yağı" diye çağırdığı
Alice'e ne dersiniz? Alice Wally'den yaklaşık iki buçuk santim
daha kısaydı, sanki sekizinci sınıftaymış gibi görünüyordu,
genellikle kendisiyle çıkmak isteyenler yedinci sınıftan birileri
olduğu için telefona yanıt vermekten nefret ediyordu.
Hepimiz bu betimlemelerden birine tam tamına uygun düşen
bir kız ya da oğlan çocuk tanıyoruz büyük olasılıkla. Hatta onlardan
biri de olabiliriz. Erken ya da geç olgunlaşma onların ergenlik
sırasındaki gelişimini ve uyumunu nasıl etkilemiştir?
Araştırmalar erken olgunlaşan oğlanlar'ın daha fazla avantaja
sahip olduğunu düşündürmektedir. Olduklarından daha yaşlı
görünen bu çocuklar çoğu zaman yetişkin muamelesi görmekte ve
onlara daha fazla sorumluluk yüklenmektedir. Yetişkinlerle ve
kızlarla daha olgun bir düzeyde ilişkiye girmekte ve yaşıtları
arasında liderliği üstlenmektedirler. Öte yandan, geç olgunlaşan
oğlanlar birtakım dezavantajlara sahip görünmektedirler. Yetişkinler
ve okul arkadaşları onlara çocuk gözüyle bakmakta ve
böyle davranmaktadırlar. Bu çocuklar kendilerini güvensiz ve
aşağı hissedebilirler ve dikkat çekmeye yönelik davranışlarda
bulunabilirler.
Erken olgunlaşan kızlar, özellikle hala ilkokulda iseler,
önce avantajsız görünmektedirler. Ama bir yıl ya da biraz daha
sonra yaşıtlarının hayranlığını çekebilmekte, kendilerinden daha
büyük olanlarla olgun ilişkiler kurabilmekte ve olumlu benlik
kavramına sahip olabilmektedirler. Son olarak, geç olgunlaşan
kızlar, geç olgunlaşan oğlanlarla bazı sorunları paylaştıklarında,
bunu çok kötü yaşamıyorlar; çünkü toplum erkeklerden ne
beklediğini daha kesin biçimde tanımlıyor ve kızlardaki sapmalara
daha fazla hoşgörü gösteriyor.
CİNSEL GELİŞİM
Az önce bedensel gelişim olarak gördüğümüz değişimlerin
bazıları kolayca cinsel gelişim bölümüne de sokulabilir. Ancak
burada, cinsellik'i ya da cinsel karakterin, duyguların, tutumların
ve onlara eşlik eden davranışların anlatımını vurgulayacağız.
Ergenlikte ortaya çıkan bütün biyokimyasal değişimlerin en
önemli etkilerinden biri cinsel dürtülerdeki ve duygulardaki artıştır.
Birçok ergen için bu yeni keşfedilen duygular şaşkınlık ve
kaygı kaynağı olabilir. Kennedy'nin belirttiği gibi, "bütün
bilgilerimize, içinde yaşadığımız çok değişken cinsel çevreye karşın,
cinsellik konusundaki egemen duyguların hala kaygı ve rahatsızlık
olduğu görülmektedir" (1974, s. 56).
Burada kullandığımız cinsellik terimi cinsel ilişkiden çok
daha fazla bir anlama sahiptir. McKinney ve arkadaşlarının
(1977) betimlediği gibi, "Cinsellik bir kültürün ahlaki ve dinsel
inançlarıyla, hukuk sistemiyle, çocuk yetiştirme uygulamalarıyla,
aynı zamanda insanların başka biri ve kendi kendileri
karşısında aldıkları tutumla çok yakından ilişkilidir" (s. 49).
Böylece cinsellik Havighurst'un üç gelişim görevini içermektedir:
Her iki cinsten yaşıtlarıyla yeni ve daha olgun ilişkiler kurmak,
anababadan ve diğer yetişkinlerden duygusal bağımsızlığı
gerçekleştirmek, evliliğe hazırlanmak.
Bir insanın cinselliği, önce bir ergen, sonra bir yetişkin olarak,
anababadan, yaşıtlardan, arkadaşlardan, basın, radyo ve
televizyondan, kültürel beklentilerden ve kalıpyargılardan değişik
biçimlerde etkilenir. Kültürel çevremiz, dergilerle, kitaplarla,
televizyon ve filmlerle cinsel uyarım sağlayan, bir insanın
cinselliği üzerinde pek iyi tanımlanmamış ahlaki yönergelerle,
gebeliği önleme yöntemleri ve kürtaj aracılığıyla daha büyük bir
denetim sağlayan bir çevre olarak, anababalarımızın ve büyük
anababalarımızın kültürel çevresinden büyük ölçüde farklılaşmaktadır.
Ergenler toplumun yeni açılımlarını yansıtırlar ve cinsel
davranışı ahlak ve yasa konusu olmaktan çok, kişisel bir
seçim konusu olarak görmeye yönelirler. Erkek ergenlerin yalnızca
yüzde 28'i ve kız ergenlerin yüzde 44'ü tutumlarının anababalarının
tutumlarıyla aynı olduğuna inanmaktadır (Sorenson,
1973). Bununla birlikte, bugünün ergenleri daha bilgili ve tutumlarında
daha açık görünüyor olsalar da, yeni yeni ortaya çıkan
cinselliklerini anlamada ve onunla başaçıkmada daha az güçlük
çekiyor görünmüyorlar.
Thornburg'a (1975) göre, ergenler cinsellik hakkındaki bilgilerini
yaşıtlarından (% 37.8), yayınlardan (% 20.9), okuldan (%
19.5), anneden (% 13.4), babadan (% 2.1), kişisel deneyimden (%
5), din adamlarında ve doktorlardan (% 1.3) elde etmektedirler.
Anababaların yalnızca yüzde 15 dolayında belirtilmesi ve annelerin
bilgi kaynağı olarak babalardan (ki din adamları ve
doktorlardan biraz ilerdeler) altı kat daha fazla bildirilmesi
olgusunun şaşırtıcı olmaması olanaklı değildir.
Birçok ergen için cinselliğin ilk anİatımı, normal olan ve "eski
öğütler"e karşın, bedensel ya da psikolojik hasarlar yaratmayan
mastürbasyon'dan gelmektedir. Sorun, bir ergen ya da yetişkin
mastürbasyon hakkında suçluluk duygusu geliştirdiği zaman ortaya
çıkmaktadır; gerçekte mastürbasyon cinselliğin ergenlerin
pek az tartıştığı bir yönüdür. Hala yaygın biçimde uygulanmaktadır
ve Kinsey (1948 ve 1953) erkek üniversite öğrencilerinin %
96'sının ve kız öğrencilerin % 63'ünün mastürbasyon yaptığını bildirmiştir.
Yani sayılar azalma olmadığını göstermekte ve daha
küçük kızlar arasında artış olduğunu düşündürmektedir. Son yirmi
yılda çıkma (dating), okşaşma (petting), mastürbasyon, eşcinsel
ilişki ve evlilik öncesi cinsel ilişki konusunda yapılmış görgül
araştırmalar üzerinde eleştirel bir inceleme yürüten Diepold ve
Young (1979), "kadınların cinsler arasındaki farkı derece derece ve
düzenli biçimde kapattıkları" (s. 45) sonucuna varmıştır.
Cinselliğin anlatım bulabildiği olası bir alan, genellikle
karşılıklı mastürbasyonla sınırlı olan eşcinsel deneyim alanıdır.
Elias ve Gebhord'a (1969) göre erinlikteki ve ilk ergenlikteki bu
tür deneyimler erkeklerin % 52'si ve kızların % 35'i tarafından
bildirilmektedir. Ergenlerin büyük bir çoğunluğu için bu yalnızca
bir denemedir ve ergenler karşı cinsel ilişkileri geliştirmeyi
sürdürürler. Küçük bir azınlık bu tür etkinlikleri kendi birincil
cinsel alanı haline getirir. Poneroy (1969), erkeklerin yüzde 4'ünün
ve kızların yüzde 3'ünün kendini eşcinsel saydığını belirtmektedir,
ama bu sayılar büyük olasılıkla artık doğru değildir.
Bu iki davranışa ek olarak cinsel ilişkiyi içermeyen diğer
davranışlar da vardır. Luckey ve Nass (1969), Birleşik Devletler,
Kanada, İngiltere, Almanya ve Norveç'teki ergenlerin bazı
cinsel davranışlarına ilişkin verileri yayınladı. Bu veriler erkek
ve kadının davranışı arasındaki boşluğun daraldığını, farkın
azaldığını göstermektedir.
Güvenilir olgulara ve sayılara ulaşamadığımız alan üçüncü
alan, yani güncel cinsel ilişki alanıdır. Evlilik öncesi cinsel
deneyimlere ilişkin yayınları gözden geçiren biri, çatışmalı bulgular
sergileyen araştırmaların, taramaların, raporların, kamuoyu
yoklamalarının ve diğer veri kaynaklarının inanılmaz sayısından
dehşete düşer.
Tarih boyunca toplumlar cinsel davranış için yönergeler oluşturdular;
söz gelimi, Amerikan kültürü de geleneksel olarak ergenler
arasında cinselliğin açık anlatımını hoş görmemiştir. Kuşkusuz,
başlangıçta, erkek çocukların evlilikten önce "gençlik çılgınlıkları"
yapmalarına izin veren, ama kızların bakire kalmasında
ısrar eden "çifte standart"ı bu kültür kabul etmiş ve yüreklendirmiştir.
Son elli, kırk, otuz, yirmi, on ya da beş yılda genç
insanlar arasında cinsel bir devrim oldu mu? Eğer olduysa bu cinsel
serbestlik ve özgürlük anlamına mı, yoksa toplumumuzun ahlaki
çöküşü anlamına mı gelmektedir? Araştırmaların her zaman
kıyaslanabilir olmadığını ve bulguların sık sık çatışmalı olduğunu
akılda tutarak, bazı araştırmacıların uzak geçmişte ergenler
arasında evlilik öncesi etkinlik konusunda ne bulduklarına bakalım.
Her iki cinsin de evlilik dışı cinsel ilişkileri büyük ölçüde
kabul ettiği konusunda genel bir kabul olduğu görülmektedir. Güncel
davranış ise, en büyük değişim kızlarda olmak üzere, değişmiş
görünmektedir. Örneğin Packard (1970), kanıtları yeniden
gözden geçirdikten sonra, kızlar ve kadınlar arasında evlilik
öncesi cinsel ilişkinin 1920'den beri iki kat arttığı, oysa erkekler
arasında "ılımlı ama düzenli" (s. 139) bir artış olduğu sonucuna
varmıştır. Packard daha sonra 2200 üniversite öğrencisinin tutumlarını
taradı ve bulguları genellikle daha önceki bulgularına
uygun çıktı. Ama yazar, sonuçların cinsiyete, gidilen okulun süresine
ve türüne, bölgeye, dinsel inançların gücüne bağlı olarak
büyük bir çeşitlilik gösterdiği konusunda uyarmaktadır. Örneğin
Ortabatı Amerika'da, devlet okulu ya da kiliseye bağlı kurumlardaki
öğrenciler, hem Doğu hem Batı kıyılarındaki özel okullara
giden öğrencilerden daha tutucudurlar. Hunt, araştırmasına
yazdığı sonsözde, "Standartlarda kaotik ve anarşik bir erime
yoktu; ama daha çok, en önemli bazı toplumsal değerlerimizde
ve topluluk, sevgi, evlilik ve aile kurumlarıyla bütünleşmiş
kılan yeni bir dizi tutuma ve davranışa doğru büyük bir kayma
vardı" (1974, s. 362) demektedir.
Başka birçok araştırma evlilikten önce cinsel ilişkiye giren
erkek sayısının son yirmi yılda değişmediğini, ama kadınlarla
ilgili sayıların çarpıcı biçimde arttığını buldu (Bell ve Chaskes,
1970; Christensen ve Gregg, 1970). Daha açık bir anlatımla, Kinsey
1948'de ve 1953'te erkeklerin % 25'inin ve kızların % 10'unun
on sekiz yaşında cinsel ilişki yaşadığını bildirmişti. 1952'de Zelnik
ve Kantner ergen kızların % 46'sının on dokuz yaşındayken
cinsel ilişki yaşamış olduğunu ve 1957'de bu sayının % 55'e çıktığını
buldu. Hunt (1974) ortaya daha da hayret verici veriler koyarak,
yüksek öğrenimin eşiğinde olan erkeklerin % 50'sinin ve
daha fazla eğitim görmeyi planlamayan erkeklerin % 75'inin
cinsel ilişkiye girdiğini saptadı.
Ergenlerdeki cinsel davranışın 1920 ile 1960 arasında görece
az değiştiğini düşünen biri için, keskin artışlar 1960'tan itibaren
tutumlarda ve davranışlarda büyük bir atılım göstermektedir.
Kobinson ve arkadaşları (1972), 1965'te ankete giren erkeklerin %
33'ünün ve kızların % 70'inin evlilik öncesi cinsel ilişkileri ahlakdışı
bulduğunu gösterdi. Beş yıl sonra 1970'te sayılar erkekler
için % 14, kızlar için % 34'tü. Vener ve Stewart da (1974), ergenlerin
çoğunun erken bir yaşta cinsel deneyimleri olmasıyla ve
kızların erkeklere yetişmesiyle, daha izin verici standartlara
doğru bir eğilim gördü. En iyi düzenlenmiş araştırmalardan biri
olan, coğrafi, etnik ve sosyoekonomik çeşitliliği yansıtan 411 denekli
dikkatle seçilmiş bir örnekleme dayanan araştırma da (Sorenson,
1973) benzer sonuçlara ulaştı. Sorenson, on üç-on beş yaşlarındaki
erkeklerin % 44'ünün, kızların % 30'unun evlilik öncesi
cinsel ilişkileri olduğunu bildirdiklerini belirtmektedir.
Ancak, cinsel etkinlik arttığı halde rastgele cinsel ilişki
belirgin olarak artış göstermemektedir. Gerçekte, bugünün gençliği
önceki kuşaklarda yaygın olan rastgele deneyimleri reddetmekte,
sonuçta evliliğe varabilecek ya da varmayabilecek tekil,
sevecen ilişkileri vurgulamaktadır. Bütün bunların "cinsel devrim"
mi, yoksa "cinsel evrim" mi olduğu tartışmalıdır.
ERGENİN GEÇ OLGUNLAŞMASI VE CİNSEL GELİŞİM
ERKEN VE GEÇ OLGUNLAŞANLAR
Lisedeki yıllarınızı düşünün. Bizim betimlediğimize benzer
arkadaşlarınız var mıydı ya da insanlar tanıyor muydunuz?
Örneğin "sırık" olarak tanınan bir Joe vardı. Büyüme atılımı
başını ve omuzlarını arkadaşlarının ve öğretmenlerinin üstüne
çıkartmıştı. Sesi "Old Man River" şarkısını söyleyecek kadar
derindi. Bıyık bırakmaya ve on dört değil on sekiz yaşındaymış
gibi görünmeye başlamıştı. Yetkin bir eşgüdümü vardı. Kendisinden
iki sınıf ilerde olan çekici bir amigo kızla çıkıyordu. Bir de
herkesin "bodur" diye çağırdığı sınıf arkadaşı Wally vardı.
Joe'dan yaklaşık bir yaş büyük olan Wally ondan yirmi üç santim
daha kısaydı. On beş yerine on iki yaşında görünmesine karşın
yüksek bir sesi vardı, kızlarla çok seyrek çıkıyor ya da partilere
pek az gidiyordu. Kızlara gelince... Kız basketbol takımının
yıldızı olan yaşlı "fasulye sırığı" Gretchen'i anımsıyor musunuz?
Gretchen Joe'dan bile uzundu, daha kısa görünmek için kamburunu
çıkararak yürürdü ve fakülte öğrencisi izlenimini bırakırdı;
kendisinden beş santim daha uzun olan biriyle çıkardı. Ya,"koca
popolu/yağ tulumu" olduğu için herkesin "Crisco yağı" diye çağırdığı
Alice'e ne dersiniz? Alice Wally'den yaklaşık iki buçuk santim
daha kısaydı, sanki sekizinci sınıftaymış gibi görünüyordu,
genellikle kendisiyle çıkmak isteyenler yedinci sınıftan birileri
olduğu için telefona yanıt vermekten nefret ediyordu.
Hepimiz bu betimlemelerden birine tam tamına uygun düşen
bir kız ya da oğlan çocuk tanıyoruz büyük olasılıkla. Hatta onlardan
biri de olabiliriz. Erken ya da geç olgunlaşma onların ergenlik
sırasındaki gelişimini ve uyumunu nasıl etkilemiştir?
Araştırmalar erken olgunlaşan oğlanlar'ın daha fazla avantaja
sahip olduğunu düşündürmektedir. Olduklarından daha yaşlı
görünen bu çocuklar çoğu zaman yetişkin muamelesi görmekte ve
onlara daha fazla sorumluluk yüklenmektedir. Yetişkinlerle ve
kızlarla daha olgun bir düzeyde ilişkiye girmekte ve yaşıtları
arasında liderliği üstlenmektedirler. Öte yandan, geç olgunlaşan
oğlanlar birtakım dezavantajlara sahip görünmektedirler. Yetişkinler
ve okul arkadaşları onlara çocuk gözüyle bakmakta ve
böyle davranmaktadırlar. Bu çocuklar kendilerini güvensiz ve
aşağı hissedebilirler ve dikkat çekmeye yönelik davranışlarda
bulunabilirler.
Erken olgunlaşan kızlar, özellikle hala ilkokulda iseler,
önce avantajsız görünmektedirler. Ama bir yıl ya da biraz daha
sonra yaşıtlarının hayranlığını çekebilmekte, kendilerinden daha
büyük olanlarla olgun ilişkiler kurabilmekte ve olumlu benlik
kavramına sahip olabilmektedirler. Son olarak, geç olgunlaşan
kızlar, geç olgunlaşan oğlanlarla bazı sorunları paylaştıklarında,
bunu çok kötü yaşamıyorlar; çünkü toplum erkeklerden ne
beklediğini daha kesin biçimde tanımlıyor ve kızlardaki sapmalara
daha fazla hoşgörü gösteriyor.
CİNSEL GELİŞİM
Az önce bedensel gelişim olarak gördüğümüz değişimlerin
bazıları kolayca cinsel gelişim bölümüne de sokulabilir. Ancak
burada, cinsellik'i ya da cinsel karakterin, duyguların, tutumların
ve onlara eşlik eden davranışların anlatımını vurgulayacağız.
Ergenlikte ortaya çıkan bütün biyokimyasal değişimlerin en
önemli etkilerinden biri cinsel dürtülerdeki ve duygulardaki artıştır.
Birçok ergen için bu yeni keşfedilen duygular şaşkınlık ve
kaygı kaynağı olabilir. Kennedy'nin belirttiği gibi, "bütün
bilgilerimize, içinde yaşadığımız çok değişken cinsel çevreye karşın,
cinsellik konusundaki egemen duyguların hala kaygı ve rahatsızlık
olduğu görülmektedir" (1974, s. 56).
Burada kullandığımız cinsellik terimi cinsel ilişkiden çok
daha fazla bir anlama sahiptir. McKinney ve arkadaşlarının
(1977) betimlediği gibi, "Cinsellik bir kültürün ahlaki ve dinsel
inançlarıyla, hukuk sistemiyle, çocuk yetiştirme uygulamalarıyla,
aynı zamanda insanların başka biri ve kendi kendileri
karşısında aldıkları tutumla çok yakından ilişkilidir" (s. 49).
Böylece cinsellik Havighurst'un üç gelişim görevini içermektedir:
Her iki cinsten yaşıtlarıyla yeni ve daha olgun ilişkiler kurmak,
anababadan ve diğer yetişkinlerden duygusal bağımsızlığı
gerçekleştirmek, evliliğe hazırlanmak.
Bir insanın cinselliği, önce bir ergen, sonra bir yetişkin olarak,
anababadan, yaşıtlardan, arkadaşlardan, basın, radyo ve
televizyondan, kültürel beklentilerden ve kalıpyargılardan değişik
biçimlerde etkilenir. Kültürel çevremiz, dergilerle, kitaplarla,
televizyon ve filmlerle cinsel uyarım sağlayan, bir insanın
cinselliği üzerinde pek iyi tanımlanmamış ahlaki yönergelerle,
gebeliği önleme yöntemleri ve kürtaj aracılığıyla daha büyük bir
denetim sağlayan bir çevre olarak, anababalarımızın ve büyük
anababalarımızın kültürel çevresinden büyük ölçüde farklılaşmaktadır.
Ergenler toplumun yeni açılımlarını yansıtırlar ve cinsel
davranışı ahlak ve yasa konusu olmaktan çok, kişisel bir
seçim konusu olarak görmeye yönelirler. Erkek ergenlerin yalnızca
yüzde 28'i ve kız ergenlerin yüzde 44'ü tutumlarının anababalarının
tutumlarıyla aynı olduğuna inanmaktadır (Sorenson,
1973). Bununla birlikte, bugünün ergenleri daha bilgili ve tutumlarında
daha açık görünüyor olsalar da, yeni yeni ortaya çıkan
cinselliklerini anlamada ve onunla başaçıkmada daha az güçlük
çekiyor görünmüyorlar.
Thornburg'a (1975) göre, ergenler cinsellik hakkındaki bilgilerini
yaşıtlarından (% 37.8), yayınlardan (% 20.9), okuldan (%
19.5), anneden (% 13.4), babadan (% 2.1), kişisel deneyimden (%
5), din adamlarında ve doktorlardan (% 1.3) elde etmektedirler.
Anababaların yalnızca yüzde 15 dolayında belirtilmesi ve annelerin
bilgi kaynağı olarak babalardan (ki din adamları ve
doktorlardan biraz ilerdeler) altı kat daha fazla bildirilmesi
olgusunun şaşırtıcı olmaması olanaklı değildir.
Birçok ergen için cinselliğin ilk anİatımı, normal olan ve "eski
öğütler"e karşın, bedensel ya da psikolojik hasarlar yaratmayan
mastürbasyon'dan gelmektedir. Sorun, bir ergen ya da yetişkin
mastürbasyon hakkında suçluluk duygusu geliştirdiği zaman ortaya
çıkmaktadır; gerçekte mastürbasyon cinselliğin ergenlerin
pek az tartıştığı bir yönüdür. Hala yaygın biçimde uygulanmaktadır
ve Kinsey (1948 ve 1953) erkek üniversite öğrencilerinin %
96'sının ve kız öğrencilerin % 63'ünün mastürbasyon yaptığını bildirmiştir.
Yani sayılar azalma olmadığını göstermekte ve daha
küçük kızlar arasında artış olduğunu düşündürmektedir. Son yirmi
yılda çıkma (dating), okşaşma (petting), mastürbasyon, eşcinsel
ilişki ve evlilik öncesi cinsel ilişki konusunda yapılmış görgül
araştırmalar üzerinde eleştirel bir inceleme yürüten Diepold ve
Young (1979), "kadınların cinsler arasındaki farkı derece derece ve
düzenli biçimde kapattıkları" (s. 45) sonucuna varmıştır.
Cinselliğin anlatım bulabildiği olası bir alan, genellikle
karşılıklı mastürbasyonla sınırlı olan eşcinsel deneyim alanıdır.
Elias ve Gebhord'a (1969) göre erinlikteki ve ilk ergenlikteki bu
tür deneyimler erkeklerin % 52'si ve kızların % 35'i tarafından
bildirilmektedir. Ergenlerin büyük bir çoğunluğu için bu yalnızca
bir denemedir ve ergenler karşı cinsel ilişkileri geliştirmeyi
sürdürürler. Küçük bir azınlık bu tür etkinlikleri kendi birincil
cinsel alanı haline getirir. Poneroy (1969), erkeklerin yüzde 4'ünün
ve kızların yüzde 3'ünün kendini eşcinsel saydığını belirtmektedir,
ama bu sayılar büyük olasılıkla artık doğru değildir.
Bu iki davranışa ek olarak cinsel ilişkiyi içermeyen diğer
davranışlar da vardır. Luckey ve Nass (1969), Birleşik Devletler,
Kanada, İngiltere, Almanya ve Norveç'teki ergenlerin bazı
cinsel davranışlarına ilişkin verileri yayınladı. Bu veriler erkek
ve kadının davranışı arasındaki boşluğun daraldığını, farkın
azaldığını göstermektedir.
Güvenilir olgulara ve sayılara ulaşamadığımız alan üçüncü
alan, yani güncel cinsel ilişki alanıdır. Evlilik öncesi cinsel
deneyimlere ilişkin yayınları gözden geçiren biri, çatışmalı bulgular
sergileyen araştırmaların, taramaların, raporların, kamuoyu
yoklamalarının ve diğer veri kaynaklarının inanılmaz sayısından
dehşete düşer.
Tarih boyunca toplumlar cinsel davranış için yönergeler oluşturdular;
söz gelimi, Amerikan kültürü de geleneksel olarak ergenler
arasında cinselliğin açık anlatımını hoş görmemiştir. Kuşkusuz,
başlangıçta, erkek çocukların evlilikten önce "gençlik çılgınlıkları"
yapmalarına izin veren, ama kızların bakire kalmasında
ısrar eden "çifte standart"ı bu kültür kabul etmiş ve yüreklendirmiştir.
Son elli, kırk, otuz, yirmi, on ya da beş yılda genç
insanlar arasında cinsel bir devrim oldu mu? Eğer olduysa bu cinsel
serbestlik ve özgürlük anlamına mı, yoksa toplumumuzun ahlaki
çöküşü anlamına mı gelmektedir? Araştırmaların her zaman
kıyaslanabilir olmadığını ve bulguların sık sık çatışmalı olduğunu
akılda tutarak, bazı araştırmacıların uzak geçmişte ergenler
arasında evlilik öncesi etkinlik konusunda ne bulduklarına bakalım.
Her iki cinsin de evlilik dışı cinsel ilişkileri büyük ölçüde
kabul ettiği konusunda genel bir kabul olduğu görülmektedir. Güncel
davranış ise, en büyük değişim kızlarda olmak üzere, değişmiş
görünmektedir. Örneğin Packard (1970), kanıtları yeniden
gözden geçirdikten sonra, kızlar ve kadınlar arasında evlilik
öncesi cinsel ilişkinin 1920'den beri iki kat arttığı, oysa erkekler
arasında "ılımlı ama düzenli" (s. 139) bir artış olduğu sonucuna
varmıştır. Packard daha sonra 2200 üniversite öğrencisinin tutumlarını
taradı ve bulguları genellikle daha önceki bulgularına
uygun çıktı. Ama yazar, sonuçların cinsiyete, gidilen okulun süresine
ve türüne, bölgeye, dinsel inançların gücüne bağlı olarak
büyük bir çeşitlilik gösterdiği konusunda uyarmaktadır. Örneğin
Ortabatı Amerika'da, devlet okulu ya da kiliseye bağlı kurumlardaki
öğrenciler, hem Doğu hem Batı kıyılarındaki özel okullara
giden öğrencilerden daha tutucudurlar. Hunt, araştırmasına
yazdığı sonsözde, "Standartlarda kaotik ve anarşik bir erime
yoktu; ama daha çok, en önemli bazı toplumsal değerlerimizde
ve topluluk, sevgi, evlilik ve aile kurumlarıyla bütünleşmiş
kılan yeni bir dizi tutuma ve davranışa doğru büyük bir kayma
vardı" (1974, s. 362) demektedir.
Başka birçok araştırma evlilikten önce cinsel ilişkiye giren
erkek sayısının son yirmi yılda değişmediğini, ama kadınlarla
ilgili sayıların çarpıcı biçimde arttığını buldu (Bell ve Chaskes,
1970; Christensen ve Gregg, 1970). Daha açık bir anlatımla, Kinsey
1948'de ve 1953'te erkeklerin % 25'inin ve kızların % 10'unun
on sekiz yaşında cinsel ilişki yaşadığını bildirmişti. 1952'de Zelnik
ve Kantner ergen kızların % 46'sının on dokuz yaşındayken
cinsel ilişki yaşamış olduğunu ve 1957'de bu sayının % 55'e çıktığını
buldu. Hunt (1974) ortaya daha da hayret verici veriler koyarak,
yüksek öğrenimin eşiğinde olan erkeklerin % 50'sinin ve
daha fazla eğitim görmeyi planlamayan erkeklerin % 75'inin
cinsel ilişkiye girdiğini saptadı.
Ergenlerdeki cinsel davranışın 1920 ile 1960 arasında görece
az değiştiğini düşünen biri için, keskin artışlar 1960'tan itibaren
tutumlarda ve davranışlarda büyük bir atılım göstermektedir.
Kobinson ve arkadaşları (1972), 1965'te ankete giren erkeklerin %
33'ünün ve kızların % 70'inin evlilik öncesi cinsel ilişkileri ahlakdışı
bulduğunu gösterdi. Beş yıl sonra 1970'te sayılar erkekler
için % 14, kızlar için % 34'tü. Vener ve Stewart da (1974), ergenlerin
çoğunun erken bir yaşta cinsel deneyimleri olmasıyla ve
kızların erkeklere yetişmesiyle, daha izin verici standartlara
doğru bir eğilim gördü. En iyi düzenlenmiş araştırmalardan biri
olan, coğrafi, etnik ve sosyoekonomik çeşitliliği yansıtan 411 denekli
dikkatle seçilmiş bir örnekleme dayanan araştırma da (Sorenson,
1973) benzer sonuçlara ulaştı. Sorenson, on üç-on beş yaşlarındaki
erkeklerin % 44'ünün, kızların % 30'unun evlilik öncesi
cinsel ilişkileri olduğunu bildirdiklerini belirtmektedir.
Ancak, cinsel etkinlik arttığı halde rastgele cinsel ilişki
belirgin olarak artış göstermemektedir. Gerçekte, bugünün gençliği
önceki kuşaklarda yaygın olan rastgele deneyimleri reddetmekte,
sonuçta evliliğe varabilecek ya da varmayabilecek tekil,
sevecen ilişkileri vurgulamaktadır. Bütün bunların "cinsel devrim"
mi, yoksa "cinsel evrim" mi olduğu tartışmalıdır.
Lisedeki yıllarınızı düşünün. Bizim betimlediğimize benzer
arkadaşlarınız var mıydı ya da insanlar tanıyor muydunuz?
Örneğin "sırık" olarak tanınan bir Joe vardı. Büyüme atılımı
başını ve omuzlarını arkadaşlarının ve öğretmenlerinin üstüne
çıkartmıştı. Sesi "Old Man River" şarkısını söyleyecek kadar
derindi. Bıyık bırakmaya ve on dört değil on sekiz yaşındaymış
gibi görünmeye başlamıştı. Yetkin bir eşgüdümü vardı. Kendisinden
iki sınıf ilerde olan çekici bir amigo kızla çıkıyordu. Bir de
herkesin "bodur" diye çağırdığı sınıf arkadaşı Wally vardı.
Joe'dan yaklaşık bir yaş büyük olan Wally ondan yirmi üç santim
daha kısaydı. On beş yerine on iki yaşında görünmesine karşın
yüksek bir sesi vardı, kızlarla çok seyrek çıkıyor ya da partilere
pek az gidiyordu. Kızlara gelince... Kız basketbol takımının
yıldızı olan yaşlı "fasulye sırığı" Gretchen'i anımsıyor musunuz?
Gretchen Joe'dan bile uzundu, daha kısa görünmek için kamburunu
çıkararak yürürdü ve fakülte öğrencisi izlenimini bırakırdı;
kendisinden beş santim daha uzun olan biriyle çıkardı. Ya,"koca
popolu/yağ tulumu" olduğu için herkesin "Crisco yağı" diye çağırdığı
Alice'e ne dersiniz? Alice Wally'den yaklaşık iki buçuk santim
daha kısaydı, sanki sekizinci sınıftaymış gibi görünüyordu,
genellikle kendisiyle çıkmak isteyenler yedinci sınıftan birileri
olduğu için telefona yanıt vermekten nefret ediyordu.
Hepimiz bu betimlemelerden birine tam tamına uygun düşen
bir kız ya da oğlan çocuk tanıyoruz büyük olasılıkla. Hatta onlardan
biri de olabiliriz. Erken ya da geç olgunlaşma onların ergenlik
sırasındaki gelişimini ve uyumunu nasıl etkilemiştir?
Araştırmalar erken olgunlaşan oğlanlar'ın daha fazla avantaja
sahip olduğunu düşündürmektedir. Olduklarından daha yaşlı
görünen bu çocuklar çoğu zaman yetişkin muamelesi görmekte ve
onlara daha fazla sorumluluk yüklenmektedir. Yetişkinlerle ve
kızlarla daha olgun bir düzeyde ilişkiye girmekte ve yaşıtları
arasında liderliği üstlenmektedirler. Öte yandan, geç olgunlaşan
oğlanlar birtakım dezavantajlara sahip görünmektedirler. Yetişkinler
ve okul arkadaşları onlara çocuk gözüyle bakmakta ve
böyle davranmaktadırlar. Bu çocuklar kendilerini güvensiz ve
aşağı hissedebilirler ve dikkat çekmeye yönelik davranışlarda
bulunabilirler.
Erken olgunlaşan kızlar, özellikle hala ilkokulda iseler,
önce avantajsız görünmektedirler. Ama bir yıl ya da biraz daha
sonra yaşıtlarının hayranlığını çekebilmekte, kendilerinden daha
büyük olanlarla olgun ilişkiler kurabilmekte ve olumlu benlik
kavramına sahip olabilmektedirler. Son olarak, geç olgunlaşan
kızlar, geç olgunlaşan oğlanlarla bazı sorunları paylaştıklarında,
bunu çok kötü yaşamıyorlar; çünkü toplum erkeklerden ne
beklediğini daha kesin biçimde tanımlıyor ve kızlardaki sapmalara
daha fazla hoşgörü gösteriyor.
CİNSEL GELİŞİM
Az önce bedensel gelişim olarak gördüğümüz değişimlerin
bazıları kolayca cinsel gelişim bölümüne de sokulabilir. Ancak
burada, cinsellik'i ya da cinsel karakterin, duyguların, tutumların
ve onlara eşlik eden davranışların anlatımını vurgulayacağız.
Ergenlikte ortaya çıkan bütün biyokimyasal değişimlerin en
önemli etkilerinden biri cinsel dürtülerdeki ve duygulardaki artıştır.
Birçok ergen için bu yeni keşfedilen duygular şaşkınlık ve
kaygı kaynağı olabilir. Kennedy'nin belirttiği gibi, "bütün
bilgilerimize, içinde yaşadığımız çok değişken cinsel çevreye karşın,
cinsellik konusundaki egemen duyguların hala kaygı ve rahatsızlık
olduğu görülmektedir" (1974, s. 56).
Burada kullandığımız cinsellik terimi cinsel ilişkiden çok
daha fazla bir anlama sahiptir. McKinney ve arkadaşlarının
(1977) betimlediği gibi, "Cinsellik bir kültürün ahlaki ve dinsel
inançlarıyla, hukuk sistemiyle, çocuk yetiştirme uygulamalarıyla,
aynı zamanda insanların başka biri ve kendi kendileri
karşısında aldıkları tutumla çok yakından ilişkilidir" (s. 49).
Böylece cinsellik Havighurst'un üç gelişim görevini içermektedir:
Her iki cinsten yaşıtlarıyla yeni ve daha olgun ilişkiler kurmak,
anababadan ve diğer yetişkinlerden duygusal bağımsızlığı
gerçekleştirmek, evliliğe hazırlanmak.
Bir insanın cinselliği, önce bir ergen, sonra bir yetişkin olarak,
anababadan, yaşıtlardan, arkadaşlardan, basın, radyo ve
televizyondan, kültürel beklentilerden ve kalıpyargılardan değişik
biçimlerde etkilenir. Kültürel çevremiz, dergilerle, kitaplarla,
televizyon ve filmlerle cinsel uyarım sağlayan, bir insanın
cinselliği üzerinde pek iyi tanımlanmamış ahlaki yönergelerle,
gebeliği önleme yöntemleri ve kürtaj aracılığıyla daha büyük bir
denetim sağlayan bir çevre olarak, anababalarımızın ve büyük
anababalarımızın kültürel çevresinden büyük ölçüde farklılaşmaktadır.
Ergenler toplumun yeni açılımlarını yansıtırlar ve cinsel
davranışı ahlak ve yasa konusu olmaktan çok, kişisel bir
seçim konusu olarak görmeye yönelirler. Erkek ergenlerin yalnızca
yüzde 28'i ve kız ergenlerin yüzde 44'ü tutumlarının anababalarının
tutumlarıyla aynı olduğuna inanmaktadır (Sorenson,
1973). Bununla birlikte, bugünün ergenleri daha bilgili ve tutumlarında
daha açık görünüyor olsalar da, yeni yeni ortaya çıkan
cinselliklerini anlamada ve onunla başaçıkmada daha az güçlük
çekiyor görünmüyorlar.
Thornburg'a (1975) göre, ergenler cinsellik hakkındaki bilgilerini
yaşıtlarından (% 37.8), yayınlardan (% 20.9), okuldan (%
19.5), anneden (% 13.4), babadan (% 2.1), kişisel deneyimden (%
5), din adamlarında ve doktorlardan (% 1.3) elde etmektedirler.
Anababaların yalnızca yüzde 15 dolayında belirtilmesi ve annelerin
bilgi kaynağı olarak babalardan (ki din adamları ve
doktorlardan biraz ilerdeler) altı kat daha fazla bildirilmesi
olgusunun şaşırtıcı olmaması olanaklı değildir.
Birçok ergen için cinselliğin ilk anİatımı, normal olan ve "eski
öğütler"e karşın, bedensel ya da psikolojik hasarlar yaratmayan
mastürbasyon'dan gelmektedir. Sorun, bir ergen ya da yetişkin
mastürbasyon hakkında suçluluk duygusu geliştirdiği zaman ortaya
çıkmaktadır; gerçekte mastürbasyon cinselliğin ergenlerin
pek az tartıştığı bir yönüdür. Hala yaygın biçimde uygulanmaktadır
ve Kinsey (1948 ve 1953) erkek üniversite öğrencilerinin %
96'sının ve kız öğrencilerin % 63'ünün mastürbasyon yaptığını bildirmiştir.
Yani sayılar azalma olmadığını göstermekte ve daha
küçük kızlar arasında artış olduğunu düşündürmektedir. Son yirmi
yılda çıkma (dating), okşaşma (petting), mastürbasyon, eşcinsel
ilişki ve evlilik öncesi cinsel ilişki konusunda yapılmış görgül
araştırmalar üzerinde eleştirel bir inceleme yürüten Diepold ve
Young (1979), "kadınların cinsler arasındaki farkı derece derece ve
düzenli biçimde kapattıkları" (s. 45) sonucuna varmıştır.
Cinselliğin anlatım bulabildiği olası bir alan, genellikle
karşılıklı mastürbasyonla sınırlı olan eşcinsel deneyim alanıdır.
Elias ve Gebhord'a (1969) göre erinlikteki ve ilk ergenlikteki bu
tür deneyimler erkeklerin % 52'si ve kızların % 35'i tarafından
bildirilmektedir. Ergenlerin büyük bir çoğunluğu için bu yalnızca
bir denemedir ve ergenler karşı cinsel ilişkileri geliştirmeyi
sürdürürler. Küçük bir azınlık bu tür etkinlikleri kendi birincil
cinsel alanı haline getirir. Poneroy (1969), erkeklerin yüzde 4'ünün
ve kızların yüzde 3'ünün kendini eşcinsel saydığını belirtmektedir,
ama bu sayılar büyük olasılıkla artık doğru değildir.
Bu iki davranışa ek olarak cinsel ilişkiyi içermeyen diğer
davranışlar da vardır. Luckey ve Nass (1969), Birleşik Devletler,
Kanada, İngiltere, Almanya ve Norveç'teki ergenlerin bazı
cinsel davranışlarına ilişkin verileri yayınladı. Bu veriler erkek
ve kadının davranışı arasındaki boşluğun daraldığını, farkın
azaldığını göstermektedir.
Güvenilir olgulara ve sayılara ulaşamadığımız alan üçüncü
alan, yani güncel cinsel ilişki alanıdır. Evlilik öncesi cinsel
deneyimlere ilişkin yayınları gözden geçiren biri, çatışmalı bulgular
sergileyen araştırmaların, taramaların, raporların, kamuoyu
yoklamalarının ve diğer veri kaynaklarının inanılmaz sayısından
dehşete düşer.
Tarih boyunca toplumlar cinsel davranış için yönergeler oluşturdular;
söz gelimi, Amerikan kültürü de geleneksel olarak ergenler
arasında cinselliğin açık anlatımını hoş görmemiştir. Kuşkusuz,
başlangıçta, erkek çocukların evlilikten önce "gençlik çılgınlıkları"
yapmalarına izin veren, ama kızların bakire kalmasında
ısrar eden "çifte standart"ı bu kültür kabul etmiş ve yüreklendirmiştir.
Son elli, kırk, otuz, yirmi, on ya da beş yılda genç
insanlar arasında cinsel bir devrim oldu mu? Eğer olduysa bu cinsel
serbestlik ve özgürlük anlamına mı, yoksa toplumumuzun ahlaki
çöküşü anlamına mı gelmektedir? Araştırmaların her zaman
kıyaslanabilir olmadığını ve bulguların sık sık çatışmalı olduğunu
akılda tutarak, bazı araştırmacıların uzak geçmişte ergenler
arasında evlilik öncesi etkinlik konusunda ne bulduklarına bakalım.
Her iki cinsin de evlilik dışı cinsel ilişkileri büyük ölçüde
kabul ettiği konusunda genel bir kabul olduğu görülmektedir. Güncel
davranış ise, en büyük değişim kızlarda olmak üzere, değişmiş
görünmektedir. Örneğin Packard (1970), kanıtları yeniden
gözden geçirdikten sonra, kızlar ve kadınlar arasında evlilik
öncesi cinsel ilişkinin 1920'den beri iki kat arttığı, oysa erkekler
arasında "ılımlı ama düzenli" (s. 139) bir artış olduğu sonucuna
varmıştır. Packard daha sonra 2200 üniversite öğrencisinin tutumlarını
taradı ve bulguları genellikle daha önceki bulgularına
uygun çıktı. Ama yazar, sonuçların cinsiyete, gidilen okulun süresine
ve türüne, bölgeye, dinsel inançların gücüne bağlı olarak
büyük bir çeşitlilik gösterdiği konusunda uyarmaktadır. Örneğin
Ortabatı Amerika'da, devlet okulu ya da kiliseye bağlı kurumlardaki
öğrenciler, hem Doğu hem Batı kıyılarındaki özel okullara
giden öğrencilerden daha tutucudurlar. Hunt, araştırmasına
yazdığı sonsözde, "Standartlarda kaotik ve anarşik bir erime
yoktu; ama daha çok, en önemli bazı toplumsal değerlerimizde
ve topluluk, sevgi, evlilik ve aile kurumlarıyla bütünleşmiş
kılan yeni bir dizi tutuma ve davranışa doğru büyük bir kayma
vardı" (1974, s. 362) demektedir.
Başka birçok araştırma evlilikten önce cinsel ilişkiye giren
erkek sayısının son yirmi yılda değişmediğini, ama kadınlarla
ilgili sayıların çarpıcı biçimde arttığını buldu (Bell ve Chaskes,
1970; Christensen ve Gregg, 1970). Daha açık bir anlatımla, Kinsey
1948'de ve 1953'te erkeklerin % 25'inin ve kızların % 10'unun
on sekiz yaşında cinsel ilişki yaşadığını bildirmişti. 1952'de Zelnik
ve Kantner ergen kızların % 46'sının on dokuz yaşındayken
cinsel ilişki yaşamış olduğunu ve 1957'de bu sayının % 55'e çıktığını
buldu. Hunt (1974) ortaya daha da hayret verici veriler koyarak,
yüksek öğrenimin eşiğinde olan erkeklerin % 50'sinin ve
daha fazla eğitim görmeyi planlamayan erkeklerin % 75'inin
cinsel ilişkiye girdiğini saptadı.
Ergenlerdeki cinsel davranışın 1920 ile 1960 arasında görece
az değiştiğini düşünen biri için, keskin artışlar 1960'tan itibaren
tutumlarda ve davranışlarda büyük bir atılım göstermektedir.
Kobinson ve arkadaşları (1972), 1965'te ankete giren erkeklerin %
33'ünün ve kızların % 70'inin evlilik öncesi cinsel ilişkileri ahlakdışı
bulduğunu gösterdi. Beş yıl sonra 1970'te sayılar erkekler
için % 14, kızlar için % 34'tü. Vener ve Stewart da (1974), ergenlerin
çoğunun erken bir yaşta cinsel deneyimleri olmasıyla ve
kızların erkeklere yetişmesiyle, daha izin verici standartlara
doğru bir eğilim gördü. En iyi düzenlenmiş araştırmalardan biri
olan, coğrafi, etnik ve sosyoekonomik çeşitliliği yansıtan 411 denekli
dikkatle seçilmiş bir örnekleme dayanan araştırma da (Sorenson,
1973) benzer sonuçlara ulaştı. Sorenson, on üç-on beş yaşlarındaki
erkeklerin % 44'ünün, kızların % 30'unun evlilik öncesi
cinsel ilişkileri olduğunu bildirdiklerini belirtmektedir.
Ancak, cinsel etkinlik arttığı halde rastgele cinsel ilişki
belirgin olarak artış göstermemektedir. Gerçekte, bugünün gençliği
önceki kuşaklarda yaygın olan rastgele deneyimleri reddetmekte,
sonuçta evliliğe varabilecek ya da varmayabilecek tekil,
sevecen ilişkileri vurgulamaktadır. Bütün bunların "cinsel devrim"
mi, yoksa "cinsel evrim" mi olduğu tartışmalıdır.
ERGENDE CİNSELLİK GELİŞİ
BİRİNCİL VE İKİNCİL CİNSİYET ÖZELLİKLERİ
Erinlik sırasında, ergen dramatik biçimde boy ve kilo kazanırken,
cinsel olgunlaşmanın başladığı işaretini veren aynı
derecede önemli diğer değişimler ortaya çıkar. Bunlar, birincil
cinsiyet özellikleri (erkeklerde penis ve testisler, kızlarda yumurtalıklar,
klitoris, vajina ve rahim) ve ikincil cinsiyet özellikleri'dir
(kadınlarda göğüslerin gelişimi, erkeklerde ses değişimi
ve yüz kılları, her iki cinste apışarası kılları). Bu özelliklerin
ortaya çıktığı yaşlar bireyler arasında büyük ölçüde değişmektedir.
Kızlarda cinsel olgunlaşmanın ilk görünür belirtisi sekiz ile
on üç yaşlar arasında göğüs "tomurcuklar"ının ortaya çıkmasıdır;
"meme başını çevreleyen halkanın yükselmesi küçük bir konik
tümseğe yol açar" (Schonfeld, 1969, s. 32). Olgun gelişimine kadar
boyunun büyümesi ve renginin koyulaşması yaklaşık üç yıl sonra
tamamlanır. Apışarası kılları genellikle memelerin gelişiminden
kısa süre sonra başlar ve bir ya da iki yıl sonra koltukaltı
kılları belirir.
Göğüsler gelişmeye başladığında, ayhalinin başlangıcı olan
ilk ayhali'ne hazırlanmak için, rahimde ve vajinada, özellikle
büyüklüğünün artması biçiminde, önemli değişimler ortaya çıkar.
İlk ayhalinin ortaya çıkışı bir kültürden diğerine önemli ölçüde
değişiklik gösterir. Hiernaux'nun (1968) belirttiği gibi, ortalama
yaş Küba'da 12.4 yıl ile Yeni Gine'de 18.8 yıl arasında değişebilmektedir.
Zacharias ve arkadaşları (1976) Amerikan orta
sınıfından 781 kız üzerinde on yıl süren bir araştırma yürüttüler
ve ilk ayhali yaşının, ortalaması 12.8 yıl olmak üzere, 9.1 yıl ile
17.7 yıl arasında yer aldığını buldular. Boy 1.34 m. ile 1.72 m.
arasında (ortalaması 1.54 m), ağırlık 31 kilo ile 81 kilo arasında
(ortalaması 47 kilo) yer alıyordu. Amerika Birleşik Devletleri'nde
ilk ayhalinin ortalama yaşı geçen yüzyıl boyunca her on
yılda dört aylık bir düşüş göstermiştir; ama daha erken fiziksel
olgunluk eğilimi yavaşlıyor görünmektedir ve biz 2250 yılına kadar
"göğüsleri tam olarak gelişmiş bir kız çocuk ya da tam bir erkek
sesiyle hafifçe yaşlanmış bir oğlan çocuk" (Peterson, 1979, s.
45) görecek değiliz.
Ayhalinin başlaması bir kızın üremeye hazır olduğu anlamına
gelmez, kız çocuk bir yıl ya da daha fazla kısır olarak kalacaktır.
Ynmurtlama (yumurtaların yumurtalıklarda üretilmesi
ve dışarı çıkarılması) ayhali dönemlerine eşlik etmeye bir
kez başladığında, sonraki 35 yıl içinde yaklaşık 28 günde bir tane
olmak üzere yaklaşık 455 yumurta üretilecektir (McCary, 1967).
Bir kızın bu doğal süreç karşısındaki tutumu onun bunu ne
ölçüde anladığı gerçeğinden büyük ölçüde etkilenir. Ayhali korkutucu
ya da sarsıcı bir olay olarak ya da yaklaşan yetişkinliğin
olumlu bir belirtisi olarak alınabilir. Anababalar, kaygı, düşmanlık,
çöküntü ya da mutluluk eşliğinde ortaya çıkabilecek bu
yaşantıya kızlarını özenle hazırlamalıdır.
Erkek çocuklarda birincil ve ikincil cinsiyet özelliklerinin
gelişimi kızlardakinden yaklaşık iki yıl daha uzun sürer. Yaklaşan
cinsel olgunluğun ilk belirtileri genellikle on bir yaş dolaylarında
ortaya çıkar, sperm salgılayan bezler olan erbezleri ile
erbezlerini içeren kese olan erbezi torbası'nın büyümesi söz konusudur.
Yaklaşık bir buçuk yıl sonra penisin boyu ve çevresi büyür
ve bu 14-16 yaşına kadar sürer. Kızlarda göğüs ölçüsünün büyük
ölçüde değişmesi gibi, penis ölçüsü de değişir. Kızların kadınlığın
ya da cinselliğin -her nasılsa- göğüs ölçüsüne bağlı olmasından
kaygı duymalarına karşılık (hepsi değil), erkek çocuklar da çoğu
zaman penisin boyunun cinsel güçle ve hazla bağlantılı olduğu
saplantısını yaşarlar. Birçok insan bu tür temelsiz düşünceleri
sürdürür. Erkeklerde apışarası kılları yaklaşık 12-14 yaşlarında,
koltuk altı ve yüz kılları bir ya da iki yıl sonra ortaya çıkmaya
başlar.
Üreme organlarının olgunlaşması ile erkek çocuklar gece
boşalmaları'nı ya da "ıslak rüya" yaşantısını yaşamaya başlarlar
(uyku sırasında sperm ya da seminal sıvı boşalımı). Birçok
erkek çocuk eğer hazır değilse kendinde kötü birşeyler olduğundan
korkabilir. Onlara ıslak rüyaların normal olduğu anlatılmalıdır;
Kinsey'in cinsel davranış hakkındaki raporuna (1948) göre
erkeklerin yaklaşık yüzde 83'ü bunu yaşamaktadır. Ancak bu
boşalmalar yaklaşık bir yıl boyunca üretken değildir; sperm daha
çok sayıda ve etken olduğunda gebe bırakmaya yeterli olacaktır.
Gırtlak (Adem elması), boyu ve ses telleri açısından yaklaşık
iki kat uzunluğa ulaşınca erkek çocuğun sesi hacimde ve
perdede kendine özgü bir şeylere uğramaya başlar. Şanslı olan
birçokları için değişimler derece derece ortaya çıkar ve güçlükle
farkedilir; diğerleri için ses değişimleri sıkıntı kaynağıdır, çünkü
erkek çocuk bir cümleden diğerine başına ne geleceğini asla bilemez.
Şarkı söyledikleri zaman sesleri bir an soprano gibi, bir
sonraki an bariton gibi çıkar. Sonuçta utangaç olabilirler ve
anababalarının, diğer yetişkinlerin, kızların onları konuşturma
girişimlerinden kaçabilirler.
Son olarak, ergenler bedensel görünümleriyle ve başkaları
üzerindeki etkileriyle gittikçe artan biçimde ilgilendiklerinde,
çoğu kendini son derece tatsız bir sorunla karşı karşıya bulur:
Özellikle yüzdeki yağ bezlerinin tıkanması ve iltihaplanması
ile oluşan bir deri hastalığı olan sivilce. Bundan son derece rahatsız
olan bir ergen bu konuda yalnız olmadığı gerçeği ile biraz
rahatlayabilir. Araştırmalar bütün ergenlerin yüzde 85 kadarının
bu durumu belirli bir ölçüde yaşadığını göstermektedir.
Bütün bu değişimlerin içinde yer aldığı çağın ve yaş sınırlarının
ergene büyük bir önem yüklemesi şaşırtıcı değildir. Hem
oğlanlar hem de kızlar kendi imgeleriyle aşırı ilgilenmeye başlarlar
ve içinde yaşadıkları toplumda belirlenen olgun erkek ve
kadın kalıpyargılarını yaşamaya çalışırlar. Çabalarına sık sık
kaygı ve çatışma eşlik eder. Bu bizi beden imgesi konusuna getirmektedir.
BEDEN İMGESİ
Bu bölümün başlarında, başarılması gereken ilk gelişim görevleri
arasında bedeninizi kabul etme görevinin bulunduğunu
okudunuz. İçimizden pek azı televizyondaki ve dergilerdeki reklamların
mankenlerine benzer; onlar olasılıkla toplumumuzun
güzellik ideallerini temsil etmektedirler. Sonuçta kendimizi aynaya
bakarken buluruz. Ama aynada algıladığımız şey bizdeki
beden imgesi'ni ya da bedenimiz hakkındaki duyguları, benlik-kavramı'mızı
ya da birey olarak kendi hakkımızdaki duyguları
nasıl etkilemektedir? Araştırmalar arada yakın bir ilişkinin
olduğunu düşündürmektedir. Fiziksel olarak çekici insanlar
iyi tanınan, toplumsal açıdan kabul gören, iyi öğrenci olan kişiler
olarak görünmektedirler (Rich, 1975). Çekici olmayan insanlar,
özellikle şişmanlar, toplumsal ilişkilerde ve okul başarısında
güçlükler yaşıyor, yaşıtlarınca kabul edilme konusunda güçlü
dürtüler taşıyor görünmektedirler (Hammer, 1965; Hendry ve
Gillies, 1978).
Öyle görünmektedir ki, olumlu beden imgesine sahip bir ergen
olumlu benlik-kavramı geliştirmeye daha uygundur. Ama
kuşkusuz bir insanın beden imgesi, birbiriyle etkileşen pek çok etkenin
sonucudur. Bunların içinde, bir insanın nasıl göründüğü hakkındaki
fantazileri, düşünceleri, en önemlisi de yaşıtlarından
daha erken ya da geç olgunlaşmış olması gibi etkenler vardır. Bu
konu bir ergenin ergenliğin bir başka gelişim göreviyle karşılaşmasındaki
başarısını ya da başarısızlığını etkileyecektir. Bu,
her iki cinsten yaşıtlarıyla yeni ve daha olgun ilişkiler kurma
görevidir.
Erinlik sırasında, ergen dramatik biçimde boy ve kilo kazanırken,
cinsel olgunlaşmanın başladığı işaretini veren aynı
derecede önemli diğer değişimler ortaya çıkar. Bunlar, birincil
cinsiyet özellikleri (erkeklerde penis ve testisler, kızlarda yumurtalıklar,
klitoris, vajina ve rahim) ve ikincil cinsiyet özellikleri'dir
(kadınlarda göğüslerin gelişimi, erkeklerde ses değişimi
ve yüz kılları, her iki cinste apışarası kılları). Bu özelliklerin
ortaya çıktığı yaşlar bireyler arasında büyük ölçüde değişmektedir.
Kızlarda cinsel olgunlaşmanın ilk görünür belirtisi sekiz ile
on üç yaşlar arasında göğüs "tomurcuklar"ının ortaya çıkmasıdır;
"meme başını çevreleyen halkanın yükselmesi küçük bir konik
tümseğe yol açar" (Schonfeld, 1969, s. 32). Olgun gelişimine kadar
boyunun büyümesi ve renginin koyulaşması yaklaşık üç yıl sonra
tamamlanır. Apışarası kılları genellikle memelerin gelişiminden
kısa süre sonra başlar ve bir ya da iki yıl sonra koltukaltı
kılları belirir.
Göğüsler gelişmeye başladığında, ayhalinin başlangıcı olan
ilk ayhali'ne hazırlanmak için, rahimde ve vajinada, özellikle
büyüklüğünün artması biçiminde, önemli değişimler ortaya çıkar.
İlk ayhalinin ortaya çıkışı bir kültürden diğerine önemli ölçüde
değişiklik gösterir. Hiernaux'nun (1968) belirttiği gibi, ortalama
yaş Küba'da 12.4 yıl ile Yeni Gine'de 18.8 yıl arasında değişebilmektedir.
Zacharias ve arkadaşları (1976) Amerikan orta
sınıfından 781 kız üzerinde on yıl süren bir araştırma yürüttüler
ve ilk ayhali yaşının, ortalaması 12.8 yıl olmak üzere, 9.1 yıl ile
17.7 yıl arasında yer aldığını buldular. Boy 1.34 m. ile 1.72 m.
arasında (ortalaması 1.54 m), ağırlık 31 kilo ile 81 kilo arasında
(ortalaması 47 kilo) yer alıyordu. Amerika Birleşik Devletleri'nde
ilk ayhalinin ortalama yaşı geçen yüzyıl boyunca her on
yılda dört aylık bir düşüş göstermiştir; ama daha erken fiziksel
olgunluk eğilimi yavaşlıyor görünmektedir ve biz 2250 yılına kadar
"göğüsleri tam olarak gelişmiş bir kız çocuk ya da tam bir erkek
sesiyle hafifçe yaşlanmış bir oğlan çocuk" (Peterson, 1979, s.
45) görecek değiliz.
Ayhalinin başlaması bir kızın üremeye hazır olduğu anlamına
gelmez, kız çocuk bir yıl ya da daha fazla kısır olarak kalacaktır.
Ynmurtlama (yumurtaların yumurtalıklarda üretilmesi
ve dışarı çıkarılması) ayhali dönemlerine eşlik etmeye bir
kez başladığında, sonraki 35 yıl içinde yaklaşık 28 günde bir tane
olmak üzere yaklaşık 455 yumurta üretilecektir (McCary, 1967).
Bir kızın bu doğal süreç karşısındaki tutumu onun bunu ne
ölçüde anladığı gerçeğinden büyük ölçüde etkilenir. Ayhali korkutucu
ya da sarsıcı bir olay olarak ya da yaklaşan yetişkinliğin
olumlu bir belirtisi olarak alınabilir. Anababalar, kaygı, düşmanlık,
çöküntü ya da mutluluk eşliğinde ortaya çıkabilecek bu
yaşantıya kızlarını özenle hazırlamalıdır.
Erkek çocuklarda birincil ve ikincil cinsiyet özelliklerinin
gelişimi kızlardakinden yaklaşık iki yıl daha uzun sürer. Yaklaşan
cinsel olgunluğun ilk belirtileri genellikle on bir yaş dolaylarında
ortaya çıkar, sperm salgılayan bezler olan erbezleri ile
erbezlerini içeren kese olan erbezi torbası'nın büyümesi söz konusudur.
Yaklaşık bir buçuk yıl sonra penisin boyu ve çevresi büyür
ve bu 14-16 yaşına kadar sürer. Kızlarda göğüs ölçüsünün büyük
ölçüde değişmesi gibi, penis ölçüsü de değişir. Kızların kadınlığın
ya da cinselliğin -her nasılsa- göğüs ölçüsüne bağlı olmasından
kaygı duymalarına karşılık (hepsi değil), erkek çocuklar da çoğu
zaman penisin boyunun cinsel güçle ve hazla bağlantılı olduğu
saplantısını yaşarlar. Birçok insan bu tür temelsiz düşünceleri
sürdürür. Erkeklerde apışarası kılları yaklaşık 12-14 yaşlarında,
koltuk altı ve yüz kılları bir ya da iki yıl sonra ortaya çıkmaya
başlar.
Üreme organlarının olgunlaşması ile erkek çocuklar gece
boşalmaları'nı ya da "ıslak rüya" yaşantısını yaşamaya başlarlar
(uyku sırasında sperm ya da seminal sıvı boşalımı). Birçok
erkek çocuk eğer hazır değilse kendinde kötü birşeyler olduğundan
korkabilir. Onlara ıslak rüyaların normal olduğu anlatılmalıdır;
Kinsey'in cinsel davranış hakkındaki raporuna (1948) göre
erkeklerin yaklaşık yüzde 83'ü bunu yaşamaktadır. Ancak bu
boşalmalar yaklaşık bir yıl boyunca üretken değildir; sperm daha
çok sayıda ve etken olduğunda gebe bırakmaya yeterli olacaktır.
Gırtlak (Adem elması), boyu ve ses telleri açısından yaklaşık
iki kat uzunluğa ulaşınca erkek çocuğun sesi hacimde ve
perdede kendine özgü bir şeylere uğramaya başlar. Şanslı olan
birçokları için değişimler derece derece ortaya çıkar ve güçlükle
farkedilir; diğerleri için ses değişimleri sıkıntı kaynağıdır, çünkü
erkek çocuk bir cümleden diğerine başına ne geleceğini asla bilemez.
Şarkı söyledikleri zaman sesleri bir an soprano gibi, bir
sonraki an bariton gibi çıkar. Sonuçta utangaç olabilirler ve
anababalarının, diğer yetişkinlerin, kızların onları konuşturma
girişimlerinden kaçabilirler.
Son olarak, ergenler bedensel görünümleriyle ve başkaları
üzerindeki etkileriyle gittikçe artan biçimde ilgilendiklerinde,
çoğu kendini son derece tatsız bir sorunla karşı karşıya bulur:
Özellikle yüzdeki yağ bezlerinin tıkanması ve iltihaplanması
ile oluşan bir deri hastalığı olan sivilce. Bundan son derece rahatsız
olan bir ergen bu konuda yalnız olmadığı gerçeği ile biraz
rahatlayabilir. Araştırmalar bütün ergenlerin yüzde 85 kadarının
bu durumu belirli bir ölçüde yaşadığını göstermektedir.
Bütün bu değişimlerin içinde yer aldığı çağın ve yaş sınırlarının
ergene büyük bir önem yüklemesi şaşırtıcı değildir. Hem
oğlanlar hem de kızlar kendi imgeleriyle aşırı ilgilenmeye başlarlar
ve içinde yaşadıkları toplumda belirlenen olgun erkek ve
kadın kalıpyargılarını yaşamaya çalışırlar. Çabalarına sık sık
kaygı ve çatışma eşlik eder. Bu bizi beden imgesi konusuna getirmektedir.
BEDEN İMGESİ
Bu bölümün başlarında, başarılması gereken ilk gelişim görevleri
arasında bedeninizi kabul etme görevinin bulunduğunu
okudunuz. İçimizden pek azı televizyondaki ve dergilerdeki reklamların
mankenlerine benzer; onlar olasılıkla toplumumuzun
güzellik ideallerini temsil etmektedirler. Sonuçta kendimizi aynaya
bakarken buluruz. Ama aynada algıladığımız şey bizdeki
beden imgesi'ni ya da bedenimiz hakkındaki duyguları, benlik-kavramı'mızı
ya da birey olarak kendi hakkımızdaki duyguları
nasıl etkilemektedir? Araştırmalar arada yakın bir ilişkinin
olduğunu düşündürmektedir. Fiziksel olarak çekici insanlar
iyi tanınan, toplumsal açıdan kabul gören, iyi öğrenci olan kişiler
olarak görünmektedirler (Rich, 1975). Çekici olmayan insanlar,
özellikle şişmanlar, toplumsal ilişkilerde ve okul başarısında
güçlükler yaşıyor, yaşıtlarınca kabul edilme konusunda güçlü
dürtüler taşıyor görünmektedirler (Hammer, 1965; Hendry ve
Gillies, 1978).
Öyle görünmektedir ki, olumlu beden imgesine sahip bir ergen
olumlu benlik-kavramı geliştirmeye daha uygundur. Ama
kuşkusuz bir insanın beden imgesi, birbiriyle etkileşen pek çok etkenin
sonucudur. Bunların içinde, bir insanın nasıl göründüğü hakkındaki
fantazileri, düşünceleri, en önemlisi de yaşıtlarından
daha erken ya da geç olgunlaşmış olması gibi etkenler vardır. Bu
konu bir ergenin ergenliğin bir başka gelişim göreviyle karşılaşmasındaki
başarısını ya da başarısızlığını etkileyecektir. Bu,
her iki cinsten yaşıtlarıyla yeni ve daha olgun ilişkiler kurma
görevidir.
ERGENDE CİNSELLİK GELİŞİ
BİRİNCİL VE İKİNCİL CİNSİYET ÖZELLİKLERİ
Erinlik sırasında, ergen dramatik biçimde boy ve kilo kazanırken,
cinsel olgunlaşmanın başladığı işaretini veren aynı
derecede önemli diğer değişimler ortaya çıkar. Bunlar, birincil
cinsiyet özellikleri (erkeklerde penis ve testisler, kızlarda yumurtalıklar,
klitoris, vajina ve rahim) ve ikincil cinsiyet özellikleri'dir
(kadınlarda göğüslerin gelişimi, erkeklerde ses değişimi
ve yüz kılları, her iki cinste apışarası kılları). Bu özelliklerin
ortaya çıktığı yaşlar bireyler arasında büyük ölçüde değişmektedir.
Kızlarda cinsel olgunlaşmanın ilk görünür belirtisi sekiz ile
on üç yaşlar arasında göğüs "tomurcuklar"ının ortaya çıkmasıdır;
"meme başını çevreleyen halkanın yükselmesi küçük bir konik
tümseğe yol açar" (Schonfeld, 1969, s. 32). Olgun gelişimine kadar
boyunun büyümesi ve renginin koyulaşması yaklaşık üç yıl sonra
tamamlanır. Apışarası kılları genellikle memelerin gelişiminden
kısa süre sonra başlar ve bir ya da iki yıl sonra koltukaltı
kılları belirir.
Göğüsler gelişmeye başladığında, ayhalinin başlangıcı olan
ilk ayhali'ne hazırlanmak için, rahimde ve vajinada, özellikle
büyüklüğünün artması biçiminde, önemli değişimler ortaya çıkar.
İlk ayhalinin ortaya çıkışı bir kültürden diğerine önemli ölçüde
değişiklik gösterir. Hiernaux'nun (1968) belirttiği gibi, ortalama
yaş Küba'da 12.4 yıl ile Yeni Gine'de 18.8 yıl arasında değişebilmektedir.
Zacharias ve arkadaşları (1976) Amerikan orta
sınıfından 781 kız üzerinde on yıl süren bir araştırma yürüttüler
ve ilk ayhali yaşının, ortalaması 12.8 yıl olmak üzere, 9.1 yıl ile
17.7 yıl arasında yer aldığını buldular. Boy 1.34 m. ile 1.72 m.
arasında (ortalaması 1.54 m), ağırlık 31 kilo ile 81 kilo arasında
(ortalaması 47 kilo) yer alıyordu. Amerika Birleşik Devletleri'nde
ilk ayhalinin ortalama yaşı geçen yüzyıl boyunca her on
yılda dört aylık bir düşüş göstermiştir; ama daha erken fiziksel
olgunluk eğilimi yavaşlıyor görünmektedir ve biz 2250 yılına kadar
"göğüsleri tam olarak gelişmiş bir kız çocuk ya da tam bir erkek
sesiyle hafifçe yaşlanmış bir oğlan çocuk" (Peterson, 1979, s.
45) görecek değiliz.
Ayhalinin başlaması bir kızın üremeye hazır olduğu anlamına
gelmez, kız çocuk bir yıl ya da daha fazla kısır olarak kalacaktır.
Ynmurtlama (yumurtaların yumurtalıklarda üretilmesi
ve dışarı çıkarılması) ayhali dönemlerine eşlik etmeye bir
kez başladığında, sonraki 35 yıl içinde yaklaşık 28 günde bir tane
olmak üzere yaklaşık 455 yumurta üretilecektir (McCary, 1967).
Bir kızın bu doğal süreç karşısındaki tutumu onun bunu ne
ölçüde anladığı gerçeğinden büyük ölçüde etkilenir. Ayhali korkutucu
ya da sarsıcı bir olay olarak ya da yaklaşan yetişkinliğin
olumlu bir belirtisi olarak alınabilir. Anababalar, kaygı, düşmanlık,
çöküntü ya da mutluluk eşliğinde ortaya çıkabilecek bu
yaşantıya kızlarını özenle hazırlamalıdır.
Erkek çocuklarda birincil ve ikincil cinsiyet özelliklerinin
gelişimi kızlardakinden yaklaşık iki yıl daha uzun sürer. Yaklaşan
cinsel olgunluğun ilk belirtileri genellikle on bir yaş dolaylarında
ortaya çıkar, sperm salgılayan bezler olan erbezleri ile
erbezlerini içeren kese olan erbezi torbası'nın büyümesi söz konusudur.
Yaklaşık bir buçuk yıl sonra penisin boyu ve çevresi büyür
ve bu 14-16 yaşına kadar sürer. Kızlarda göğüs ölçüsünün büyük
ölçüde değişmesi gibi, penis ölçüsü de değişir. Kızların kadınlığın
ya da cinselliğin -her nasılsa- göğüs ölçüsüne bağlı olmasından
kaygı duymalarına karşılık (hepsi değil), erkek çocuklar da çoğu
zaman penisin boyunun cinsel güçle ve hazla bağlantılı olduğu
saplantısını yaşarlar. Birçok insan bu tür temelsiz düşünceleri
sürdürür. Erkeklerde apışarası kılları yaklaşık 12-14 yaşlarında,
koltuk altı ve yüz kılları bir ya da iki yıl sonra ortaya çıkmaya
başlar.
Üreme organlarının olgunlaşması ile erkek çocuklar gece
boşalmaları'nı ya da "ıslak rüya" yaşantısını yaşamaya başlarlar
(uyku sırasında sperm ya da seminal sıvı boşalımı). Birçok
erkek çocuk eğer hazır değilse kendinde kötü birşeyler olduğundan
korkabilir. Onlara ıslak rüyaların normal olduğu anlatılmalıdır;
Kinsey'in cinsel davranış hakkındaki raporuna (1948) göre
erkeklerin yaklaşık yüzde 83'ü bunu yaşamaktadır. Ancak bu
boşalmalar yaklaşık bir yıl boyunca üretken değildir; sperm daha
çok sayıda ve etken olduğunda gebe bırakmaya yeterli olacaktır.
Gırtlak (Adem elması), boyu ve ses telleri açısından yaklaşık
iki kat uzunluğa ulaşınca erkek çocuğun sesi hacimde ve
perdede kendine özgü bir şeylere uğramaya başlar. Şanslı olan
birçokları için değişimler derece derece ortaya çıkar ve güçlükle
farkedilir; diğerleri için ses değişimleri sıkıntı kaynağıdır, çünkü
erkek çocuk bir cümleden diğerine başına ne geleceğini asla bilemez.
Şarkı söyledikleri zaman sesleri bir an soprano gibi, bir
sonraki an bariton gibi çıkar. Sonuçta utangaç olabilirler ve
anababalarının, diğer yetişkinlerin, kızların onları konuşturma
girişimlerinden kaçabilirler.
Son olarak, ergenler bedensel görünümleriyle ve başkaları
üzerindeki etkileriyle gittikçe artan biçimde ilgilendiklerinde,
çoğu kendini son derece tatsız bir sorunla karşı karşıya bulur:
Özellikle yüzdeki yağ bezlerinin tıkanması ve iltihaplanması
ile oluşan bir deri hastalığı olan sivilce. Bundan son derece rahatsız
olan bir ergen bu konuda yalnız olmadığı gerçeği ile biraz
rahatlayabilir. Araştırmalar bütün ergenlerin yüzde 85 kadarının
bu durumu belirli bir ölçüde yaşadığını göstermektedir.
Bütün bu değişimlerin içinde yer aldığı çağın ve yaş sınırlarının
ergene büyük bir önem yüklemesi şaşırtıcı değildir. Hem
oğlanlar hem de kızlar kendi imgeleriyle aşırı ilgilenmeye başlarlar
ve içinde yaşadıkları toplumda belirlenen olgun erkek ve
kadın kalıpyargılarını yaşamaya çalışırlar. Çabalarına sık sık
kaygı ve çatışma eşlik eder. Bu bizi beden imgesi konusuna getirmektedir.
BEDEN İMGESİ
Bu bölümün başlarında, başarılması gereken ilk gelişim görevleri
arasında bedeninizi kabul etme görevinin bulunduğunu
okudunuz. İçimizden pek azı televizyondaki ve dergilerdeki reklamların
mankenlerine benzer; onlar olasılıkla toplumumuzun
güzellik ideallerini temsil etmektedirler. Sonuçta kendimizi aynaya
bakarken buluruz. Ama aynada algıladığımız şey bizdeki
beden imgesi'ni ya da bedenimiz hakkındaki duyguları, benlik-kavramı'mızı
ya da birey olarak kendi hakkımızdaki duyguları
nasıl etkilemektedir? Araştırmalar arada yakın bir ilişkinin
olduğunu düşündürmektedir. Fiziksel olarak çekici insanlar
iyi tanınan, toplumsal açıdan kabul gören, iyi öğrenci olan kişiler
olarak görünmektedirler (Rich, 1975). Çekici olmayan insanlar,
özellikle şişmanlar, toplumsal ilişkilerde ve okul başarısında
güçlükler yaşıyor, yaşıtlarınca kabul edilme konusunda güçlü
dürtüler taşıyor görünmektedirler (Hammer, 1965; Hendry ve
Gillies, 1978).
Öyle görünmektedir ki, olumlu beden imgesine sahip bir ergen
olumlu benlik-kavramı geliştirmeye daha uygundur. Ama
kuşkusuz bir insanın beden imgesi, birbiriyle etkileşen pek çok etkenin
sonucudur. Bunların içinde, bir insanın nasıl göründüğü hakkındaki
fantazileri, düşünceleri, en önemlisi de yaşıtlarından
daha erken ya da geç olgunlaşmış olması gibi etkenler vardır. Bu
konu bir ergenin ergenliğin bir başka gelişim göreviyle karşılaşmasındaki
başarısını ya da başarısızlığını etkileyecektir. Bu,
her iki cinsten yaşıtlarıyla yeni ve daha olgun ilişkiler kurma
görevidir.
Erinlik sırasında, ergen dramatik biçimde boy ve kilo kazanırken,
cinsel olgunlaşmanın başladığı işaretini veren aynı
derecede önemli diğer değişimler ortaya çıkar. Bunlar, birincil
cinsiyet özellikleri (erkeklerde penis ve testisler, kızlarda yumurtalıklar,
klitoris, vajina ve rahim) ve ikincil cinsiyet özellikleri'dir
(kadınlarda göğüslerin gelişimi, erkeklerde ses değişimi
ve yüz kılları, her iki cinste apışarası kılları). Bu özelliklerin
ortaya çıktığı yaşlar bireyler arasında büyük ölçüde değişmektedir.
Kızlarda cinsel olgunlaşmanın ilk görünür belirtisi sekiz ile
on üç yaşlar arasında göğüs "tomurcuklar"ının ortaya çıkmasıdır;
"meme başını çevreleyen halkanın yükselmesi küçük bir konik
tümseğe yol açar" (Schonfeld, 1969, s. 32). Olgun gelişimine kadar
boyunun büyümesi ve renginin koyulaşması yaklaşık üç yıl sonra
tamamlanır. Apışarası kılları genellikle memelerin gelişiminden
kısa süre sonra başlar ve bir ya da iki yıl sonra koltukaltı
kılları belirir.
Göğüsler gelişmeye başladığında, ayhalinin başlangıcı olan
ilk ayhali'ne hazırlanmak için, rahimde ve vajinada, özellikle
büyüklüğünün artması biçiminde, önemli değişimler ortaya çıkar.
İlk ayhalinin ortaya çıkışı bir kültürden diğerine önemli ölçüde
değişiklik gösterir. Hiernaux'nun (1968) belirttiği gibi, ortalama
yaş Küba'da 12.4 yıl ile Yeni Gine'de 18.8 yıl arasında değişebilmektedir.
Zacharias ve arkadaşları (1976) Amerikan orta
sınıfından 781 kız üzerinde on yıl süren bir araştırma yürüttüler
ve ilk ayhali yaşının, ortalaması 12.8 yıl olmak üzere, 9.1 yıl ile
17.7 yıl arasında yer aldığını buldular. Boy 1.34 m. ile 1.72 m.
arasında (ortalaması 1.54 m), ağırlık 31 kilo ile 81 kilo arasında
(ortalaması 47 kilo) yer alıyordu. Amerika Birleşik Devletleri'nde
ilk ayhalinin ortalama yaşı geçen yüzyıl boyunca her on
yılda dört aylık bir düşüş göstermiştir; ama daha erken fiziksel
olgunluk eğilimi yavaşlıyor görünmektedir ve biz 2250 yılına kadar
"göğüsleri tam olarak gelişmiş bir kız çocuk ya da tam bir erkek
sesiyle hafifçe yaşlanmış bir oğlan çocuk" (Peterson, 1979, s.
45) görecek değiliz.
Ayhalinin başlaması bir kızın üremeye hazır olduğu anlamına
gelmez, kız çocuk bir yıl ya da daha fazla kısır olarak kalacaktır.
Ynmurtlama (yumurtaların yumurtalıklarda üretilmesi
ve dışarı çıkarılması) ayhali dönemlerine eşlik etmeye bir
kez başladığında, sonraki 35 yıl içinde yaklaşık 28 günde bir tane
olmak üzere yaklaşık 455 yumurta üretilecektir (McCary, 1967).
Bir kızın bu doğal süreç karşısındaki tutumu onun bunu ne
ölçüde anladığı gerçeğinden büyük ölçüde etkilenir. Ayhali korkutucu
ya da sarsıcı bir olay olarak ya da yaklaşan yetişkinliğin
olumlu bir belirtisi olarak alınabilir. Anababalar, kaygı, düşmanlık,
çöküntü ya da mutluluk eşliğinde ortaya çıkabilecek bu
yaşantıya kızlarını özenle hazırlamalıdır.
Erkek çocuklarda birincil ve ikincil cinsiyet özelliklerinin
gelişimi kızlardakinden yaklaşık iki yıl daha uzun sürer. Yaklaşan
cinsel olgunluğun ilk belirtileri genellikle on bir yaş dolaylarında
ortaya çıkar, sperm salgılayan bezler olan erbezleri ile
erbezlerini içeren kese olan erbezi torbası'nın büyümesi söz konusudur.
Yaklaşık bir buçuk yıl sonra penisin boyu ve çevresi büyür
ve bu 14-16 yaşına kadar sürer. Kızlarda göğüs ölçüsünün büyük
ölçüde değişmesi gibi, penis ölçüsü de değişir. Kızların kadınlığın
ya da cinselliğin -her nasılsa- göğüs ölçüsüne bağlı olmasından
kaygı duymalarına karşılık (hepsi değil), erkek çocuklar da çoğu
zaman penisin boyunun cinsel güçle ve hazla bağlantılı olduğu
saplantısını yaşarlar. Birçok insan bu tür temelsiz düşünceleri
sürdürür. Erkeklerde apışarası kılları yaklaşık 12-14 yaşlarında,
koltuk altı ve yüz kılları bir ya da iki yıl sonra ortaya çıkmaya
başlar.
Üreme organlarının olgunlaşması ile erkek çocuklar gece
boşalmaları'nı ya da "ıslak rüya" yaşantısını yaşamaya başlarlar
(uyku sırasında sperm ya da seminal sıvı boşalımı). Birçok
erkek çocuk eğer hazır değilse kendinde kötü birşeyler olduğundan
korkabilir. Onlara ıslak rüyaların normal olduğu anlatılmalıdır;
Kinsey'in cinsel davranış hakkındaki raporuna (1948) göre
erkeklerin yaklaşık yüzde 83'ü bunu yaşamaktadır. Ancak bu
boşalmalar yaklaşık bir yıl boyunca üretken değildir; sperm daha
çok sayıda ve etken olduğunda gebe bırakmaya yeterli olacaktır.
Gırtlak (Adem elması), boyu ve ses telleri açısından yaklaşık
iki kat uzunluğa ulaşınca erkek çocuğun sesi hacimde ve
perdede kendine özgü bir şeylere uğramaya başlar. Şanslı olan
birçokları için değişimler derece derece ortaya çıkar ve güçlükle
farkedilir; diğerleri için ses değişimleri sıkıntı kaynağıdır, çünkü
erkek çocuk bir cümleden diğerine başına ne geleceğini asla bilemez.
Şarkı söyledikleri zaman sesleri bir an soprano gibi, bir
sonraki an bariton gibi çıkar. Sonuçta utangaç olabilirler ve
anababalarının, diğer yetişkinlerin, kızların onları konuşturma
girişimlerinden kaçabilirler.
Son olarak, ergenler bedensel görünümleriyle ve başkaları
üzerindeki etkileriyle gittikçe artan biçimde ilgilendiklerinde,
çoğu kendini son derece tatsız bir sorunla karşı karşıya bulur:
Özellikle yüzdeki yağ bezlerinin tıkanması ve iltihaplanması
ile oluşan bir deri hastalığı olan sivilce. Bundan son derece rahatsız
olan bir ergen bu konuda yalnız olmadığı gerçeği ile biraz
rahatlayabilir. Araştırmalar bütün ergenlerin yüzde 85 kadarının
bu durumu belirli bir ölçüde yaşadığını göstermektedir.
Bütün bu değişimlerin içinde yer aldığı çağın ve yaş sınırlarının
ergene büyük bir önem yüklemesi şaşırtıcı değildir. Hem
oğlanlar hem de kızlar kendi imgeleriyle aşırı ilgilenmeye başlarlar
ve içinde yaşadıkları toplumda belirlenen olgun erkek ve
kadın kalıpyargılarını yaşamaya çalışırlar. Çabalarına sık sık
kaygı ve çatışma eşlik eder. Bu bizi beden imgesi konusuna getirmektedir.
BEDEN İMGESİ
Bu bölümün başlarında, başarılması gereken ilk gelişim görevleri
arasında bedeninizi kabul etme görevinin bulunduğunu
okudunuz. İçimizden pek azı televizyondaki ve dergilerdeki reklamların
mankenlerine benzer; onlar olasılıkla toplumumuzun
güzellik ideallerini temsil etmektedirler. Sonuçta kendimizi aynaya
bakarken buluruz. Ama aynada algıladığımız şey bizdeki
beden imgesi'ni ya da bedenimiz hakkındaki duyguları, benlik-kavramı'mızı
ya da birey olarak kendi hakkımızdaki duyguları
nasıl etkilemektedir? Araştırmalar arada yakın bir ilişkinin
olduğunu düşündürmektedir. Fiziksel olarak çekici insanlar
iyi tanınan, toplumsal açıdan kabul gören, iyi öğrenci olan kişiler
olarak görünmektedirler (Rich, 1975). Çekici olmayan insanlar,
özellikle şişmanlar, toplumsal ilişkilerde ve okul başarısında
güçlükler yaşıyor, yaşıtlarınca kabul edilme konusunda güçlü
dürtüler taşıyor görünmektedirler (Hammer, 1965; Hendry ve
Gillies, 1978).
Öyle görünmektedir ki, olumlu beden imgesine sahip bir ergen
olumlu benlik-kavramı geliştirmeye daha uygundur. Ama
kuşkusuz bir insanın beden imgesi, birbiriyle etkileşen pek çok etkenin
sonucudur. Bunların içinde, bir insanın nasıl göründüğü hakkındaki
fantazileri, düşünceleri, en önemlisi de yaşıtlarından
daha erken ya da geç olgunlaşmış olması gibi etkenler vardır. Bu
konu bir ergenin ergenliğin bir başka gelişim göreviyle karşılaşmasındaki
başarısını ya da başarısızlığını etkileyecektir. Bu,
her iki cinsten yaşıtlarıyla yeni ve daha olgun ilişkiler kurma
görevidir.
BEDENSEL VE CİNSEL GELİŞİM
BEDENSEL VE CİNSEL GELİŞİM
Okuduklarınız, size, her birinizin, gelişimi biyolojik, psikolojik
ve toplumsal etkenlerin etkileşiminden etkilenen karmaşık
bir birey olduğunuzu öğretmiştir. Ergenlik, endokrin bezleri (kanalsız
organlar) damarlara hormonları saldığı zaman biyolojik
olarak başlar; kandaki hormonlar erinlik süreci (pubescence)
olarak bilinen bedensel ve cinsel değişimleri başlatır. Bazıları
bu süreci "sadece takımlar büyümez, suyu akmaya da başlar" diye
betimlemişlerdir.
BEDENSEL DEĞİŞİMLER
Çocukluğun sonu ile ergenliğin başlangıcı arasındaki, bireyin
cinsel olarak olgunlaşmaya başladığı görece kısa süre -bir ya da
iki yıl- erinlik olarak bilinir. En hızlı büyüme ve gelişim dönemlerinden
biri erinliktir; diğer ikisi, doğumdan önceki embriyonik
aylar ve rahim dışındaki ilk yıldır. Sayısız değişimlerin
en açık olanları, ani büyüme atılımı, birincil ve ikincil cinsiyet
özellikleri'nin ortaya çıkmasıdır.
Çocukluk döneminde ortalama olarak erkek çocuklardan daha
kısa olan kız çocuklar ilk büyüme atılımına başlarlar ve bu
noktada genellikle daha uzun ve daha ağırdırlar. Bu atılım çoğu
zaman on ile on iki yaşlar arasında (ortalama olarak on iki yaşla)
ortaya çıkar ve bu süre boyunca kızların çoğu yılda 5-10 cm
büyür (Tanner, 1970). Daha yavaş bir büyüme ortalama bir kızın
maksimum boya on altı ya da on yedi yaş dolaylarında ulaşmasına
kadar sürer.
Gelişimin birçok alanında tipik olarak kızların iki yıl gerisinde
olan erkek çocuklar kendi büyüme atılımlarına genellikle
on ile on altı yaşlar arasında (ortalama olarak on dört yaşla)
başlarlar ve her yıl 7,5-12 cm büyürler. Daha sonra büyüme, maksimum
boya on sekiz ile yirmi yaşlar arasında ulaşılmasına kadar
yavaşlayarak sürer (Tanner, 1970). Bunların ortalama yaşlar
olduğunu, büyüme atılımının başladığı ve yayıldığı noktanın bireyden
bireye büyük ölçüde değiştiğini akılda tutmak gerekir.
Büyüme atılımı sırasında eller ve ayaklar çoğu zaman bedenin
diğer bölümlerinden daha çabuk gelişir; bu da geçici bir sakarlığa
ve beceriksizliğe yol açar. Örneğin, bir erkek çocuk zayıf
eşgüdümlü bir hokkabaz gibi kahve fincanını altlığın üzerinde
dengelemekte güçlük çeker. Ama bir saat sonra aynı çocuk tenis
sahasında şaşılacak bir incelik ve eşgüdüm gösterebilir. Beceriksizliğin
bedensel etkenlerden mi, toplumsal etkenlerden mi, yoksa
her ikisinden mi kaynaklandığı konusu tartışılabilir.
Ağırlık boyla birlikte artar. Erinliğin ilk evrelerinde, yaklaşık
on dört yaşına kadar, kızlar genellikle oğlanlardan daha
fazla kilo alırlar. Sonra oğlanlar onları yakalar ve geçerler
(Marlow, 1977). On bir ile on altı yaşlar arasında ortalama kız
çocuk yaklaşık on dokuz kilo, ortalama erkek çocuk yirmi beş kilo
alacaktır (Krogman, 1970). (Bir ergene, özellikle bir genç kıza bunun
normal olduğunu anlatmayı deneyiniz bakalım!). Her ne kadar
genetik etkenler boyun ve ağırlığın son durumunun belirlenmesinde
en önemli rolü oynuyorsa da, beslenme ve daha az ölçüde
iklim ve etnik köken de önemli olabilir.
Ağırlık konusunda iki sapma bazı ergenleri, kızları erkeklerden
daha fazla olmak üzere ilgilendirmektedir. Bunlardan
biri aşırı Şişmanlık'tır (obesity); diğeri de iştah kaybından doğan
aşırı kilo kaybı anlamına gelen anoreksia nervoza'dır.
Şişmanlık genellikle,"kişinin o boydaki ve yaştaki kişi
için olan ortalama ağırlığın yüzde 20 ya da daha fazla üstündeki
bir ağırlıkta olması" olarak tanımlanır (Watson ve Lowery,
1967, s. 435). Bazı otoriteler, bütün Amerikan ergenlerinin yüzde
35 kadarının şişman olarak sınıflanabileceğini, ama yüzde 10-15'inin
herkesçe şişman kabul edildiğini ileri sürmektedir (Bray
ve ark., 1972). Ne olursa olsun, şişmanlık, yalnızca yüksek tansiyonla
ve kalp-damar hastalığıyla ilişkisi nedeniyle değil,
aynı zamanda benlik kavramına, okula ve yaşıtlara uyum sağlamaya
etkisi nedeniyle de ciddi bir sorun haline gelmektedir.
Şişmanlığın nedenleri karmaşıktır; kimyasal dengesizlik
gibi, genetik ve fizyolojik etkenler ile kaygı ve aşırı yeme gibi
çevresel etkenler arasındaki olası etkileşimi içerir. Birçok araştırmacı,
bazı insanların aşırı beslendikleri ve diğer çocuklardan
daha şişman hücreler geliştirdiklerinde, bebeklikten itibaren
şişman olmaya programlandıkları kuramını benimsemektedir.
Başka araştırmacılar, bebeklik şişmanlığı ile çocukluk ve yetişkinlik
şişmanlığı arasındaki ilişkilerin hala açık olmadığını
düşünmektedirler.
Birçok araştırma kişinin şişman anababası olmasının etkilerini
ortaya koymaktadır. Şişman bir annesi ya da babası olan bir,
ergen yüzde 40 şişman olma şansına sahiptir, anababasının her
ikisi de şişman olan bir ergenin şansı yüzde 70-80'e çıkar (Hammer,
1965). Bir dahaki sefer, süpermarkette alışveriş yapan bazı
ailelere dikkat edin ve gözlemlerinizin bu bulguyu destekleyip
desteklemediğine bakın.
Kuşkusuz aşırı yemek şişmanlığın bir nedenidir, ama en
azından bir araştırma bazı şişman kızların az yediğini, çoğu zaman
ortalama ağırlıktaki kızlardan da az yediğini göstermektedir
(Huenemann, 1974). Bunun açıklaması, onların en sevdikleri
yiyeceklerin -hamburgerler, patates kızartmaları, çikolatalı
sütler, şekerlemeler, tatlı içecekler- yüksek kalorili olmasıdır.
Kızlar sık sık günün geç bir saatinde ya da gece tam yatağa girecekken
yemekte, dolayısıyla kalorileri yakmamaktadırlar. Ayrıca,
şişman kişiler daha az hareket etme eğilimindedir.
İkinci ağırlık sorunu -anoreksiya nervoza- yemek yemeği
reddetmeyi, alınan herhangi bir besini kusmayı ve aşırı kilo
kaybını içermektedir. Bliss ve Branch (1960), 81 kilodan 27 kiloya
düşen bir genç kız vakasını bildirmektedir. Kilo kaybı yanında,
kalp atışının azalması, kabızlık, ayhalinin kesilmesi (amenoreya)
sonuçlarını da getirmektedir. En ciddi durumunda bu sorun
hastanın hastaneye yatırılmasını ve tüple beslenmesini gerektirir;
ama anoreksiklerin yüzde 10 kadarının şiddetli açlıktan
öldüğü tahmin edilmektedir (Shesker ve Schildkrout, 1975).
Kızlarda bu sorun erkeklerdekinden hemen hemen on kat daha
fazla görülür, özellikle on iki ile yirmi beş yaşlar arasında, ortalama
olarak da on dört ya da on beş yaşlarında (Ushakov,
1971). Sorun genellikle şişmanlıktan kaçma kaygısıyla ve olası
bir gebe olma korkusuyla başlar, kendini çekiciliğini yitirmekten
koruma girişimi olarak ortaya çıkar.
Okuduklarınız, size, her birinizin, gelişimi biyolojik, psikolojik
ve toplumsal etkenlerin etkileşiminden etkilenen karmaşık
bir birey olduğunuzu öğretmiştir. Ergenlik, endokrin bezleri (kanalsız
organlar) damarlara hormonları saldığı zaman biyolojik
olarak başlar; kandaki hormonlar erinlik süreci (pubescence)
olarak bilinen bedensel ve cinsel değişimleri başlatır. Bazıları
bu süreci "sadece takımlar büyümez, suyu akmaya da başlar" diye
betimlemişlerdir.
BEDENSEL DEĞİŞİMLER
Çocukluğun sonu ile ergenliğin başlangıcı arasındaki, bireyin
cinsel olarak olgunlaşmaya başladığı görece kısa süre -bir ya da
iki yıl- erinlik olarak bilinir. En hızlı büyüme ve gelişim dönemlerinden
biri erinliktir; diğer ikisi, doğumdan önceki embriyonik
aylar ve rahim dışındaki ilk yıldır. Sayısız değişimlerin
en açık olanları, ani büyüme atılımı, birincil ve ikincil cinsiyet
özellikleri'nin ortaya çıkmasıdır.
Çocukluk döneminde ortalama olarak erkek çocuklardan daha
kısa olan kız çocuklar ilk büyüme atılımına başlarlar ve bu
noktada genellikle daha uzun ve daha ağırdırlar. Bu atılım çoğu
zaman on ile on iki yaşlar arasında (ortalama olarak on iki yaşla)
ortaya çıkar ve bu süre boyunca kızların çoğu yılda 5-10 cm
büyür (Tanner, 1970). Daha yavaş bir büyüme ortalama bir kızın
maksimum boya on altı ya da on yedi yaş dolaylarında ulaşmasına
kadar sürer.
Gelişimin birçok alanında tipik olarak kızların iki yıl gerisinde
olan erkek çocuklar kendi büyüme atılımlarına genellikle
on ile on altı yaşlar arasında (ortalama olarak on dört yaşla)
başlarlar ve her yıl 7,5-12 cm büyürler. Daha sonra büyüme, maksimum
boya on sekiz ile yirmi yaşlar arasında ulaşılmasına kadar
yavaşlayarak sürer (Tanner, 1970). Bunların ortalama yaşlar
olduğunu, büyüme atılımının başladığı ve yayıldığı noktanın bireyden
bireye büyük ölçüde değiştiğini akılda tutmak gerekir.
Büyüme atılımı sırasında eller ve ayaklar çoğu zaman bedenin
diğer bölümlerinden daha çabuk gelişir; bu da geçici bir sakarlığa
ve beceriksizliğe yol açar. Örneğin, bir erkek çocuk zayıf
eşgüdümlü bir hokkabaz gibi kahve fincanını altlığın üzerinde
dengelemekte güçlük çeker. Ama bir saat sonra aynı çocuk tenis
sahasında şaşılacak bir incelik ve eşgüdüm gösterebilir. Beceriksizliğin
bedensel etkenlerden mi, toplumsal etkenlerden mi, yoksa
her ikisinden mi kaynaklandığı konusu tartışılabilir.
Ağırlık boyla birlikte artar. Erinliğin ilk evrelerinde, yaklaşık
on dört yaşına kadar, kızlar genellikle oğlanlardan daha
fazla kilo alırlar. Sonra oğlanlar onları yakalar ve geçerler
(Marlow, 1977). On bir ile on altı yaşlar arasında ortalama kız
çocuk yaklaşık on dokuz kilo, ortalama erkek çocuk yirmi beş kilo
alacaktır (Krogman, 1970). (Bir ergene, özellikle bir genç kıza bunun
normal olduğunu anlatmayı deneyiniz bakalım!). Her ne kadar
genetik etkenler boyun ve ağırlığın son durumunun belirlenmesinde
en önemli rolü oynuyorsa da, beslenme ve daha az ölçüde
iklim ve etnik köken de önemli olabilir.
Ağırlık konusunda iki sapma bazı ergenleri, kızları erkeklerden
daha fazla olmak üzere ilgilendirmektedir. Bunlardan
biri aşırı Şişmanlık'tır (obesity); diğeri de iştah kaybından doğan
aşırı kilo kaybı anlamına gelen anoreksia nervoza'dır.
Şişmanlık genellikle,"kişinin o boydaki ve yaştaki kişi
için olan ortalama ağırlığın yüzde 20 ya da daha fazla üstündeki
bir ağırlıkta olması" olarak tanımlanır (Watson ve Lowery,
1967, s. 435). Bazı otoriteler, bütün Amerikan ergenlerinin yüzde
35 kadarının şişman olarak sınıflanabileceğini, ama yüzde 10-15'inin
herkesçe şişman kabul edildiğini ileri sürmektedir (Bray
ve ark., 1972). Ne olursa olsun, şişmanlık, yalnızca yüksek tansiyonla
ve kalp-damar hastalığıyla ilişkisi nedeniyle değil,
aynı zamanda benlik kavramına, okula ve yaşıtlara uyum sağlamaya
etkisi nedeniyle de ciddi bir sorun haline gelmektedir.
Şişmanlığın nedenleri karmaşıktır; kimyasal dengesizlik
gibi, genetik ve fizyolojik etkenler ile kaygı ve aşırı yeme gibi
çevresel etkenler arasındaki olası etkileşimi içerir. Birçok araştırmacı,
bazı insanların aşırı beslendikleri ve diğer çocuklardan
daha şişman hücreler geliştirdiklerinde, bebeklikten itibaren
şişman olmaya programlandıkları kuramını benimsemektedir.
Başka araştırmacılar, bebeklik şişmanlığı ile çocukluk ve yetişkinlik
şişmanlığı arasındaki ilişkilerin hala açık olmadığını
düşünmektedirler.
Birçok araştırma kişinin şişman anababası olmasının etkilerini
ortaya koymaktadır. Şişman bir annesi ya da babası olan bir,
ergen yüzde 40 şişman olma şansına sahiptir, anababasının her
ikisi de şişman olan bir ergenin şansı yüzde 70-80'e çıkar (Hammer,
1965). Bir dahaki sefer, süpermarkette alışveriş yapan bazı
ailelere dikkat edin ve gözlemlerinizin bu bulguyu destekleyip
desteklemediğine bakın.
Kuşkusuz aşırı yemek şişmanlığın bir nedenidir, ama en
azından bir araştırma bazı şişman kızların az yediğini, çoğu zaman
ortalama ağırlıktaki kızlardan da az yediğini göstermektedir
(Huenemann, 1974). Bunun açıklaması, onların en sevdikleri
yiyeceklerin -hamburgerler, patates kızartmaları, çikolatalı
sütler, şekerlemeler, tatlı içecekler- yüksek kalorili olmasıdır.
Kızlar sık sık günün geç bir saatinde ya da gece tam yatağa girecekken
yemekte, dolayısıyla kalorileri yakmamaktadırlar. Ayrıca,
şişman kişiler daha az hareket etme eğilimindedir.
İkinci ağırlık sorunu -anoreksiya nervoza- yemek yemeği
reddetmeyi, alınan herhangi bir besini kusmayı ve aşırı kilo
kaybını içermektedir. Bliss ve Branch (1960), 81 kilodan 27 kiloya
düşen bir genç kız vakasını bildirmektedir. Kilo kaybı yanında,
kalp atışının azalması, kabızlık, ayhalinin kesilmesi (amenoreya)
sonuçlarını da getirmektedir. En ciddi durumunda bu sorun
hastanın hastaneye yatırılmasını ve tüple beslenmesini gerektirir;
ama anoreksiklerin yüzde 10 kadarının şiddetli açlıktan
öldüğü tahmin edilmektedir (Shesker ve Schildkrout, 1975).
Kızlarda bu sorun erkeklerdekinden hemen hemen on kat daha
fazla görülür, özellikle on iki ile yirmi beş yaşlar arasında, ortalama
olarak da on dört ya da on beş yaşlarında (Ushakov,
1971). Sorun genellikle şişmanlıktan kaçma kaygısıyla ve olası
bir gebe olma korkusuyla başlar, kendini çekiciliğini yitirmekten
koruma girişimi olarak ortaya çıkar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)